Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

6 Kasım 2007

Sultan Galiyev

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Türkiye

 


Erdal İnönü’nün Ardından Düşünceler


-Bedri Baykam-


Erdal İnönü cenazesi, bir defa daha bütün demokrat insanları bir araya getirdi. Yüz binler bu güzel insanı tek yürek olarak uğurladılar, önce Ankara’da, ardından da İstanbul’da. Dökülen gözyaşları çok samimiydi.

 

Erdal Bey, siyaseti kişisel bir hırs vesilesi olarak kullanmadı hiçbir zaman. 12 Eylül sonrası mecburen, üzerine binen ağır sorumlulukların karşılığını verebilmek için siyasete girdi, SHP Başkanı olarak döneme damgasını vurdu. Siyaset normal mecrasında kesintisiz aksaydı, Erdal Bey yalnız üniversitedeki fizik kürsüsüyle ve tarihle, kaleme aldığı anılarıyla, ailesiyle, entellektüel faaliyetleriyle meşgul olurdu.

 

Erdal Bey, sürekli olarak diğer “sözde” sol liderlerin aksine çevresini dinledi, sorumlulukları en demokratik yöntemlerle paylaştı, en demokratik yapıyı bulmaya çalıştı. Sürekli olarak solun birleşmesi gerektiğini vurguladı. Bu konuda kendi üzerine düşen çağrıları yaptı. Malum duvarlara çarptı. Herhalde dışarı yansıtmasa da bu durumu dehşetle karşıladı. İnsanların siyaset uğruna yapabileceklerini üst üste yaşaya yaşaya siyasete olan inancını da yitirdi.

 

Siyasette hep esprileriyle, gülücükleriyle yer aldı. Hiçbir gün insanları kırarak, ağzını bozarak, seviyeyi düşürerek sözler sarf etmedi. Çizdiği tüm kimlik ve portreyle Türkiye’de siyasi ve entellektüel yaşamda her birimize büyük dersler veren örnek bir insan oldu. Aslında standartları koruyarak da yine her şeyin zerafet içinde söylenebileceğini kanıtladı.

 

Koltuğuna yapışmadı. Tam tersine, ilk fırsatta o koltuğu layıkıyla sahip çıkacak birini aradı ve 90’ların başında gereğini yaptı, tüm baskılara rağmen de o koltuğa dönmedi. Ama bu kesinlikle rekabetle baş etmeyi göze alamadığından değildi. En hırslı şekilde üç kere üst üste kendisine Genel Başkanlık koltuğu için meydan okuyan Deniz Baykal’ı her defasında mağlup etmeyi başardı. İşin unutulmaz traji-komik yanı, Baykal’ın o koltuğu talep ederken “seçimde başarısız olan gider” sözlerine rücu etmesiydi!

 

Erdal Bey’in içinde yetiştiği o büyülü ortamı çok iyi tanırım. 1950 ve 60’larda İnönü’ye en yakın noktada çalışan iki-üç genç milletvekilinden biri olan babam Dr. Suphi Baykam defalarca Pembe Köşk’e gittim. İsmet Paşa’nın çocuklara olan sevgisini, sıcaklığını, sevecenliğini kendim yakından yaşadım. Hangi özenle küçük çocuklara, gençlere yaklaştığını normal bir vatandaşın pek anlamasına imkan yok. Pembe Köşk’te Cumhuriyet’in sadeliği, bilinci, mütevaziliği içinde, Atatürk’ün tüm manevi mirasını her hücrelerine zerkederek büyütülen Ömer, Erdal ve Özden İnönü, bu nedenle bu ülkenin mumla aradığı bir seviyeye eriştiler. Sağlam, gösterişsiz, halkını seven ve sayan, bilim, sanat ve hukukun üstünlüğüne, aydınlanmaya gönülden bağlı aileler yetiştirdiler.

 

Erdal Bey için sıkça kullanılan bir deyim “Bu ülkeye değil, Hollanda’ya Başbakan olmalı” cümlesiydi. Burada hangi esprili yanıtlar verdiğini çok iyi biliyoruz, ama bu sözde doğruluk payı da vardı.

 

1980’lerin ikinci yarısında, şeriatçı-ılımlı İslamcı çıkış, Cumhuriyeti devirme projesinin en önemli hamlesi olarak içi boş bir 141 – 142 ile içi en tehlikeli rejim yıkıcı atom parçacıklarıyla yüklü 163. maddeyi, demokrasi uğruna bir anlamda takas ederek bunları kaldırmak istediler. 1988-1990 arasında, başta Muammer Aksoy olmak üzere, Aysel – Oktay Ekşi, Türkan Saylan’la beraber SHP üstüne büyük baskı kurarak, bu suça ortak olmamasını, laik demokratik Cumhuriyet’i çökertecek bu tavizden, bu büyük gaftan uzak durmasını istedik. Erdal Bey’le bu konuyu yalnız yarı-resmi ziyaretlerde makamında görüşmedim. Kuzenimin kuzeni ile İnönü’nün torununun evli olması, kimi zaman ender de olsa bizi akraba evlerinde, daha uzun süreçlerde bir araya getirdi. Gelecekte şeriatçılığın önünün bu yasayla açılmasının bizi ne gibi tehlikelerle ve dar boğazlarla karşı karşıya bırakacağını üç saat Erdal Bey’le konuştuğumu bilirim. Erdal Bey o kadar iyi kalpli, o kadar demokrat, o kadar iyi niyetli bir insandı ki, bu sözlere de verdiği cevap şu eksende oluyordu: “Bedri Bey, bu sözünü ettiğiniz tehlikeler gerçekleşecek olsa bile, buna dur deme hakkımız yok, insanların yaymak istedikleri düşünceleri şeriatçılık olsa bile, buna tahammül etmek zorundasınız”. “Peki Erdal Bey, ülkemizin eğitim zaafları, enflasyona ezilmiş ve çaresiz olması, bu düşünceyi değiştirmez mi?”. “Hayır, hiçbir şey değiştirmez”. Belki bu yüzden Erdal İnönü Hollanda’ya yakışan başbakandı.

 

163 kaldırıldı, gerisi malumunuz… Solun birleşmemesi ve dış baskıların da yardımıyla felaket bu açık kapıdan girdi, devletin her kademesine kadar yükseldi.

 

Pazar gecemizi, devrimci gençlik gruplar ve sanatçılarla beraber, “Karanlığa Karşı Sanat” cephesinin eylemiyle, AKM ve Muhsin Ertuğrul’un yıkılmasını engellemek için yürüyüşler ve Taksim Meydanı’nda konuşmalar yaparak geçirdik. Kuşatma devam ediyor. Ama tepki gücümüzü küçümseyenlerin sonunda ağır bir tokat yiyeceklerine inanıyorum.

 

Bedri Baykam

6 Kasım 2007



Kovulduk Ey Halkım; Unutma Bizi! -Bedri Baykam-


Emin Çölaşan, arada ender de olsa görüşüp, daha sık telefonlaşma fırsatı bulduğum, yaşayan en değerli araştırmacı gazetecimiz. Onun susturulması, okuyucularıyla buluşma haklarının elinden alınması, Türk demokrasisi ve basın özgürlüğü açısından çok önemli bir kayıp. Bu görüşlerimi daha önce de sizlerle paylaştım. Tabii ki Uğur Mumcu susturulduktan sonra, onun “Vurulduk ey Halkım, Unutma Bizi” dizelerinin çok ağır bir etkisi vardı üzerimizde.



50 Yılımın Bilançosu -Bedri Baykam-


Geçtiğimiz baharda, o heyecanlı Cumhuriyet mitinglerinin koşturmasının ortasında bir 26 Nisan günü İstanbul Mitinginden birkaç gün önce yarım asırı devirmişim… 50 Yaş! Ben çocukken, “50”, bize çok yaşlı gelirdi. Genç siyasetçiler 30 -35 yaşında olurdu. zaten o günlerde ortalama yaşam çok kısaydı. Tarancı meşhur dizelerinde “Yaş 35, yolun yarısı eder” demişti ama birçok değerli insan 60’ında ölüp gidiyordu. “Yalnız iyiler erken ölür” cümlesi o zamanlarda geçerliydi.



Tebriklerimi Sunuşumdur... -Bedri Baykam-


Tabii merkez sağın hakkı da yenmemeli… Liderlerinden, milletvekillerine, hepsini ikaz ettiğimiz pastanın büyük pay sahibi “dincilere sürekli ödünler verirsek, kaymayı durdururuz, zaten onlara yüz vermezsek, Anadolu’dan oy alamayız” diye diye bu ülkeyi tarikat cenneti haline getirmeseler, günde iki cami, beş Kur’an kursu açmasalar yobazlık hiç bu kadar kolay yayılabilir miydi? Bir tebrik de aydınlarımıza, sanatçılarımızın hatırı sayılır bir kesimine. Onlar da çözümsüzlük üretmeyi, elini taşın altına koymamayı, halkı uyarmamayı, tam tersine uyaranların dedikodusunu yapmayı, hedef olmamayı yeğleyip, yazmaya, dizilerde koşturmaya devam ettiler. Onlar “maazallah” harekete geçseler, meydan böyle boş kalır mıydı?


 

Bedri Baykam


Bedri Baykam 1957 yılında Ankara'da CHP milletvekili Dr. Suphi Baykam ve Yüksek Mimar Mühendis Mutahhar Baykam'ın ikinci çocuğu olarak doğdu. İki yaşında resim yapmaya başladı. Altı yaşında Ankara, Bern ve Cenevre'de ilk eserlerini sergiledi. Harika çocuk olarak tanımlandığı 1960'lı yıllarda Avrupa ve Amerika'nın birçok sanat merkezinde sürekli olarak sergiler açtı, büyük ilgi gördü. İstanbul Fransız Lisesi'ne devam eden Bedri Baykam 1975 yılında Paris'e taşındı. Sorbonne Üniversitesi'nde işletme ve ekonomi tahsili yapan Baykam, bu fakülteden master aldı. Paris'te aynı süreç içinde L'Actorat isimli özel okulda aktörlük tahsili de yaptı. Baykam 1970'li yıllar boyunca aynı zamanda Türkiye Şampiyonaları'nda önemli dereceler alan ünli bir tenisçi oldu.

1980 yılında Amerika'ya taşınan sanatçı, 1984'e kadar California College of Arts and Crafts'de resim ve sinema eğitimi gördü. 1987 yılına kadar Amerika'da kalan Baykam, bu süre içinde de San Francisco, New York, İstanbul ve Paris'te birçok sergiler açmaya devam etti.


1987'de atölyesini İstanbul'a taşıyan Baykam, bugüne kadar 89 kişisel sergi açtı, birçok grup sergisine katıldı, birçok kısa metrajli film ve video filmleri çekti, kısa ve uzun metrajlı filmlerde aktörlük yaptı. Baykam'ın yayınlanmış 20 kitabı bulunuyor.

Çagdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Atatürkçü Düsünce Dernegi'nin aktif üyelerinden olan sanatçı, aynı zamanda UNESCO'ya bağlı Uluslararası Plastik Sanatlar Dernegi'nin de kurucularından ve halen bu örgütün Türkiye ulusal komitesi başkanı. Sosyal demokrat üç partinin birleşmesini sağlamak amacıyla kurulan Taban Operasyonu hareketini, çesitli demokratik kitle örgütleri başkanları ile beraber örgütleyen ve yönlendiren Baykam, 1995 yılı CHP kurultayında, CHP Parti Meclisi Üyeliğine seçildi ve bu göreve üç sene boyunca devam etti. Daha önce Güneş, Tempo, Siyah-Beyaz, Cumhuriyet, Aydınlık ve Aksam'da köşesi olan, üç yıl boyunca "Dönemin Rengi" isimli bir kültür tartışma programını Prima TV'de hazırlayan ve sunan, 2 yıl boyunca Artist-Skala sanat dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapan Baykam, ayrıca Cumhuriyet Gazetesinde siyasi ve diğer sanat dergileri için de sanatsal makaleler yazıyor. FBTV'de "2 F 1 B" isimli bir futbol tartışması sunuyor.

Yeni Dışavurumculuk akımının öncülerinden olan ve ayrıca yaptığı multi-medya enstalasyonları (Livart) ve kolajli siyasi sanat eserleriyle de tanınan Baykam, sürekli kabuk değiştirmeyi seven bir sanatçı. 80'lerin başından bu yana birçok 16mm kısa film yönetti ve çesitli uzun metrajli filmlerde oyuncu olarak rol aldı.
 

1999 Aralık ayında, 40 yıllık sanat serüvenini ele alan retrospektif sergisi İstanbul'da, AKM'de açıldı. Amerikalı yönetmen Stefan R. Svetiev'in "This Has Been Done Before" isimli filmi, sanatçının tüm kariyerini ve siyasi yaşamını ele alan bir belgesel olarak aynı süreçte tamamlandı. Boyut Yayın Grubu aynı vesileyle Baykam'ın tüm dönemlerini biraraya getiren 480 sayfalık, "I'm Nothing But I'm Everything" isimli geniş monografiyi yayınladı.
 

2003 yılında CHP kurultayında Parti'nin Genel Başkan adaylarından olan ve "Yurtsever Hareket"in kurucusu ve yönlendiricilerinden olan Bedri Baykam, yıllardır ülkemizde siyaset sahnesinin ortasında yer alan aydınlardan biri.

Baykam ayrıca merkezi İstanbul'da bulunan Piramid Film Prodüksiyon Yapımcılık ve Yayıncılık şirketi ile Piramid Sanat'ın kurucusu. 


1997 Mayıs ayında gazeteci Sibel (Yağcı) Baykam ile evlendi. Ocak 1999'da çiftin Suphi adını verdikleri oğulları oldu.


 Umumi Siyaset



 


 


 Dünya



 


 


 Kavram




...


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar