Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

22 Mayıs 2008

Cengiz Han

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Türkiye

 


Laiklik-Siyasal İslam


-Emine Yavuz-


Türkiye Cumhuriyeti gerçek anlamda din devlet çatışması yaşamadı. Batılı devletlerin dinsel doğmalarla yapmış olduğu hesaplaşmayı bilmiyoruz. Asker, bürokrat, aydın elit önderliğinde bir devlet kuruldu ve şeriatçı anlayışın kadrosu yönetimden uzaklaştırıldı. Şeriatçılar, o günkü koşullarda savaşlarını sürdürecek güçten yoksundular. Hesap yarım kalmıştı. Hesaplaşma zamanı mı geldi? Batının geçtiği ortaçağ savaşlarından geçmemiz mi gerekiyor? Bilmiyorum. Bildiğim, anti laik birlik nasıl ki din devleti özlemine sahip çıkma özgürlüğünü kendinde görüyorsa, biz de laik devleti koruma özgürlüğünü kendimizde buluruz.

 

Uygarlıkla özdeşleşen bilim, sanat ve teknoloji gibi değerler çeşitli evrelerden geçmiştir. Bu nedenle insanlığa aittir. Uzak Doğu, Ortadoğu veya Balkanlardaki yüzyıllık bir kıvılcımın en son teknolojinin önemli öğelerinden biri olması çok doğal, övgüye değer gelişmelerdir. Ancak Sezar’ın hakkını Sezar'a vermek gerekir. Batılı ülkeler, bilim, sanat ve teknoloji alanlarında verilerin bilgiye dönüşmesinde, birikimin işlenip değerlendirilmesinde en önemli rolü oynadılar; bilimi, felsefeyi geliştirdiler, pozitif bilimleri yarattılar, aydınlanma çağını yaşadılar. Batı dünyası, toplum düzeninde kendini geliştirdi.

 

İşte bu düzen içinde laiklik anlayışı çeşitliliği, hoşgörüyü koruma olarak gelişti. Batılı toplumların hoşgörüsüne güvenildiğinden başı ağrıyan soluğu batılı ülkelerde alıyor. Ben şahsen, İran veya Sudi Arabistan gibi yönetimlerden sığınma hakkı isteyenle tanışmadım. Batılı devletlerden sığınma hakkı isteyenlerin sayısı ise onbinlecedir. Demek ki insan laiklik anlayışının içselleştiği ülkelerde kendini daha rahat ve güvenlikte hissediyor. Gelinen aşamada nedenlendirme/sonuç ne olursa olsun, bu durum batıdaki toplumsal düzendeki gelişkinliğin kanıtıdır. Türkiye’de din devleti kurma özlemli ideologlar devlet laik, birey laik değil savını ortaya attılar. Bu anlayışı incelerken, laiklik felsefesi nedir, ne değildir sorusuna 'çekinmeden' açıklık getirmek gerekir.


Laiklik, ortaçağ Avrupa’sında kilise karşıtlığı, din düşmanlığı olarak doğdu.

Laiklik felsefesi, dine ve dini temsilcilere isyan eden, el etek öpmeyen, dini dogmalarla akıl yürütmeye karşı çıkan bir anlayıştır. Ortaçağ din/devlet çatışması içeren kanlı öykülerle doludur. Çağımızda laiklik felsefesi demokrasi içinde dönüştü ve dinsel çeşitliliğin tanınması, çeşitliliğin korunması doğrultusunda gelişti. Laiklik anlayışının ortaçağ mantığı –katı din düşmanlığı- doğu blok ülkelerinde denendi. Bu uygulama tutmadı.

 

Kimi zaman inançsız, kimi zaman inanmak isteyen, inanan veya inanıyormuş numara çeken özgür, ters ve oldukça ilginç bir yaratıktır insan. Sonuçta toplu yaşama istemi insanın vazgeçilmezidir. Bu toplu yaşam içine inanma gereksinimi de dahildir. Ait olma duygusu dinsel alanda da dostluğa, dayanışmaya dönüşebiliyor. Buna karşın dinler/mezhepler arası düşmanlık yok değil. Var.

 

Dinleri dinlerin, mezhepleri mezheplerin hışmından koruyacak güçlü bir aygıttır devlet. Bilindiği üzere devletlerin kadroları uzaydan getirilmiyorlar. Laik devletin kadroları farklı dinsel anlayışın üyelerine de hizmet verir, devletin işleyişini yürüten bu kadro, yani kamu görevlileri, çeşitliliği koruyan bir anlayışla hizmet verir. Kamu sektörü herhangi bir dinin müritleri eline geçecek olursa, ki müritler anti laiktir, toplum içinde kargaşa artacak, kargaşa dinkardeşliği/dinkarşıtlığı boyutunda yayılıp ateşlenecektir. Ayrımcılık, kayrımcılık bir ülkeyi iç savaşa sürükler; özellikle din ve mezhep söz konusu ise. Devlet dinlerin ve mezheplerin karşısında yansızlığını her açıdan nasıl korumak durumundaysa, birey de kamu hizmetlerinde yansızlığını her açıdan öylesine korumalıdır. Bu bağlamda kamu görevlileri devleti temsilen laiktir.

 

Türkiye’deki siyasal islami hareketin, kamu hizmetini ele geçirmek için kendine yeniden baş örtüsünü peçe olarak seçtiği bilinmektedir. Gündeme kamu hizmetleri/türban ağırlıklı tartışmaların çok daha yoğun getirileceğini düşünüyorum. İleriyi görmek için peygamberlik gerekmiyor. İlgili olmak, okumak, izlemek ve mantık yürütmek yeterli olabiliyor. Türkiye’de siyasal islami hareket laik devleti ‘kamu hizmetinde’ anti laik bireylerle şeriat devleti adına kuşatmak istiyor. Laik birey yok, laik devlet var anlayışı arkasındaki tuzak, yarıteokratik devlet kurma amaçlıdır. Dinin toplum düzeni içindeki etkinliği, gücü siyasal arenaya taşınırsa savaşılır. Türkiye ortaçağ din savaşlarını neden yaşasın ki? Yarıteokratik devlet düzeni özlemi olan ideologlar, kalemşörler ve yazmanları, ellerini kana bulamadan önce vicdanlarıyla hesaplaşsınlar.

 

Nasıl ki İran devlet olarak, kendi iç düzenini korumak istiyorsa, Türkiye Cumhuriyeti de kendini koruyacaktır. Demokrasilerdeki temel hak ve özgürlüklerin siyasal islami hareket tarafından kullanılmak istendiği ve kimi zaman kullanıldığı bilinmektedir... Tahran sokaklarında bir kadının, ısrarla'başımı açma özgürlüğü istiyorum' dediğini düşünün; başına ne gelir dersiniz? Bir hareket, benimle aynı düşünceyi, aynı inancı paylaşma özgürlüğün olabilir doğrultusunda/yaptırımında ise bu hareketin 'özgürlük' bağlamında savunulacak bir yanı yoktur.

 

Batılı ülkelerdeki kiliseler yardımsever kuruluşlar olarak çok daha etkindir. Avrupada kilise mensupları sınırlarını gayet iyi bilir; öğrenmek zorunda kaldılar. Kilise, siyasi felsefe bireysel inanç özgürlüğüne indirgenirken, toplum düzeninde barışın korunması hoşgörü ve çeşitlilik zeminine oturtuldu. Kendime hep sormuşumdur: Diyanet işleri, neden okullar, hastaneler, üniversiteler açmıyor, açamıyor? Ya da diyanetin bütçesinin birkaç bakanlığın bütçesinden daha fazla olduğu da bilinmektedir, bu yükü devlet neden taşısın? İnaçlılar diyaneti belirli bir düzenlemeyle neden finanse etmesin? Din anlayışı dünkü din anlayışını aştı. İslam dininin yöneticileri ‚cami yap/imam yetiştir  anlayışını aşmalıdır. Devlet de kendini dini anlayışla birlikte yenilemek zorundadır.

 

Bir de, dinin etkinliği ‚özellikle’ siyasal arenda mı olmalı, sorusu üzerine gidildiğinde, yoksulların, dulların, yaşlıların, öğrencilerin, özürlülerin vb. yardımına koşan kuruluşların eksikliğini göreceğiz. Bu noktada çağdaş din anlayışının devreye girmesi gerekmez mi? Bütün korku siyasal islami hareketin iktidar talebidir. Bu korkunun üzerine gidilmesi gerekir. Siyasal İslami hareket iktidar talebinden vazgeçer mi? Şeriat düzeninin istenip istenmemesi belirleyicidir. Değişik dinler, mezhepler ve inançsızlık her ülkede var. Çeşitliliği yok saymak ya da yok gösterme çabaları 'genellikle' kanlı çatışmaya dönüşür ki, bu ayıptır. Çeşitliliğin ve hoşgörünün onanması anlamına gelen laiklik demokrasilerin yüreğidir. Bu yüreğin delik deşik edilmesine gönlüm izin vermiyor.

 

Ayrıca Türkiye’de bir takım anayasal ve sosyal hakların yerine oturduğunu düşünüyorum. Örneğin, kadın erkek eşitliği ilkesi doğrultusunda kadınların seçme/seçilme hakkı, kadınların tanıklığı, miras hukuku toplum içindeki yerini pekiştirmiştir. Türkiye’de hemen her kadın annesinden/babasından düşen miras hakkını tam olarak almak ister. Bu bağlamda hukuksal düzenlemelerin değiştirilmesi düşünülemez. Ayrıca evlilik kurumunda gelişen toplumsal anlayış, çok-eşliliği onamayacaktır. Bence, çok-eşlilik resmiyete yansıtılmak istendiğinde erkek egemen anlayışının gözleri oyulacaktır. Bu tür konularda, isteyen istediği kadar naif bireyleri seçerek düzenin oturmadığını çeşitli kanallar aracılığıyla yaymaya çalışsın dursun. Durumu değiştiremez. Kadınlar miras haklarının düşürülmesini istemeyecektir.

 

Türkiye’nin asıl sorununun ülke olarak çok daha fazla üretip dünya pazarlarına açılma yöntemleri üzerine tartışmak, çözüm yolları arayıp bulmak olmalıyken. Biz durup oturup yarı teokratik devlet biçimi üzerine tartışır olduk. İçim ağlıyor.

 

Emine Yavuz

22 Mayıs 2008


 

Emine Yavuz


Emine Yavuz 1962 Hatay-Erzin doğumlu. İktisat fakültesini bitirmesine karşın, iktisat bilimiyle hiç ilgilenmeyip edebiyatın çeşitli alanlarında yoğunlaşmayı yeğledi. 1979 yılından bu yana Almanya’nın Essen kentinde yaşıyor.


 Dünyada Neler Oluyor



 


 


 Adalet...



 


 


 Arayış



 


 


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar