Yazar | 
Bedri Baykam |  | | Kişisel Web | Ekim 1910, Yusuf Akçura ----------------------- "...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..." ----------------------- Sırat-ı Mustakim Dergisi |  | |  | Maksim Gorki ----------------------- "Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."----------------------- Ekmeğimi Kazanırkeni |  | | |  | | |  | | |
| 
Terörü Lanetlerken Bir Barış Felsefesi Sunmak…
-Bedri Baykam-
Karşımdaki içi kan ağlayan babanın adı Nuri Güreşen. Oğlu Hasan Güreşen’i kaybedeli şunun şurasında henüz iki haftacık olmuş. Ama inanın bana aradan iki on yıl daha geçse, o acı tazeliğinden hiçbir şey kaybetmez. Fotoğraftaki Hasan Güreşen, yakışıklı, taş gibi asker… Elinde makinalı tüfek ile şimdi pankart olmuş olan fotoğrafında gururla gülümsüyor. Baba Güreşen’e sarılıyorum ve güneş gözlüklerimin arkasında ağladığımı ona belli etmemeye çalışıyorum. Nuri Güreşen metin, kararlı ve dimdik ayakta… Artık oğlunun iki çocuğuna hem babalık hem dedelik yaparak avunacak… Sivil Toplum Örgütleri olarak bu sefer Çağlayan’da “Terörü Lanetlemek” üzere bir araya geldik. Tabii ki tüm çabalarımıza karşın katılımın istediğimiz düzeyde olmaması, üzücüydü. Kendi kendime sordum: Bu gencecik insanlar kimin için ölüp gitmişti? Tek amaçları, her birimizin rahat çalışıp, rahat uyuyabilmesiydi… “Mehmetçik” denince, akan sular durur, herkes ona bağlılığını ortaya koyardı. Ama iş sokağa dökülmeye gelince, yoğun sıcak ve Cumhuriyet mitinglerinin doymuşluğu da buna eklenince, ortaya bu 3000 kişilik yürüyüş kolu çıktı… Bu protesto eyleminin basın bildirilerini Prof. Meriçli ve ben kitlelere ulaştırdık. Gerek halkın, gerek kitle örgütlerinden dostlarımın ısrarıyla o konuşmamın ana hatlarını bu sütuna taşıyorum: Güneydoğu’da terör olaylarının son aylarda tekrar tırmanışa geçmesi, Orta Doğu’da emperyalizmin her zaman olduğu gibi kol kanat gerdiği büyük bir komplonun ürünleri. Haftalardır kahroluyoruz. Her komuta kademesinden, Ordu mensuplarımıza en hain saldırılar yapılıyor, şehit haberleri yurdun her noktasını hüzne boğuyor. Ailelerinin onca fedakarlıkla yetiştirdiği, kardeş ve arkadaşlarının, eş ve sevgililerinin, yollarını gözlediği cesur, vatansever askerlerimiz alçakça öldürülüyor. Terör kalleştir, kardeşi kardeşe düşman yapar, mayın döşer, kin döşer. İşte emperyalizm, bizi bu kardeş kavgasına sürüklüyor. Beyni yıkanmış gencecik insanlar, bu alçak komploların maşası haline gelerek, öldürüyor, saldırıyor, canlı bomba oluyor… Bilseler ki şiddet hiçbir zaman çözüm olamaz, tam tersine sorunları büyütür, kin ve intikam duyguları getirir. Halbuki AB’nin bize utanmadan “demokrasi arayışı” kılıfı ile sunduğu bu paket, tamamıyla ortaçağ kokuyor. Etnik ayrımcılık, dinsel ayrımcılık, bunların çağdaş dünyada yeri yoktur, olamaz. Cumhuriyet, bizi hep bu çarpık düşüncelerin uzağında tutmuştur. Dil, din, ırk ayrımı yapmayan, yurt sevgisi ve ortak insancıl hedeflerine kilitli bir büyük halktır, ülkemizin insanları. Atatürk “Ne mutlu Türk’üm diyene” derken, en net şekilde ifade etmiştir bu ırklar üstü, insan sevgisi dolu felsefeyi. Ne var ki, bu sade olduğu kadar çarpıcı gerçekleri görmek istemeyen bir AB ve onun kuklası haline gelen bir sözde aydınlar grubu, bu Cumhuriyetin bütünlüğünü, Atatürkçülerin büyük getirilerini, sorgulamayı ısrarlı bir refleks haline getirmişlerdir. Bayrağını gördüğünde faşizmle karşılaştığını zanneden, kendi ulusuna düşmanca davranmayı entellektüellik sanan medyayı ele geçirmiş bir “aydıncık” türevidir bunlar. Bu tavırlarıyla barış değil, hep provokasyon ve tepki körüklemişlerdir. Ama ne ilginçtir ki Batı onlara hep “Barış ödülleri” verir. Nedir bu alınıp, verilemeyen? Bu yurt, bu toprakların her noktası, hepimizin, her birimizin!! Güneydoğulu’ya, Marmara ve Akdeniz kucak açıyor, Karadenizli’ye, Anadolusu da, Egesi de, sevgi veriyor, kavga çığırtkanlıklarına rağmen dünyanın en örnek, en kaynaşmış toplumuyuz. İşte bugün Atatürk’ün resmini indirmeye kalkan AB, terör televizyonlarını koruyan AB, terör odaklarını besleyen emperyalizm, kendi içinde barışık tam bağımsız güçlü bir ulus-devlet olarak Türkiye’yi karşılarında görmek istemedikleri için, Lozan’la hesaplaşmaya girişmektedirler. Bunu yaparken de en büyük hedefleri tabii ki Kemalizm ve Atatürk’ün tüm mirasıdır. Aklı sıra onu çökerttiklerinde kardeş kavgasını büyütüp, melun emellerine daha kolay ulaşabileceklerdir. İşte bunu başarmak için de, en çok saldırdıkları hedef, Türk Silahlı Kuvvetleri, yani Atatürk’ün ve bu milletin ordusudur. İşte bu zavallılar, 14 Nisan Tandoğan’dan bugünkü sessiz yürüyüşe kadar, tüm bu büyük buluşmalarımızı Ordu’nun örgütlediğini iddia edecek kadar küçülebiliyorlar. Halbuki işte buradasınız, tüm bu mitinglerin, bu yürüyüşlerin arkasında yalnız halk var, bunu en iyi sizler biliyorsunuz! Lanet terörün de, Cumhuriyet ve Türkiye düşmanlarının üstesinden de, tabii ki geleceğiz. Bizler, gönlünde barış yatan, “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkelerine inanmış, sevgi ve kardeşlik ülküsüyle dolu yurtseverleriz. Ama hiç kimse, hiçbir emperyalist canavar, sabrımızı sınamaya kalkmasın, kanlı senaryolarına bizi alet edebileceğine inanmasın! Biz bugün burada Türkiye ve tüm dünyanın barışçı halkları adına, terörü, tüm dünya üstünden lanetliyoruz. Ortadoğu’nun kirli savaşlarını ve terörü lanetlediğimiz kadar tüm dünyamızın tüm insanlarına da, ortaçağ kavgalarını, etnik ve dinsel savaşları aşmış olacakları, barış ve sevgi dolu bir 21. yüzyıl diliyoruz.
Bedri Baykam 26 Haziran 2007
|
| | 
Bedri Baykam
Bedri Baykam 1957 yılında Ankara'da CHP milletvekili Dr. Suphi Baykam ve Yüksek Mimar Mühendis Mutahhar Baykam'ın ikinci çocuğu olarak doğdu. İki yaşında resim yapmaya başladı. Altı yaşında Ankara, Bern ve Cenevre'de ilk eserlerini sergiledi. Harika çocuk olarak tanımlandığı 1960'lı yıllarda Avrupa ve Amerika'nın birçok sanat merkezinde sürekli olarak sergiler açtı, büyük ilgi gördü. İstanbul Fransız Lisesi'ne devam eden Bedri Baykam 1975 yılında Paris'e taşındı. Sorbonne Üniversitesi'nde işletme ve ekonomi tahsili yapan Baykam, bu fakülteden master aldı. Paris'te aynı süreç içinde L'Actorat isimli özel okulda aktörlük tahsili de yaptı. Baykam 1970'li yıllar boyunca aynı zamanda Türkiye Şampiyonaları'nda önemli dereceler alan ünli bir tenisçi oldu.
1980 yılında Amerika'ya taşınan sanatçı, 1984'e kadar California College of Arts and Crafts'de resim ve sinema eğitimi gördü. 1987 yılına kadar Amerika'da kalan Baykam, bu süre içinde de San Francisco, New York, İstanbul ve Paris'te birçok sergiler açmaya devam etti. 1987'de atölyesini İstanbul'a taşıyan Baykam, bugüne kadar 89 kişisel sergi açtı, birçok grup sergisine katıldı, birçok kısa metrajli film ve video filmleri çekti, kısa ve uzun metrajlı filmlerde aktörlük yaptı. Baykam'ın yayınlanmış 20 kitabı bulunuyor.
Çagdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Atatürkçü Düsünce Dernegi'nin aktif üyelerinden olan sanatçı, aynı zamanda UNESCO'ya bağlı Uluslararası Plastik Sanatlar Dernegi'nin de kurucularından ve halen bu örgütün Türkiye ulusal komitesi başkanı. Sosyal demokrat üç partinin birleşmesini sağlamak amacıyla kurulan Taban Operasyonu hareketini, çesitli demokratik kitle örgütleri başkanları ile beraber örgütleyen ve yönlendiren Baykam, 1995 yılı CHP kurultayında, CHP Parti Meclisi Üyeliğine seçildi ve bu göreve üç sene boyunca devam etti. Daha önce Güneş, Tempo, Siyah-Beyaz, Cumhuriyet, Aydınlık ve Aksam'da köşesi olan, üç yıl boyunca "Dönemin Rengi" isimli bir kültür tartışma programını Prima TV'de hazırlayan ve sunan, 2 yıl boyunca Artist-Skala sanat dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapan Baykam, ayrıca Cumhuriyet Gazetesinde siyasi ve diğer sanat dergileri için de sanatsal makaleler yazıyor. FBTV'de "2 F 1 B" isimli bir futbol tartışması sunuyor.
Yeni Dışavurumculuk akımının öncülerinden olan ve ayrıca yaptığı multi-medya enstalasyonları (Livart) ve kolajli siyasi sanat eserleriyle de tanınan Baykam, sürekli kabuk değiştirmeyi seven bir sanatçı. 80'lerin başından bu yana birçok 16mm kısa film yönetti ve çesitli uzun metrajli filmlerde oyuncu olarak rol aldı.
1999 Aralık ayında, 40 yıllık sanat serüvenini ele alan retrospektif sergisi İstanbul'da, AKM'de açıldı. Amerikalı yönetmen Stefan R. Svetiev'in "This Has Been Done Before" isimli filmi, sanatçının tüm kariyerini ve siyasi yaşamını ele alan bir belgesel olarak aynı süreçte tamamlandı. Boyut Yayın Grubu aynı vesileyle Baykam'ın tüm dönemlerini biraraya getiren 480 sayfalık, "I'm Nothing But I'm Everything" isimli geniş monografiyi yayınladı. 2003 yılında CHP kurultayında Parti'nin Genel Başkan adaylarından olan ve "Yurtsever Hareket"in kurucusu ve yönlendiricilerinden olan Bedri Baykam, yıllardır ülkemizde siyaset sahnesinin ortasında yer alan aydınlardan biri.
Baykam ayrıca merkezi İstanbul'da bulunan Piramid Film Prodüksiyon Yapımcılık ve Yayıncılık şirketi ile Piramid Sanat'ın kurucusu. 1997 Mayıs ayında gazeteci Sibel (Yağcı) Baykam ile evlendi. Ocak 1999'da çiftin Suphi adını verdikleri oğulları oldu.
|
|
| 
| Umumi Siyaset |
| 
| Dünya |
| 
| Kavram |

|
...
|
|  | Okumakta Olduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | |  | Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | |
|
|