Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

4 Aralık 2007

Sultan Galiyev

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Türkiye

 


"Teşekkürler Türkiye"


-Bedri Baykam-


Son günlerde sosyal ortamımızın üzerine bir karabasan çöküşünün net ipuçlarını görüyoruz.

 

Artık ülkenin yönetimini toptan ele aldığına inanan AKP hükümeti, adım adım yobaz Türkiye’yi yaratmak için, sinsice kollarını kurbanına doğru uzatan bir ahtapot gibi davranıyor!

 

Bir yandan AKP hükümeti belediyeleri ve onların “kaynakça”ları, yani tarikatlar, yobaz basın, dinci kamplar, yobaz finans kaynakları…

 

Bir yandan da AKP hükümetini yalnız para kazanacak bir “altın yumurtlayan tavuk” olarak gören, siyasetten nasibini hiç almamış, kaypak, dönek, yüzer-gezer, yağcı, sefil bir ırk var ortalarda…

 

Bir grup daha var. O da ülkede “çok kötü şeyler” olduğunu bilen ya da hisseden, fakat işi günlük hayatta şakaya vurup, bir şey yokmuş gibi davranan, başını kuma gömmüş, “güzel hayat” yaşamaya çalışan, bir yandan için için üzülüp, öte yandan kılını kıpırdatmayan insanlar grubu…

 

Üst üste yaşanan ve “barometre”nin nasıl karanlık bir ufuk çizgisine doğru kaydığını gösteren tüm gelişmeleri, üst üste hatırlatmama gerek var mı?

 

Hafriyat grubu, “Allah Korkusu” sergisini henüz açmadan, Vakit Gazetesi sergiyi “küstah sergi” başlığıyla duyurdu ve “amaç sanat yapmak değil, sövgü” şeklinde saldırdı.

 

Hafriyatçılar her ne kadar sergilerinin yalnız “toplumsal korku kavramıyla ve bu korkunun iktidarlar tarafından ayrışmalar yaratılarak kullanılmasıyla ilgili bir afiş sergisi” olduğunu söyleyip kendi düşüncelerini açıklasalar da, tehditler sürünce, koruma istemek için polisi aradılar.

 

Gerisi Aziz Nesin hikayesi: Bildiğiniz gibi “koruma” amaçlı gelen polis, tam tersine sanatçıların işlerinden rahatsız oluyor (!) ve soruşturma açmak istiyor! Olay bir hukuki soruşturma ve gerginlik etrafında dönüp duruyor. Bazı sanatçılar, olaylar hızla birinci sayfalara tırmanınca yapıtlarını geri çekiyorlar. Sanat, kendisini sürekli daralan bir kuşatma içinde hissediyor.

 

Yine geçen on günde gündemi yakından işgal eden bir konu, Gaziantep’te ressam Ayşegül Yarar’ın açtığı serginin tülbentle sansür edilme olayı. Bildiğiniz gibi açılıştan hemen önce oluşan baskı ortamında, “nü resimlerin bölge halkına ağır kaçacağı” konusunda uyarılan sanatçı, o anda bir oldu-bittiye getirilerek ani bir karar vermesi için köşeye sıkıştırılıyor. Tabii ki onun aldığı bu “tülbent” kararı da haklı olarak çok eleştiri aldı. Ancak kendimizi o sanatçının yerine koymak lazım. Doğaçlama her hamleyi, ağır baskı ortamlarında yalnız bir insan kolay yapamayabilir.

 

Pendik’te AKP Belediyesi, Belediye galerisinde eser sergilemek isteyen sanatçılara zorla bir sözleşme imzalatıyor. “Açılışta alkol dağıtılmayacak, eserler yerel ahlak kurallarına göre yapılacak” gibi taahhütler de isteniyor. Hangi sanatçı” bunu imzalayabilir ki?

 

Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği (UPSD) Başkanı sıfatımla(da) Yarar’ı aradım ve görüştüm. Hafriyatçılardan ise desteğimize bir yanıt gelmeden onları sansürleyen zihniyete bir kınama bildirisi yayınladık. Mesleğin profesyonel kurumu olarak özgürlükleri korumak dışında ne seçeneğimiz olabilir mi? Bir serginin adını ya da başka açıklarını, sloganlarını eleştirebilirsiniz. Ama yasaklar ve tehditlerle, oto sansüre doğru zorlamalarla, faşizmden başka bir yere varamazsınız.

 

“Mahalle baskısı” son 3-4 ayda bilinçli bir şekilde pompalanarak gündemimize yerleştirildi. “Malum medya” bunu, reklamını yaparcasına sıcak tuttu. Nasıl sanatçılarımız bir otosansüre itiliyorsa, toplumun geneli de oluşturulan bu yeni yobaz ortama göre davranmaya itiliyor.

 

“Çocuk pornosu” diye bir konu, yine aynı taktiklerle gündeme aşırı bir gürültüyle sokuşturuldu ve hemen ardından yaratılan “müsait” ortamda, gerek erotizmin “müstehcenlik” kavramı öne sürülerek yasakçı bir zihniyetin hücumuna uğraması ve siyasi internet sansürünün de bu halkaya eklenmeye çalışılması, “yobaz Türkiye” portresi çizilirken önemli gelişmeler oldu. Amasya’da okullarda kız talebelere karşı yürütülen dinci “kapanma baskıları” olayın medyaya yansıyabilmiş örneklerinden. Yoksa her gün daha sayısız vakanın yaşandığını biliyoruz.

 

Tüm bu saydıklarımız, önümüzdeki günlerde/aylarda yaşayacağımız çok daha ağır olayların habercisi olmak dışında, bir sürpriz teşkil etmiyorlar.

 

Geçen hafta boyu süren Contemporary İstanbul 2007 sanat fuarındaki 3-D sergimde, “Teşekkürler Türkiye” isimli, üç boyutlu bir yapıt sergiledim. Atatürk ve çevresinde Gül, Erdoğan, eşleri, etraflarında ise kapatılmış her yaştan türbanlı, çarşaflı kadınlar. Atatürk, kendi ülkesine “teşekkürler Türkiye” diye sesleniyor, bu oluşturulan mükemmel uyumlu tablo için… Sergime gelen binlerce insan, neden en çok bu resme vuruldular, merak ettim. İlk defa gördükleri üç boyutlu uygulamanın şaşkınlığından mı, yoksa kendilerini aynaya bakar gibi hissedip, Gazi’nin sesiyle irkilmelerinden mi, çıkaramadım…

 

 

Bedri Baykam

4 Aralık 2007



Bizi “Medeniyet” Öldürdü Atam… -Bedri Baykam-


O kadar çok şey yaşadık ki senden sonra Atam… Şöyle yukarlardan bize doğru baksan, önce gurur duyarsın: Köprüler, tüneller, gökdelenler, tüten fabrikalar, ortalarda dalgalanan bayraklar, göklerden süzülen koca uçaklar… “Attığımız tohumlar nerelere varmış, istikbal göklerdedir dedik, bak şimdi bulutların ortasına zıpkın gibi binalar dikmişler”, dersin… Yine bir bakarsın bulutların arasından, on binlerce araba… Bir tereddüte düşebilirsin, herkes almış, ama niye bir saattir aynı yolda duruyorlar, ömür bu kadar mı değersizleşti acaba, yoksa ölümsüzlüğün sırrınımı buldular” diye sorabilirsin kendine.



Lütfen Artık Samsun’dan Ankara’ya Yürümeyin! -Bedri Baykam-


Bir Suudi Kralı düşünün… 10 Kasım’da Devleti, Cumhurbaşkanı ve Başbakanı’yla ayağına çağırdı ve getirdi… Bulunduğu otelin barını alçıpanla kapattıran, kendi fotoğrafını ve bayrağını tahtıyla beraber bu buluşma “makamının” göbeğine yerleştiren, kendisini dünyada şeriatın başmakamı sanan bu adam, yine küstahça Anıtkabir’e gitmeye de gerek görmedi. VE bütün bunlar yetmiyormuş gibi, Türk bayraklarının gönderde yarıya indirildiği bir ulusal anma gününde, Atatürk’e olan saygısızlığını tekrar kanıtlarcasına, utanmadan kendi bayrağını yarıya indirmedi. İşte Türkiye adına, bu kişiye “şeref madalyası” verildi! Erdoğan ve Gül “takım”ını tebrik etmek lazım. Ne hac kotasıymış ama!



Erdal İnönü’nün Ardından Düşünceler -Bedri Baykam-


Erdal Bey, siyaseti kişisel bir hırs vesilesi olarak kullanmadı hiçbir zaman. 12 Eylül sonrası mecburen, üzerine binen ağır sorumlulukların karşılığını verebilmek için siyasete girdi, SHP Başkanı olarak döneme damgasını vurdu. Siyaset normal mecrasında kesintisiz aksaydı, Erdal Bey yalnız üniversitedeki fizik kürsüsüyle ve tarihle, kaleme aldığı anılarıyla, ailesiyle, entellektüel faaliyetleriyle meşgul olurdu.


 

Bedri Baykam


Bedri Baykam 1957 yılında Ankara'da CHP milletvekili Dr. Suphi Baykam ve Yüksek Mimar Mühendis Mutahhar Baykam'ın ikinci çocuğu olarak doğdu. İki yaşında resim yapmaya başladı. Altı yaşında Ankara, Bern ve Cenevre'de ilk eserlerini sergiledi. Harika çocuk olarak tanımlandığı 1960'lı yıllarda Avrupa ve Amerika'nın birçok sanat merkezinde sürekli olarak sergiler açtı, büyük ilgi gördü. İstanbul Fransız Lisesi'ne devam eden Bedri Baykam 1975 yılında Paris'e taşındı. Sorbonne Üniversitesi'nde işletme ve ekonomi tahsili yapan Baykam, bu fakülteden master aldı. Paris'te aynı süreç içinde L'Actorat isimli özel okulda aktörlük tahsili de yaptı. Baykam 1970'li yıllar boyunca aynı zamanda Türkiye Şampiyonaları'nda önemli dereceler alan ünli bir tenisçi oldu.

1980 yılında Amerika'ya taşınan sanatçı, 1984'e kadar California College of Arts and Crafts'de resim ve sinema eğitimi gördü. 1987 yılına kadar Amerika'da kalan Baykam, bu süre içinde de San Francisco, New York, İstanbul ve Paris'te birçok sergiler açmaya devam etti.


1987'de atölyesini İstanbul'a taşıyan Baykam, bugüne kadar 89 kişisel sergi açtı, birçok grup sergisine katıldı, birçok kısa metrajli film ve video filmleri çekti, kısa ve uzun metrajlı filmlerde aktörlük yaptı. Baykam'ın yayınlanmış 20 kitabı bulunuyor.

Çagdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Atatürkçü Düsünce Dernegi'nin aktif üyelerinden olan sanatçı, aynı zamanda UNESCO'ya bağlı Uluslararası Plastik Sanatlar Dernegi'nin de kurucularından ve halen bu örgütün Türkiye ulusal komitesi başkanı. Sosyal demokrat üç partinin birleşmesini sağlamak amacıyla kurulan Taban Operasyonu hareketini, çesitli demokratik kitle örgütleri başkanları ile beraber örgütleyen ve yönlendiren Baykam, 1995 yılı CHP kurultayında, CHP Parti Meclisi Üyeliğine seçildi ve bu göreve üç sene boyunca devam etti. Daha önce Güneş, Tempo, Siyah-Beyaz, Cumhuriyet, Aydınlık ve Aksam'da köşesi olan, üç yıl boyunca "Dönemin Rengi" isimli bir kültür tartışma programını Prima TV'de hazırlayan ve sunan, 2 yıl boyunca Artist-Skala sanat dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapan Baykam, ayrıca Cumhuriyet Gazetesinde siyasi ve diğer sanat dergileri için de sanatsal makaleler yazıyor. FBTV'de "2 F 1 B" isimli bir futbol tartışması sunuyor.

Yeni Dışavurumculuk akımının öncülerinden olan ve ayrıca yaptığı multi-medya enstalasyonları (Livart) ve kolajli siyasi sanat eserleriyle de tanınan Baykam, sürekli kabuk değiştirmeyi seven bir sanatçı. 80'lerin başından bu yana birçok 16mm kısa film yönetti ve çesitli uzun metrajli filmlerde oyuncu olarak rol aldı.
 

1999 Aralık ayında, 40 yıllık sanat serüvenini ele alan retrospektif sergisi İstanbul'da, AKM'de açıldı. Amerikalı yönetmen Stefan R. Svetiev'in "This Has Been Done Before" isimli filmi, sanatçının tüm kariyerini ve siyasi yaşamını ele alan bir belgesel olarak aynı süreçte tamamlandı. Boyut Yayın Grubu aynı vesileyle Baykam'ın tüm dönemlerini biraraya getiren 480 sayfalık, "I'm Nothing But I'm Everything" isimli geniş monografiyi yayınladı.
 

2003 yılında CHP kurultayında Parti'nin Genel Başkan adaylarından olan ve "Yurtsever Hareket"in kurucusu ve yönlendiricilerinden olan Bedri Baykam, yıllardır ülkemizde siyaset sahnesinin ortasında yer alan aydınlardan biri.

Baykam ayrıca merkezi İstanbul'da bulunan Piramid Film Prodüksiyon Yapımcılık ve Yayıncılık şirketi ile Piramid Sanat'ın kurucusu. 


1997 Mayıs ayında gazeteci Sibel (Yağcı) Baykam ile evlendi. Ocak 1999'da çiftin Suphi adını verdikleri oğulları oldu.


 Umumi Siyaset



 


 


 Dünya



 


 


 Kavram




...


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar