Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

4 Eylül 2007

Sultan Galiyev

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Türkiye

 


Tebriklerimi Sunuşumdur...


-Bedri Baykam-


Ülkemizin 2. Cumhuriyet’e (!) geçiş yaptığını, laik Atatürk Cumhuriyeti’nin sonunun geldiğini, ülkemizde artık bir ılımlı İslam Cumhuriyeti demokrasisi döneminin başladığını, eksik olmasınlar, yurtdışı basınından öğrenmiş oluyoruz.

 

Bizim medyamız, kendisinden beklenen o büyük çeviklikle duruma hemen adapte oldu. “Kral öldü, yaşasın kral”, “Gelen ağam, giden paşam” zihniyeti hemen kendini gösterdi. Yeni Cumhurbaşkanımızın her vatandaşı huzura boğan o kısık gözlü, sevgi dolu sesli tavrıyla anlattığı çocukluk ve gençlik anıları hepimizi büyüledi. Ben de bugün Sn. Abdullah Gül’ün bu yüce makama Sn. Başbakan ve tüm siyasi tertipleri tarafından atanmasının ötesinde hiçbir zaman yadsınamaz katkıları olan, son derece farklı, “bağrımızdan çıkan” kesimlerden kurum ve önemli şahsiyetlere tebrik ve kutlamalarımı sunmak istedim. Gerçekten onların özverili çabaları olmadan ne Sn. Gül o zirveye çıkabilirdi, ne de bizler bu mutlu yeni dönemi yaşayabilirdik.

 

Tebriklerin ilki, tartışmasız şekilde, rahmetli Ecevit’e gidiyor. 12 Eylül sonrası, tüm Atatürkçü aydınların, tüm siyasilerin, tüm akademisyenlerin ve köşe yazarlarının baskılı ricalarına rağmen, durduğu yerden kımıldamayan, solda birliği her gün yeni gerekçelerle reddeden, “sosyal-demokrasi ve demokratik sol” ayrışmasını(!) ve “dine saygılı laiklik” kavramlarını icat ederek hepimizi şaşkınlığa boğan böylece dar gelirlileri hızla sol dışı arayışlara iten Ecevit’in hakkı yenir mi hiç? Onun bu çabaları olmasaydı, varoşların İslamlaşma süreci bu hızla gerçekleşebilir miydi hiç?

 

İkinci teşekkürümüz, 163. maddenin Türk Ceza Kanunu’ndan çıkarılmasını sağlayarak, şeriatçı başkaldırının tüm yayınlarıyla önünü açan SHP ve onu destekleyen köşe yazarlarımıza… Başta Muammer Aksoy olmak üzere, tüm Atatürkçü aydınlarla el ele vererek yaptığımız başkaldırıyı ciddiye almayarak, içi boş bir “141-142” ve içi İran devrimi propagandası yüklü olarak gelen 163. maddeyi bir tutup, demokratikleşme (!) uğruna bu özverili çalışmayı bitiren kesimler olmasa Vakit, Akit gibi onca yayın hiç çıkabilir miydi, şeriatçı türban gösterileri fütursuzca sokakları inletebilir miydi?

 

Gelelim o ünlü 2. Cumhuriyetçi tayfaya. Hakları kesinlikle yenemez. Kemalizmi gençlere “dinozorluk” olarak sunan, Atatürkçüleri, medyada kontrol ettikleri her noktada sansür eden, şeriat ve demokrasinin bir arada gidebileceğini iddia eden, Mustafa Kemal’in getirilerini ve Orduyu en sahtekar yorumlarla her gün yıpratan o sahte aydınlar grubu ve sağlam kale gibi korudukları yayınları olmadan Atatürk ilkelerini bu halkın “aşılması gereken gericilikler” olarak görmeleri sağlanabilir miydi? Tebrikler değerli gazetelerimiz ve 80’lerin Nokta dergisi! Hakkınız ödenemez…

 

CHP’nin de katkıları az değildir. Ülkemizde ve dünyada “liderine rağmen oy istenen Parti” kavramını icat eden, genel başkan adaylarını ve tüm muhalifleri ekarte edip kendisi ve halkı arasına timsahlı dereler döşemek için, dikenli, polisli ova kurultayları ve tüzük darbelerini bile yaratmaktan çekinmeyen, ülkesi için istediği demokrasiyi kendisi için çok görecek kadar alçakgönüllü bir CHP olmasa, Türk solu sürekli bir parçalanma, örgütlenememe süreçlerinde takılıp kalır mıydı?

 

Tabii merkez sağın hakkı da yenmemeli… Liderlerinden, milletvekillerine, hepsini ikaz ettiğimiz pastanın büyük pay sahibi “dincilere sürekli ödünler verirsek, kaymayı durdururuz, zaten onlara yüz vermezsek, Anadolu’dan oy alamayız” diye diye bu ülkeyi tarikat cenneti haline getirmeseler, günde iki cami, beş Kur’an kursu açmasalar yobazlık hiç bu kadar kolay yayılabilir miydi?

 

Peki ya sevgili işadamlarımıza ne demeli? TÜSİAD gibi babalar kurumlarından en mütevazisine kadar hepsi, önce 1990’ların ortasına kadar “şeriat geliyor” feryatlarımıza inanmadıkları için tepki vermeyip alay ettiler. Ardından da işadamı uyanıklığıyla “neme lazım, birbirlerini yesinler bana zarar gelmesin” diyerek tepkisizliklerini bu defa “ekmek korkusu”(!)ndan sürdürdüler.

 

Bir tebrik de aydınlarımıza, sanatçılarımızın hatırı sayılır bir kesimine. Onlar da çözümsüzlük üretmeyi, elini taşın altına koymamayı, halkı uyarmamayı, tam tersine uyaranların dedikodusunu yapmayı, hedef olmamayı yeğleyip, yazmaya, dizilerde koşturmaya devam ettiler. Onlar “maazallah” harekete geçseler, meydan böyle boş kalır mıydı?

 

Ama en sağlam tebriğimiz, son fiyongu atan, sol gösterip sağ çakan, AKP’yi “Yüce Divanda hesap sorulacak Parti” ilan etmişken, onu her noktada iktidara ve faşist, dinci bir diktatörlük konumuna taşıyan MHP’ye! Halk onlara kanmasa, Gül 367’yi aşıp gelebilir miydi Çankaya’ya?

 

Neyse yerimiz kalmadı, siz bugünlük bu kadar tebrikle yetinin… Herhalde Sn. Gül, tarikatlar zaferinin esas mimarlarını bir sabah vakti “eşsiz ve şerbetle” ağarlayıp teşekkür eder.

 

Bedri Baykam

4 Eylül 2007



Pazar Gününü Çankaya’da Geçirmek… -Bedri Baykam-


Bakın hemen ekleyelim: Bence Gül samimi.Gerçekten laikliğe ve saydığı her şeye bağlı olacak. Ama şu farkla: Onun anladığı laiklikle, bizimki arasında hiçbir  kesişme yok!! Ayrı şeyler anlıyoruz laiklik deyince. Ona göre laiklik, dinin önünün her alanda açılması! “Sözde dindarlara” (bize göre dincilere) hiç baskı yapılmaması” arzusuyla şeriatçılığın önünün açılması, türbanın her yere girmesi. Bize göre ise din ve siyaset işlerinin tamamen ayrılması, dinin siyasete girememesi. O yüzden bu cümleler Gül’ün ağzından çıktığında, bize olsa olsa gülümsemek düşüyor.



Türk Solu Hayal Hakkını Geri İstiyor -Bedri Baykam-


Sol nedir? Sol her şeyden önce toplum için daha insancıl bir dünya, daha hakça bir düzen istemektir. Sol haksızlıklara, faşizme, dini baskılara, tutucu yobazlara emperyalizmin tuzaklarına baş kaldırmaktır. Sol, inandığı liderle önüne konan her engeli aşabileceğine inanan dev kitlelerin ortak rüyası, ortak hedefidir. Sol her yaşta gençliktir, kararlılıktır, inancın içinde yanan ateştir. Sol gerektiğinde romantizm, gerektiğinde aşk, gerektiğinde masaya patlatılan yumruktur. Sol omuz omuza yürüyüp marş söylerken hedefledikleri o yeni ve farklı dünyaya ulaşacaklarına inancın insanların ortak rüya görme hakkının ta kendisidir.



CHP ve Özeleştiri Erdemi -Bedri Baykam-


Herkes geçtiğimiz hafta 22 Temmuz seçimini değerlendirmek için toplanan CHP Parti Meclisi’nin ne yorumlar yapacağını merak ediyordu. Acaba partide fatura kime kesilecek, kim görevini bırakacak, hangi özeleştiriler yapılacaktı? Sonra o şaka gibi vargılar dökülüverdi ortaya: MYK “Seçim Sonuçlarını AKP Lehine Etkileyen Temel Faktörler” başlığıyla bir rapor hazırlayıp “suçluları” kamuoyuna açıkladı: Beyin yıkayan 2. Cumhuriyetçi medya, AKP’ye destek veren tarikatlar, ABD ve AB, aynı şekilde cemaat ve aşiret ilişkilerinin Güneydoğu’daki etkileri, AKP lehine propaganda yapan imamlar, RTÜK ve YSK’nın AKP ihlallerine göz yummaları, halka dağıtılan rüşvetler…


 

Bedri Baykam


Bedri Baykam 1957 yılında Ankara'da CHP milletvekili Dr. Suphi Baykam ve Yüksek Mimar Mühendis Mutahhar Baykam'ın ikinci çocuğu olarak doğdu. İki yaşında resim yapmaya başladı. Altı yaşında Ankara, Bern ve Cenevre'de ilk eserlerini sergiledi. Harika çocuk olarak tanımlandığı 1960'lı yıllarda Avrupa ve Amerika'nın birçok sanat merkezinde sürekli olarak sergiler açtı, büyük ilgi gördü. İstanbul Fransız Lisesi'ne devam eden Bedri Baykam 1975 yılında Paris'e taşındı. Sorbonne Üniversitesi'nde işletme ve ekonomi tahsili yapan Baykam, bu fakülteden master aldı. Paris'te aynı süreç içinde L'Actorat isimli özel okulda aktörlük tahsili de yaptı. Baykam 1970'li yıllar boyunca aynı zamanda Türkiye Şampiyonaları'nda önemli dereceler alan ünli bir tenisçi oldu.

1980 yılında Amerika'ya taşınan sanatçı, 1984'e kadar California College of Arts and Crafts'de resim ve sinema eğitimi gördü. 1987 yılına kadar Amerika'da kalan Baykam, bu süre içinde de San Francisco, New York, İstanbul ve Paris'te birçok sergiler açmaya devam etti.


1987'de atölyesini İstanbul'a taşıyan Baykam, bugüne kadar 89 kişisel sergi açtı, birçok grup sergisine katıldı, birçok kısa metrajli film ve video filmleri çekti, kısa ve uzun metrajlı filmlerde aktörlük yaptı. Baykam'ın yayınlanmış 20 kitabı bulunuyor.

Çagdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Atatürkçü Düsünce Dernegi'nin aktif üyelerinden olan sanatçı, aynı zamanda UNESCO'ya bağlı Uluslararası Plastik Sanatlar Dernegi'nin de kurucularından ve halen bu örgütün Türkiye ulusal komitesi başkanı. Sosyal demokrat üç partinin birleşmesini sağlamak amacıyla kurulan Taban Operasyonu hareketini, çesitli demokratik kitle örgütleri başkanları ile beraber örgütleyen ve yönlendiren Baykam, 1995 yılı CHP kurultayında, CHP Parti Meclisi Üyeliğine seçildi ve bu göreve üç sene boyunca devam etti. Daha önce Güneş, Tempo, Siyah-Beyaz, Cumhuriyet, Aydınlık ve Aksam'da köşesi olan, üç yıl boyunca "Dönemin Rengi" isimli bir kültür tartışma programını Prima TV'de hazırlayan ve sunan, 2 yıl boyunca Artist-Skala sanat dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapan Baykam, ayrıca Cumhuriyet Gazetesinde siyasi ve diğer sanat dergileri için de sanatsal makaleler yazıyor. FBTV'de "2 F 1 B" isimli bir futbol tartışması sunuyor.

Yeni Dışavurumculuk akımının öncülerinden olan ve ayrıca yaptığı multi-medya enstalasyonları (Livart) ve kolajli siyasi sanat eserleriyle de tanınan Baykam, sürekli kabuk değiştirmeyi seven bir sanatçı. 80'lerin başından bu yana birçok 16mm kısa film yönetti ve çesitli uzun metrajli filmlerde oyuncu olarak rol aldı.
 

1999 Aralık ayında, 40 yıllık sanat serüvenini ele alan retrospektif sergisi İstanbul'da, AKM'de açıldı. Amerikalı yönetmen Stefan R. Svetiev'in "This Has Been Done Before" isimli filmi, sanatçının tüm kariyerini ve siyasi yaşamını ele alan bir belgesel olarak aynı süreçte tamamlandı. Boyut Yayın Grubu aynı vesileyle Baykam'ın tüm dönemlerini biraraya getiren 480 sayfalık, "I'm Nothing But I'm Everything" isimli geniş monografiyi yayınladı.
 

2003 yılında CHP kurultayında Parti'nin Genel Başkan adaylarından olan ve "Yurtsever Hareket"in kurucusu ve yönlendiricilerinden olan Bedri Baykam, yıllardır ülkemizde siyaset sahnesinin ortasında yer alan aydınlardan biri.

Baykam ayrıca merkezi İstanbul'da bulunan Piramid Film Prodüksiyon Yapımcılık ve Yayıncılık şirketi ile Piramid Sanat'ın kurucusu. 


1997 Mayıs ayında gazeteci Sibel (Yağcı) Baykam ile evlendi. Ocak 1999'da çiftin Suphi adını verdikleri oğulları oldu.


 Umumi Siyaset



 


 


 Dünya



 


 


 Kavram




...


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar