Bu siyasal İslamcı takımı garip bir
kafaya sahip: Ellerindeki “türban” malzemesini sonuna kadar,
inat ve ısrarla götürmeye niyetliler. Türban yasağı denilen
uygulama 12 Eylül cuntasının hediyesidir. İstismarcısı ise,
malum zevat!
Bu kurnaz takımı, 15 sene önce de,
türbanı, inatlaşarak, Yargıtay ve Danıştay’a taşımıştı.
Neticede, her iki yüksek yargı organının genel kurullarınca o
senelerde alınan kararlarla yasa hükmünde bir uygulama
zorunluluğu içtihat olarak gündeme gelmişti.
Kurnaz takımı bunları unutuveriyor,
çünkü işine öyle geliyor. Şimdi de, İspanya’dan kükreyip,
MHP’nin dolduruşuna da gelip, DTP takımının desteğini de alıp,
garip bir Anayasa düzenlemesi ile sorunu aşacaklarını sandılar.
Yapmayın, etmeyin, bu mümkün değil,
Anayasa’nın temel ilkeleri ile oynamaya kalkışmayın, hukuken
imkansızın peşinde dolanmayın, ülkeyi krize sokarsınız, bu sorun
(üniversitelerde kıyafet sorunu) Anayasa ile oynamadan geniş bir
uzlaşma sağlanarak çözümlenir dendi… Dinlemediler…
E yani, ABD’den verilen “ılımlı
İslam” fetvalarının desteği arkalarında iken, yanlarına da böyle
düşman başına bela “dostları” almışken, neden onu bunu
dinlesinler ki?..
Olmadı, sayın Cumhurbaşkanı
uyarıldı: Bu Anayasa değişikliğini TBMM’ne iade edin, iş çok
daha karmaşıklaşacak, basit çözümü olan bir sorun tam bir
çıkmaza girecek dendi. Takımın baş aktörlerinden Gül beyefendi
dinler mi böylesi bir uyarıyı? Dinlemez tabii…
Türban
dayatması, özellikle de bu konuda partinin ileri gelen heyeti
tarafından yapılan zehir zemberek, içlerindeki hesapları açığa
vuran açıklamalarla, AKP’nin kapatılma davasını da tetikledi
üstelik… Aklı başından giden iktidar temsilcileri işi iyice
azgınlaştırıp, inanılmaz meydan okumalara giriştiler.
Tam da bu dönemde, telekulaklar,
dinlemeler, izlemeler peş peşe gündeme gelmez mi? Zaten beş
senedir, azgın teke misali, iktidar ve kullandığı araçları,
muhalif herkesin peşinde idi ve bunun da herkes farkındaydı.
Öncesinde sayısız kanıt ortalığa dökülmüştü. Ama, yüksek yargı
mensuplarının, Anayasa Mahkemesi üyelerinin izlenmesi ve
dinlenmesi olayı, artık gelişmelerin – iktidarın sinirlerinin ne
kadar yıprandığı ve delilik derecesinde neleri göze aldığının
bir kanıtı olarak – dizginlenemez boyutlara vardığını dosta
düşmana gösterdi.
Türbanın ne olduğu, ne olmadığı
değil tartışılan konu. Türban bahane edilerek, 1924’ten bugüne,
Cumhuriyet’in değiştirilemez temel vasfı ile oynanabileceği,
istenirse, ama arkadan dolanarak, ama cepheden saldırılarak, bu
temellerin de çökertilebileceği tartışılıyor ve bu konuda yollar
aranıyordu.
Nitekim, DTP’lerin türban
değişikliğine desteği ve Anayasa Mahkemesi kararından sonra da
konu hakkındaki tepkili açıklamaları, tezgahın bu boyutunu açık
olarak göstermektedir.
Kamuoyunun anlamakta zorlandığı,
şahsen benim de zorlandığım, MHP’nin ve liderinin bu konudaki
tutumudur. Milliyetçi ve muhafazakar olduğunu her daim ısrarla
açıklayan bir parti, nasıl oluyor da, hem de tam bu dönemde,
böylesi bir şer ittifakı içinde yer alıyor ve rol üstleniyor?
Neyin milliyetçiliği, neyin muhafazası? Tarih bunu
yargılayacaktır…
Anayasa Mahkemesi’nin 5 Haziran 2008
tarihinde ezici bir çoğunlukla verdiği karar, eminiz, ülkenin
gidişini sadece yakın tarih itibariyle değil, uzun vadede de
etkileyecektir. Gerekçeli karar açıklandığında söylenecek çok
sözümüz olacak…
AKP, tarihe, türbanı yasaklatan
parti olarak geçecektir. Öyle bir yasaklatma ki, bu konuda
sadece ve sadece üniversite öğrencilerine yönelik olarak 12
Eylül eseri olan bir uygulamayı esnetmenin bütün yollarını da,
inatlaşarak, toplumsal uzlaşmaya kapıları kapatarak, Anayasa’yı
arkadan dolanıp kurucu temel ilkelerle oynamaya kalkışarak,
tümüyle olanaksız hale getirmiştir.
Böylesi bir aymazlığı,inanın,hiç
kimse beceremezdi! 12 Eylül cuntası bile beceremezdi!...
Bu iktidara faşist diyenler haklı
galiba!..