22 Temmuz, yani seçim sandığı, halkın önüne geldi. Seçim kampanyalarının sürdürüldüğü son haftaların olaylarını değerlendirdiğinizde bile, inanılması zor bir sürecin içinde yuvarlandığımızı dehşetle gözlemliyoruz. Bu inanılması zor olayların başında da, Irak’ta ABD ve destekçilerince yaratılan bataklıkta boy veren ülkemizi hedefleyen terör ve bölünme tehdidi gelmektedir.
Bu tehdidin baş sorumlusu, ABD ve onun Irak içindeki destekçileri olan Barzani ve Talabani adlı aşiret lideri soytarılarıdır. Bu tehdidin en büyük pazarlık noktası ise, Kerkük bölgesidir. Kerkük ve civarında Türkmen nüfusu sindirip, yok etmek için planlı bir terör ve yıldırma politikası uygulanmaktadır. Her zaman olduğu gibi, iktidar bu konuda da kem-küm şarolop bir ikiyüzlü politika sürdürmektedir.
ABD menşeli silahlarla donatılan bölücü terörün nereden kan bulduğu açık olarak ortaya çıkmıştır. Bu teröre kan ve can verme, silah ve mühimmat desteğinden, siyasi desteğe kadar geniş bir alanda sürdürülmektedir. Seçim öncesi dönemde ABD elçilik görevlilerinin Güneydoğu Bölgemizde cirit atıp, kışkırtıcı konuşmalar yaptığı ulusal basında da haber konusu olmuştu. İktidarın gül’ü, bülbülü bu tür konularda çıt çıkartamıyorlar. Eee, kolay mı BOP’un eşgüdüm başkanı olmak?
Sayın Gül’e sormuşlar, nedir bu teröristlerin elindeki ABD menşeli silahlar diye. Bakın “Musa’nın Gül’ü” ne demiş: “ABD PKK’ya silah vermişse ilişkilerimiz darmadağın olur”. Çok iyi… Çok iyi de, lafın devamında “ABD’nin PKK’ya silah verdiği iddialarının Türk-Amerikan ilişkilerini zedelemek için ortaya atılmış olabileceğini” söylemek ne oluyor? Aynı ABD resmen ülkemizi bölünmüş gösteren haritalar yayınlamadı mı? Bu da mı ilişkilerimizi sabote etmek isteyenler tarafından tezgahlandı?
Zihnen bağımlı olanlar, acaba sadece zihnen mi yoksa şahsi menfaatleri de bunu mu gerektiriyor diye sorarsanız haklısınız derim, köleliği sürekli olarak kutsarlar ve her zaman için de gerekçeleri vardır. Tarih, köleci ideolojilerin sayısız örneği ile doludur. Sadece köleci mi? Hayır, sömürgeciliği kutsayan ideolojik argümanlar da boldur ve bunların tamamı da emperyalist ülkelerin önemli enstitü ve ideoloji üretim merkezlerinden neşet ederler.
Bazı adının önüne “solcu” ibaresini yerleştiren aydınlarımız ortalıkta dolaşıyor. Bunlar, Marks’ı çoktan kaybetmiş, Lenin’in emperyalizm tezine ise yıllar öncesinden bugüne sırtını dönmüş bir acayip “sol”dur. Hani Latin Amerika’dan yükselen ulusalcı sol dalga olmasa, işleri tıkırında gidecek de… Bakın tarihin inanılmaz oyununa ki, emperyalizme uşaklık eden bir sol olamayacağını dosta da düşmana da gösteriyor, hem de ne gösterme!..
Tarih oyununu oynuyor da, bizim bu Soros’un beslemesi takım çok bilmişliklerine rağmen yükselen bu ulusalcı sol dalgayı görmemekte, hatta aşağılamakta ısrarcı.
Kendisini “sol” diye tanımlayanlara sorun bakalım, küresel tehdit, emperyalizm vs. konularında ne düşünmekteler? Bu zer-zevat, “sol” olmanın ilk şartının emperyalizme karşı olmak olduğunu acaba hatırlıyorlar mı?
1919’larda da bazı sözde “sol” ve sendikacılar vardı, İngilizler tarafından beslenirlerdi. Şimdikiler de, Sarıyer sırtlarındaki müstahkem yerden beslenmekteler…
Emperyalizme karşı duran gerçek sol ile, kendisini soğuk savaşın malum oyunlarından kurtarmış gerçek milliyetçiler, tıpkı Kurtuluş Savaşı sürecinde olduğu gibi, bugün de elele olmak zorundadırlar. Bu gerçeği çok önceden gören ve altını çize çize yazan Attila İlhan’ı saygıyla, rahmetle anıyoruz.
Belki de son yüzyılın en sıcak yazını yaşadığımız şu günlerde yürütülen seçim propagandalarında ibretlik tablolar da ortaya çıkıyor. Bunların başında da, oğlunun 3 milyon dolara satın aldığı gemiye “gemicik” diyen ve kolundaki saatin gerçek değerinin bizzat satıcı firma tarafından 43 bin dolar olduğu açıklanan Sayın Erdoğan’ın konuşmaları gelmektedir. Sayın Erdoğan, kendisinin ve aile fertlerinin mal varlıklarındaki inanılmaz artışları açıklamakta zorlanıyor. Sanırım, iktidardan düştüğünde de sünnet-düğün muhabbetlerinin arkasına sığınacak ama bu konular başına yargıda da bela olacak. İspatı mı? İspatı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı yapmış bir şahsın başına gelenlerdir…
Bu seçim kampanyasının bir başka unutulmazı da, Ermeni Patriğinin açık açık AKP’ye oy vereceklerini söylemesi ve Kiliselerinde papazların Ermeni cemaatine AKP’ye oy vermeleri yönünde vaaz vermeleridir. İlk kez, Cumhuriyet tarihinde ilk kez tabii, bir Kilise doğrudan bir seçimde bu ölçüde taraf olabilmektedir. Acaba neden? Peki, Cumhuriyet Savcılarımız basına yansıyan bu haberleri suç duyurusu kabul edip neden soruşturma açmazlar? Anayasa ve yasalarımızdaki laiklikle ilgili hükümler, din adamlarının ve ibadethanelerin siyasi propaganda aracı olmasına cevaz veriyor mu? AB’ne ve ABD’ne verilmiş sözler mi devletin elini kolunu bağlıyor? Yoksa, iktidar mı?..
AKP’ye destek veren bir tek Ermeni Patriği olsa iyi! Barzani, Talabani, Kıbrıs Rum kesiminin politikacıları, ABD ve AB’nin yönetici ve politikacıları ve daha niceleri adeta AKP’ye destek vermekte yarışa girdiler. Halkımızın binlerce yıldan süzülerek gelen çok yerinde deyişleri vardır: “Söyle bana dostunu, söyleyeyim kim olduğunu!” Fazla lafa gerek var mı?
Seçim döneminin bir başka gerçeği de, her nedense IMF yetkilileri gıkını çıkartmasa da, herhalde onlar da AKP’den yanalar, seçim ekonomisinin olanca ağırlığı ile 23 Temmuz sabahından itibaren faturasının önümüze konacağı gerçeğidir. Tıpkı, Şubat ayından bu yana konusunun uzmanı olan bilim adamlarının kurak bir yaz geçirileceği ve tedbir alınması gerektiği uyarılarına karşın, hiçbir önlem almayan AKP’li belediyelerin Pazartesi gününden itibaren su kesintisi uygulayacakları gerçeğinde olduğu gibi…
İşte bu koşullarda seçimlere gidiyoruz.
Bu seçim, ülkemiz ve insanımız için kader seçimi olacaktır.
Bu seçimde, sizin kendinizi falan yada filan partiye yakın görmenizin önemi kalmamıştır. Falan yada filan partinin adayının sempatik veya antipatik gelmesi de anlamını yitirmiştir.
Bu seçim, ülkenin bölünmez bütünlüğünün oylanacağı, emperyalizmin bölgemizde ve ülkemiz üzerinde kurduğu tezgahların değerlendirileceği bir seçimdir.
Bu seçim, kanla elde ettiğimiz bağımsızlığımızın masaya yatırıldığı bir seçimdir. Emperyalizme rağmen kurduğumuz Cumhuriyet’in devamının ve yaşatılmasının seçimidir.
Bu seçim, Amerikan icadı “ılımlı İslam” modelinin oylanacağı bir seçimdir.
Bu seçim, hırsızlıkların, avanta işlerin, Ali-dibo tezgahlarının her düzeyde sorgulandığı ve halkın fakirleşmesinin, ülkenin ekonomik olarak da kuşatılmasının sebeplerinden birisi olan soygun düzeninin son bulması için çare arayışının seçimidir.
Bu seçim, yoksulluğun kader olmadığının anlaşılması gereken bir seçimdir.
Bu seçim, oyla gelenin oyla gideceği, ülkeye ihanet edenlerin hesap vereceği, hırsızlığın arsızlık düzeyinden adalet önünde hesap verme düzeyine indirileceği bir seçimdir.
Bu seçim, laik, demokratik, hukuk devletinin beka seçimidir.
Üzerinde titrediğimiz Cumhuriyet değerlerinin ve bağımsızlığımızın tekrar tescil edileceği bir seçimdir.
Haydi, sandığa…
Haydi, oyuna sahip çıkmaya…
Haydi, kaderini sana düşman olanların elinden almaya…
Arif Ekim
19 Temmuz 2007