Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

23 Ekim 2007

Sultan Galiyev

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Türkiye

 


Kovulduk Ey Halkım; Unutma Bizi!


-Bedri Baykam-


Emin Çölaşan, arada ender de olsa görüşüp, daha sık telefonlaşma fırsatı bulduğum, yaşayan en değerli araştırmacı gazetecimiz. Onun susturulması, okuyucularıyla buluşma haklarının elinden alınması, Türk demokrasisi ve basın özgürlüğü açısından çok önemli bir kayıp. Bu görüşlerimi daha önce de sizlerle paylaştım. Tabii ki Uğur Mumcu susturulduktan sonra, onun “Vurulduk ey Halkım, Unutma Bizi” dizelerinin çok ağır bir etkisi vardı üzerimizde. Yobazlar, can damarımızdan vurmuşlardı bizi. Çölaşan da “Kovulduk ey Halkım Unutma Bizi” derken, haklı olarak susturulan araştırmacı gazeteciliğe gönderme yapıyor. Şunu unutmayın, bizler “araştırmacı-gazeteci” değiliz. Gizli istihbarat takibi yapmıyoruz. Yani “bazılarına” verebileceğimiz “zarar” çok daha limitli…

 

Emin’in kaleminin durdurulması, bir bakıma Mumcu’nun başına gelenden bile daha ağır bir olay. Çünkü Emin’i durduran “bizim kesim”. Bu demokrasimizin intihar sürecinin başlangıcı. Artık, içimize işleyen karanlıkla mücadele edemeyenler, kendi seslerini boğazlayıp, susturmayı tercih ediyorlar. Her ne kadar Emin’in yaşıyor olması bizlere büyük bir teselliyse de, bu sözünü ettiğim olgu çok ağır bir tokat. Benim elim artık o gazeteyi tutup okumaya varmıyor. Emin’den boşalan o hüzünlü sayfaya gelince, orada Cumhuriyetimizin geçmişini de, geleceğini de görür gibi oluyorum!

 

Emin benim arkadaşım. Aramızda bir çıkar ilişkisi yok. Hatta şöyle söyleyeyim: Bırakın maddiyatı, Emin’le süregelen ilişkimin bir siyasal eylemci ve yazar olarak da bana bir getirisi yok. Ne 1993’te “Taban Operasyonu” ile solu şeriatçı çıkışa karşı birleştirmeye çalışırken, ne 2003’te olaylı CHP Kurultayı’nda tüzük darbesi ile anayasal siyasi haklarım gasp edildiğinde, ne son 2,5 yılda Yurtsever Hareket’le götürdüğümüz anti-laik akımları hedef alan çıkışımızda, ne AKP icraatını 4 yıl üstünden didikleyen son kitabımın tanıtımında Emin’in bu çabalara somut olarak katkıda bulunan makaleleri olmamıştır. (Zaten genel olarak da demokratik basınımızda, kitle örgütlerinin ve eylemci yazarların bu çabaları –niye bilinmez- pek rağbet görmez, bu genel bir Türkiye sendromudur. Hiçbir zaman da bu nedenle Cumhuriyet düşmanları gibi sağlam bir takım olamadık. Bu yüzden bizler hep potansiyel gücümüzün beşte birinde gezeriz. Bu gibi durumlarda da tepkimiz limitli kalır…) Emin’in makalelerinin durdurulması, benim Atatürk Cumhuriyet’ine indirilmiş bir darbe olarak yaşadığım bir saldırıdır. Tabii bunun arkadaşım Emin’in başına gelmesi, olayı daha kişisel hale getiriyor.

 

Türkiye, Çölaşan kadar cesur, gözü pek, çalışkan, dürüst ve tüm yaşamını mesleğine adamış bir gazeteci zor bulur. Bu sebeplerden dolayı, Çölaşan’ın siyasal entelektüel dünyamızdan bu şekilde çıkarılmak istenmesi, hazmedebileceğim veya affedebileceğim bir olay değildir ve bunu söyleyecek hiçbir kişisel nedenim yoktur. Emin’in savunduğu değerler, benim de inandığım ve uğruna her şeyi göze aldığım değerlerdir. Onun susturulması bu ortak hedeflere vurulmuş bir darbedir.

 

Çölaşan’ın başına gelen olayın suçlusunu toplum genel olarak “gazetesi” olarak görüyor. Tabii ki kimse bunu aksini söyleyemez. Ama o yayın kuruluşunun o akıl almaz noktalara gerileyişinde, o ekonomik yaptırım gücünü kullanan siyasi otoritenin suçu yok mu? Ortada yapılan bir şantaj varsa ve o şantaja boyu eğen birileri varsa, suçun büyüğü şantajı yapanda mıdır, yoksa şantaja boyun eğende midir? Tartışılır. Ama galiba bizler şantajı yapanların suçunu görmezden gelir olduk, yalnız şantaja boyun eğene yükleniyoruz…  Türkiye için vazgeçilmez önemini bu vesileyle bir kere daha idrak ettim. Gazeteciliğini özgür, dürüst, “cambazlık” yapmayan, kendine “jonglör”lük vasıfları biçmeyen, yalnız mesleğini yapacak özgürlükte insanlar tarafından üstlenilmesinin değerini tekrar anladım.

 

Bu toplumun başka Çölaşanlar çıkarmasının ne kadar zor olduğunu çok iyi bildiğim için, olayın vahametini tam olarak aktaran bu kitabı kesinlikle okumanızı öneriyorum. Çölaşan’ın eskisinden daha da verimli bir dürtüyle o muhteşem yazarlık serüvenine dönmesini, toplumumuzu aydınlatmaya devam etmesini temenni ediyorum. Onun “mevzi dışı” kalması, Cumhuriyet karşıtı güçlerin alacağı önemli bir galibiyet olur. Bizlerin buna izin verme lüksü, ülkemizin içinde bulunduğu şartlarda tabii ki olamaz. Bir de şu gerçek var: Medya patronları etik dışı ödünler vereceklerine o büyük güçlerini bir hatırlasalar… Çölaşan işte en çok bu konuda haklı!

 

Bedri Baykam

23 Ekim 2007



50 Yılımın Bilançosu -Bedri Baykam-


Geçtiğimiz baharda, o heyecanlı Cumhuriyet mitinglerinin koşturmasının ortasında bir 26 Nisan günü İstanbul Mitinginden birkaç gün önce yarım asırı devirmişim… 50 Yaş! Ben çocukken, “50”, bize çok yaşlı gelirdi. Genç siyasetçiler 30 -35 yaşında olurdu. zaten o günlerde ortalama yaşam çok kısaydı. Tarancı meşhur dizelerinde “Yaş 35, yolun yarısı eder” demişti ama birçok değerli insan 60’ında ölüp gidiyordu. “Yalnız iyiler erken ölür” cümlesi o zamanlarda geçerliydi.



Tebriklerimi Sunuşumdur... -Bedri Baykam-


Tabii merkez sağın hakkı da yenmemeli… Liderlerinden, milletvekillerine, hepsini ikaz ettiğimiz pastanın büyük pay sahibi “dincilere sürekli ödünler verirsek, kaymayı durdururuz, zaten onlara yüz vermezsek, Anadolu’dan oy alamayız” diye diye bu ülkeyi tarikat cenneti haline getirmeseler, günde iki cami, beş Kur’an kursu açmasalar yobazlık hiç bu kadar kolay yayılabilir miydi? Bir tebrik de aydınlarımıza, sanatçılarımızın hatırı sayılır bir kesimine. Onlar da çözümsüzlük üretmeyi, elini taşın altına koymamayı, halkı uyarmamayı, tam tersine uyaranların dedikodusunu yapmayı, hedef olmamayı yeğleyip, yazmaya, dizilerde koşturmaya devam ettiler. Onlar “maazallah” harekete geçseler, meydan böyle boş kalır mıydı?



Pazar Gününü Çankaya’da Geçirmek… -Bedri Baykam-


Bakın hemen ekleyelim: Bence Gül samimi.Gerçekten laikliğe ve saydığı her şeye bağlı olacak. Ama şu farkla: Onun anladığı laiklikle, bizimki arasında hiçbir  kesişme yok!! Ayrı şeyler anlıyoruz laiklik deyince. Ona göre laiklik, dinin önünün her alanda açılması! “Sözde dindarlara” (bize göre dincilere) hiç baskı yapılmaması” arzusuyla şeriatçılığın önünün açılması, türbanın her yere girmesi. Bize göre ise din ve siyaset işlerinin tamamen ayrılması, dinin siyasete girememesi. O yüzden bu cümleler Gül’ün ağzından çıktığında, bize olsa olsa gülümsemek düşüyor.


 

Bedri Baykam


Bedri Baykam 1957 yılında Ankara'da CHP milletvekili Dr. Suphi Baykam ve Yüksek Mimar Mühendis Mutahhar Baykam'ın ikinci çocuğu olarak doğdu. İki yaşında resim yapmaya başladı. Altı yaşında Ankara, Bern ve Cenevre'de ilk eserlerini sergiledi. Harika çocuk olarak tanımlandığı 1960'lı yıllarda Avrupa ve Amerika'nın birçok sanat merkezinde sürekli olarak sergiler açtı, büyük ilgi gördü. İstanbul Fransız Lisesi'ne devam eden Bedri Baykam 1975 yılında Paris'e taşındı. Sorbonne Üniversitesi'nde işletme ve ekonomi tahsili yapan Baykam, bu fakülteden master aldı. Paris'te aynı süreç içinde L'Actorat isimli özel okulda aktörlük tahsili de yaptı. Baykam 1970'li yıllar boyunca aynı zamanda Türkiye Şampiyonaları'nda önemli dereceler alan ünli bir tenisçi oldu.

1980 yılında Amerika'ya taşınan sanatçı, 1984'e kadar California College of Arts and Crafts'de resim ve sinema eğitimi gördü. 1987 yılına kadar Amerika'da kalan Baykam, bu süre içinde de San Francisco, New York, İstanbul ve Paris'te birçok sergiler açmaya devam etti.


1987'de atölyesini İstanbul'a taşıyan Baykam, bugüne kadar 89 kişisel sergi açtı, birçok grup sergisine katıldı, birçok kısa metrajli film ve video filmleri çekti, kısa ve uzun metrajlı filmlerde aktörlük yaptı. Baykam'ın yayınlanmış 20 kitabı bulunuyor.

Çagdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Atatürkçü Düsünce Dernegi'nin aktif üyelerinden olan sanatçı, aynı zamanda UNESCO'ya bağlı Uluslararası Plastik Sanatlar Dernegi'nin de kurucularından ve halen bu örgütün Türkiye ulusal komitesi başkanı. Sosyal demokrat üç partinin birleşmesini sağlamak amacıyla kurulan Taban Operasyonu hareketini, çesitli demokratik kitle örgütleri başkanları ile beraber örgütleyen ve yönlendiren Baykam, 1995 yılı CHP kurultayında, CHP Parti Meclisi Üyeliğine seçildi ve bu göreve üç sene boyunca devam etti. Daha önce Güneş, Tempo, Siyah-Beyaz, Cumhuriyet, Aydınlık ve Aksam'da köşesi olan, üç yıl boyunca "Dönemin Rengi" isimli bir kültür tartışma programını Prima TV'de hazırlayan ve sunan, 2 yıl boyunca Artist-Skala sanat dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapan Baykam, ayrıca Cumhuriyet Gazetesinde siyasi ve diğer sanat dergileri için de sanatsal makaleler yazıyor. FBTV'de "2 F 1 B" isimli bir futbol tartışması sunuyor.

Yeni Dışavurumculuk akımının öncülerinden olan ve ayrıca yaptığı multi-medya enstalasyonları (Livart) ve kolajli siyasi sanat eserleriyle de tanınan Baykam, sürekli kabuk değiştirmeyi seven bir sanatçı. 80'lerin başından bu yana birçok 16mm kısa film yönetti ve çesitli uzun metrajli filmlerde oyuncu olarak rol aldı.
 

1999 Aralık ayında, 40 yıllık sanat serüvenini ele alan retrospektif sergisi İstanbul'da, AKM'de açıldı. Amerikalı yönetmen Stefan R. Svetiev'in "This Has Been Done Before" isimli filmi, sanatçının tüm kariyerini ve siyasi yaşamını ele alan bir belgesel olarak aynı süreçte tamamlandı. Boyut Yayın Grubu aynı vesileyle Baykam'ın tüm dönemlerini biraraya getiren 480 sayfalık, "I'm Nothing But I'm Everything" isimli geniş monografiyi yayınladı.
 

2003 yılında CHP kurultayında Parti'nin Genel Başkan adaylarından olan ve "Yurtsever Hareket"in kurucusu ve yönlendiricilerinden olan Bedri Baykam, yıllardır ülkemizde siyaset sahnesinin ortasında yer alan aydınlardan biri.

Baykam ayrıca merkezi İstanbul'da bulunan Piramid Film Prodüksiyon Yapımcılık ve Yayıncılık şirketi ile Piramid Sanat'ın kurucusu. 


1997 Mayıs ayında gazeteci Sibel (Yağcı) Baykam ile evlendi. Ocak 1999'da çiftin Suphi adını verdikleri oğulları oldu.


 Umumi Siyaset



 


 


 Dünya



 


 


 Kavram




...


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar