
Laiklik-Siyasal
İslam
-Emine Yavuz-
Türkiye Cumhuriyeti gerçek anlamda din devlet çatışması yaşamadı.
Batılı devletlerin dinsel doğmalarla yapmış olduğu hesaplaşmayı
bilmiyoruz. Asker, bürokrat, aydın elit önderliğinde bir devlet
kuruldu ve şeriatçı anlayışın kadrosu yönetimden uzaklaştırıldı.
Şeriatçılar, o günkü koşullarda savaşlarını sürdürecek güçten
yoksundular. Hesap yarım kalmıştı. Hesaplaşma zamanı mı geldi?
Batının geçtiği ortaçağ savaşlarından geçmemiz mi gerekiyor?
Bilmiyorum. Bildiğim, anti laik birlik nasıl ki din devleti özlemine
sahip çıkma özgürlüğünü kendinde görüyorsa, biz de laik devleti
koruma özgürlüğünü kendimizde buluruz.
Uygarlıkla özdeşleşen bilim, sanat ve teknoloji gibi değerler
çeşitli evrelerden geçmiştir.
Bu nedenle insanlığa aittir. Uzak Doğu, Ortadoğu veya Balkanlardaki
yüzyıllık bir kıvılcımın en son teknolojinin önemli öğelerinden biri
olması çok doğal, övgüye değer gelişmelerdir. Ancak Sezar’ın hakkını
Sezar'a vermek gerekir. Batılı ülkeler, bilim, sanat ve teknoloji
alanlarında verilerin bilgiye dönüşmesinde, birikimin işlenip
değerlendirilmesinde en önemli rolü oynadılar; bilimi, felsefeyi
geliştirdiler, pozitif bilimleri yarattılar, aydınlanma çağını
yaşadılar. Batı dünyası, toplum düzeninde kendini geliştirdi.
İşte bu düzen içinde laiklik anlayışı çeşitliliği, hoşgörüyü koruma
olarak gelişti. Batılı toplumların hoşgörüsüne güvenildiğinden başı
ağrıyan soluğu batılı ülkelerde alıyor. Ben şahsen, İran veya Sudi
Arabistan gibi yönetimlerden sığınma hakkı isteyenle tanışmadım.
Batılı devletlerden sığınma hakkı isteyenlerin sayısı
ise
onbinlecedir. Demek ki insan laiklik anlayışının
içselleştiği ülkelerde kendini daha rahat ve güvenlikte hissediyor.
Gelinen aşamada nedenlendirme/sonuç ne olursa olsun, bu durum
batıdaki toplumsal düzendeki gelişkinliğin kanıtıdır. Türkiye’de din
devleti kurma özlemli ideologlar devlet laik, birey laik değil
savını ortaya attılar. Bu anlayışı incelerken, laiklik felsefesi
nedir, ne değildir sorusuna
'çekinmeden'
açıklık getirmek gerekir.
Laiklik, ortaçağ Avrupa’sında kilise karşıtlığı, din
düşmanlığı olarak doğdu.
Laiklik felsefesi, dine ve dini temsilcilere isyan eden, el etek
öpmeyen, dini dogmalarla akıl yürütmeye karşı çıkan bir anlayıştır.
Ortaçağ din/devlet çatışması içeren kanlı öykülerle doludur.
Çağımızda laiklik felsefesi demokrasi içinde dönüştü ve dinsel
çeşitliliğin tanınması, çeşitliliğin korunması doğrultusunda gelişti.
Laiklik anlayışının ortaçağ mantığı –katı din düşmanlığı- doğu blok
ülkelerinde denendi.
Bu uygulama tutmadı.
Kimi zaman inançsız, kimi zaman inanmak isteyen, inanan veya
inanıyormuş numara çeken özgür, ters ve oldukça ilginç bir
yaratıktır insan. Sonuçta toplu yaşama istemi insanın
vazgeçilmezidir. Bu toplu yaşam içine inanma gereksinimi de
dahildir. Ait olma duygusu dinsel alanda da dostluğa, dayanışmaya
dönüşebiliyor. Buna karşın dinler/mezhepler arası düşmanlık yok
değil. Var.
Dinleri dinlerin, mezhepleri mezheplerin hışmından koruyacak güçlü
bir aygıttır devlet. Bilindiği üzere devletlerin kadroları uzaydan
getirilmiyorlar. Laik devletin kadroları farklı dinsel anlayışın
üyelerine de hizmet verir, devletin işleyişini yürüten bu kadro,
yani kamu görevlileri, çeşitliliği koruyan bir anlayışla hizmet
verir. Kamu sektörü herhangi bir dinin müritleri eline geçecek
olursa, ki müritler anti laiktir, toplum içinde kargaşa artacak,
kargaşa dinkardeşliği/dinkarşıtlığı boyutunda yayılıp
ateşlenecektir. Ayrımcılık, kayrımcılık bir ülkeyi iç savaşa
sürükler; özellikle din ve mezhep söz konusu ise. Devlet dinlerin ve
mezheplerin karşısında yansızlığını her açıdan nasıl korumak
durumundaysa, birey de kamu hizmetlerinde yansızlığını her açıdan
öylesine korumalıdır. Bu bağlamda kamu görevlileri devleti temsilen
laiktir.
Türkiye’deki siyasal islami hareketin, kamu hizmetini ele geçirmek
için kendine yeniden baş örtüsünü peçe olarak seçtiği bilinmektedir.
Gündeme kamu hizmetleri/türban ağırlıklı tartışmaların çok daha
yoğun getirileceğini düşünüyorum. İleriyi görmek için peygamberlik
gerekmiyor. İlgili olmak, okumak, izlemek ve mantık yürütmek yeterli
olabiliyor. Türkiye’de siyasal islami hareket laik devleti ‘kamu
hizmetinde’ anti laik bireylerle şeriat devleti adına kuşatmak
istiyor. Laik birey yok, laik devlet var anlayışı arkasındaki tuzak,
yarıteokratik devlet kurma amaçlıdır.
Dinin toplum düzeni içindeki etkinliği, gücü siyasal arenaya
taşınırsa savaşılır. Türkiye ortaçağ din savaşlarını neden yaşasın
ki? Yarıteokratik devlet düzeni özlemi olan ideologlar, kalemşörler
ve yazmanları, ellerini kana bulamadan önce vicdanlarıyla
hesaplaşsınlar.
Nasıl ki İran devlet olarak, kendi iç düzenini korumak istiyorsa,
Türkiye Cumhuriyeti de kendini koruyacaktır. Demokrasilerdeki temel
hak ve özgürlüklerin siyasal islami hareket tarafından kullanılmak
istendiği ve kimi zaman kullanıldığı bilinmektedir... Tahran
sokaklarında bir kadının,
ısrarla'başımı
açma özgürlüğü istiyorum' dediğini düşünün; başına ne gelir dersiniz?
Bir hareket, benimle aynı düşünceyi, aynı inancı paylaşma özgürlüğün
olabilir doğrultusunda/yaptırımında ise bu hareketin 'özgürlük'
bağlamında savunulacak bir yanı yoktur.
Batılı ülkelerdeki kiliseler yardımsever kuruluşlar olarak çok daha
etkindir. Avrupada kilise mensupları sınırlarını gayet iyi bilir;
öğrenmek zorunda kaldılar. Kilise, siyasi felsefe bireysel inanç
özgürlüğüne indirgenirken, toplum düzeninde barışın korunması
hoşgörü ve çeşitlilik zeminine oturtuldu. Kendime hep sormuşumdur:
Diyanet işleri, neden okullar, hastaneler, üniversiteler açmıyor,
açamıyor? Ya da diyanetin bütçesinin birkaç bakanlığın bütçesinden
daha fazla olduğu da bilinmektedir, bu yükü devlet neden taşısın?
İnaçlılar diyaneti belirli bir düzenlemeyle neden finanse etmesin?
Din anlayışı dünkü din anlayışını aştı. İslam dininin yöneticileri ‚cami
yap/imam yetiştir anlayışını aşmalıdır. Devlet de kendini dini
anlayışla birlikte yenilemek zorundadır.
Bir de, dinin etkinliği ‚özellikle’ siyasal arenda mı olmalı, sorusu
üzerine gidildiğinde, yoksulların, dulların, yaşlıların,
öğrencilerin, özürlülerin vb. yardımına koşan kuruluşların
eksikliğini göreceğiz. Bu noktada çağdaş din anlayışının devreye
girmesi gerekmez mi? Bütün korku siyasal islami hareketin iktidar
talebidir. Bu korkunun üzerine gidilmesi gerekir. Siyasal İslami
hareket iktidar talebinden vazgeçer mi? Şeriat düzeninin istenip
istenmemesi belirleyicidir. Değişik dinler, mezhepler ve inançsızlık
her ülkede var. Çeşitliliği yok saymak ya da yok gösterme çabaları 'genellikle'
kanlı çatışmaya dönüşür ki, bu ayıptır. Çeşitliliğin ve hoşgörünün
onanması anlamına gelen laiklik demokrasilerin yüreğidir. Bu yüreğin
delik deşik edilmesine gönlüm izin vermiyor.
Ayrıca
Türkiye’de bir takım anayasal ve sosyal hakların yerine oturduğunu
düşünüyorum. Örneğin, kadın erkek eşitliği ilkesi doğrultusunda
kadınların seçme/seçilme hakkı, kadınların tanıklığı, miras hukuku
toplum içindeki yerini pekiştirmiştir. Türkiye’de hemen her kadın
annesinden/babasından düşen miras hakkını tam olarak almak ister. Bu
bağlamda hukuksal düzenlemelerin değiştirilmesi düşünülemez. Ayrıca
evlilik kurumunda gelişen toplumsal anlayış, çok-eşliliği
onamayacaktır. Bence, çok-eşlilik resmiyete yansıtılmak istendiğinde
erkek egemen anlayışının gözleri oyulacaktır. Bu tür konularda,
isteyen istediği kadar naif bireyleri seçerek düzenin oturmadığını
çeşitli kanallar aracılığıyla yaymaya çalışsın dursun. Durumu
değiştiremez. Kadınlar miras haklarının düşürülmesini istemeyecektir.
Türkiye’nin asıl sorununun ülke olarak çok daha fazla üretip dünya
pazarlarına açılma yöntemleri üzerine tartışmak, çözüm yolları
arayıp bulmak olmalıyken. Biz durup oturup yarı teokratik devlet
biçimi üzerine tartışır olduk.
İçim ağlıyor.
Emine Yavuz 22
Mayıs 2008
|