Seçimler ve şimdi de ne anlama geldiği belirsiz, hukuk garabeti bir referandum… Türkiye’nin gündemi ne, kamuoyu nelerle meşgul ediliyor? Son beş ayın anlı şanlı medyasını tarayın, siyasilerimizin, hele de iktidar sahiplerinin açıklama ve kamuoyu oluşturma becerilerine bir bakın, ülke gündemi ile sanal gündemlerin arasındaki farkı göreceksiniz.
Ülkemizin iki önemli, birbiriyle de iç içe girmiş, gündem maddesi vardır:
Türkiye’yi bölmeye, parçalamaya yönelik dış tehdit; terör bu dış tehdidin sadece bir taşeronudur.
Ekonomik tehdit; sanal ortamda iyi gözüken ekonomimizin giderek dibe doğru indiği gerçeği ve bu gerçeğin arkasındaki dış mihrak.
Pekiyi, sanal gündemimizde neler var: Ucuzundan magazin haberleri, magazinleştirilmiş siyasi haberler, Çankaya’yı işgal eden zatın hanımının başındaki türban vs.
Türkiye’nin gerçek gündemi ise, olanca şiddetiyle ülkeyi sarsmaya başladı. Baykal haklıdır: Ülkemiz üstü örtülü, adı konmamış bir savaşla kar karşıyadır. Olay, terör olarak adlandırılmayı çoktan geçmiş ve esas yüzünü ortaya dökmüştür.
Çok yazdık, fazlaca konuştuk: ABD, Büyük Ortadoğu Projesi ile birlikte, sadece coğrafyamızda yer alan ülkeleri değil, Türkiye’yi de parçalamak ve yutmak istemektedir. Bunu da çok açık bir dille ifade ettiler, delilleriyle birlikte defalarca ortaya koydular. Geçen yıl yayınlanan haritadan, NATO toplantılarına, Amerikalı yetkililerin bazı açıklamalarına kadar bir çok yerde ve zamanda, niyetlerini açıkladılar. Onlar niyetlerini açık seçik ortaya koyarken, sözde iktidarımızın yetkililerinden ise gık dahi çıkmadı.
Son günlerin ajans haberleri önümde. Barzani ve Talabani’nin Türkiye’yi aşağılayan açıklamaları, Amerikalıların bizi uyutmaya devam eden lafları, tezkere muhabbeti, iktidarın inanılmaz ve birbirini tutmaz laflamaları… Hepsine topluca bir daha göz atıyorum: İğrenç bir komedi sahneleniyor ve hedef Türkiye.
Cumhurbaşkanlığı makamı işte bu nedenle önemliydi. Orada iktidarın kafa yapısına sahip bir kişinin oturmaması bunun için çok elzemdi. O makamın da aynı zihniyetin işgaline uğramasının yolunu açanlar, bilsinler ki, bugün yaşadıklarımızın da suç ortağıdırlar. Devlet, işgal edilmiştir ve bu işgalin ne kadar işlerine yaradığını gören dış güçler, hadi lafı dolandırmayalım, ABD, maşaları ile darbe üstüne darbe indirmeye başlamıştır.
Umutsuz muyuz? Hayır. Bu milleti tanıyanlar bilir ki, canı yanmaya başladı mı, korkacaksın. Hakkari’deki bardağı taşıran hain saldırı, milletin yüreğini dağlamıştır. Korkun ey Bush ve puşt takımı!
Ortalıklarda görünmeyen, göründüğünde de kem-küm eden Sayın Dışişleri Bakanı Irak’a gitmiş ve “Türkiye’ye kedi bile vermeyiz” diyen aşağılık Talabani ile görüşmüş. Hiç kimsenin Türkiye’yi zavallı göstermeye hakkı var mı? Aşağılanmayı içine sindirebilen bir kişi, bizleri temsil edebilir mi?
Sayın Başbakan da, Amerika’ya gidip Bush denen ve güçlü savaş kartellerinin kuklası olmaktan başka bir şey olmayan adamla görüşecekmiş! Rice, hükümetten iki hafta izin istemişmiş!
İktidarın cebinde tezkere duruyor. Neden cebinde? Çünkü, iki sene gecikme ile çıkartılan tezkerede bakın ne deniyor: “Türkiye’ye yönelik terörist saldırılar ve tehdide karşı, terörizmle mücadelenin bir parçası olarak uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli tedbirleri almak üzere, hudut şümul, miktar ve zamanı Hükümetçe belirlenecek şekilde, Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının, Irak’ın kuzeyinden ülkemize yönelik terör tehdidinin ve saldırıların bertaraf edilmesi amacıyla…” İktidar, işin felakete gittiği göründüğü halde, neden doğrudan TSK’ne yetki vermedi acaba da, kendi üstüne aldı?
Bu iktidarın başı olan zat, son saldırıdan daha bir gün önce, PKK’ya “Silahı bırak, Meclis’e gel” çağrısı yapmadı mı?
Olaylar artık iğrenç bir komediye dönüşmüştür. Hedefi biz olmasak bu iğrençliğin, seyretmeye bile değmez der geçerdik. Ama, hedefi Türkiye…
Pamukoğlu Paşa anılarında yazmıştı: Doğu’da bir köylü vatandaş, Paşa’ya, “terörün başı Ankara’da” demişti.
Gelin, gerçeği dağ başında bütün çıplaklığı ile gören bu vatandaşımızın sözünü günümüze uyarlayalım: İhanetin başı Ankara’da!..
Arif Ekim
23 Ekim 2007