Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

28 Mayıs 2006

Hüseyin Nihal Atsız

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Türkiye

 


Laik Cumhuriyet'in Geleceği ya da Haricilerin Yüzyıllar Sonra Gelen Zaferi


-Mustafa Cemil Kılıç-


Türkiye Cumhuriyeti tarihsel bir dönüm noktasında bulunmaktadır. Seksen küsur yıllık laik deneyim tam anlamıyla can çekişmektedir. Laik Cumhuriyetin bugün yaşamakta olduğu bunalım rejimin sosyalizasyonu noktasında karşı karşıya kalınan başarısızlığın sonucudur. Laiklik yönetsel anlamda mevcudiyetini elit ve bürokrat kesimin egemenliğine borçludur. Günümüze değin de bu güçler sayesinde ayakta kalabilmiştir. Demokrat Parti iktidarıyla başlayan karşı devrim hareketi geniş halk yığınlarının dinsel talepleri üzerine kurulu yeni bir siyasal süreci başlatmış ve popülist politikalarla rejimin kimliği hızla erozyona uğratılmıştır.

Halkın doğal talepleri olarak görülmek istenen ve manevi değerler diye idealize edilen; ezanın arapçalaştırılması, ilahiyat fakültelerinin, imam hatip okullarının ve kur'an kurslarının ihityaçtan fazla bir biçimde adeta yeni bir nesil yetiştirmek amacıyla açılması, bu kurumlara zamanla rejim karşıtı çevrelerin egemen olması, devletimizi sonunda işte böyle bir noktaya getirmiş bulunmaktadır.

Dinsel eğitim veren okullarda Atatürk'e, laik rejime ve çağdaş değerlere nasıl bakıldığını söz konusu kurumlarda tahsil görmüş bir kimse olarak çok iyi bilmekteyim. Bu okullardan mezun olup da rejime sadık kalan kimselerin sayısı yok denecek kadar azdır. Kaldı ki bu kimseler de bu okulların mezunlarınca oluşturulan sosyal çevrenin dışına itilmekte ve tam anlamıyla işbirlikçi / hain olarak görülmektedir. Hal böyleyken devletimizin laiklik konusundaki hassas tavrını din karşıtlığı olarak göstermeye çalışmak haksızlıktır.Çünkü bu dinci çevreler bugün vergi kaçırmayı dahi kafir devletle cihad olarak görebilecek kadar devletine ve yurduna düşmanlaşmıştır. Ve yine şuna emin olunmalıdır ki, bugün laik devletin dinci çevrelere gösterdiği hoşgörü ya da onlara verdiği taviz, dincilerce tam anlamıyla zaafiyet olarak görülmekte, kendi yönetsel erklerinde laik kimlikli yurttaşlara bugün kendilerine verilen ödünleri asla vermeyecek olan bu çevreler, zulümlerini icra edecekleri günü sabırsızlıkla beklemektedirler. Bu nedenle kimi dinsel talepleri özgürlük ve insan hakları kavramının ardına sığınarak şirin göstermeye çalışmak en hafif ifadeyle aymazlıktan başka bir şey değildir.

Yakın dönem siyasal yaşamımızda yaşanan bir büyük olay aslında laik devleti kurtarmak adına kaçırılmış bir fırsatı anlatmaktadır. Eğer 28 şubat müdahalesi başarılı bir biçimde sürdürülseydi ve arkasında durulsaydı bugün bu noktada olmayabilirdik. 28 şubat kararları tam anlamıyla uygulanamadı. Dinci çevrelerin üzerine fazla gidilemedi. Bir eski genelkurmay başkanımızın dediği gibi bin yıldır süren ve bin yıl daha sürmesi gereken 28 şubat süreci maalesef rejim karşıtları tarafından demokratik yollarla ve dış destekle durduruldu. Dinci hareket, İslam tarihinin ilk dönemlerinde ortaya çıkan HARİCİ hareket gibi iyice düzeysizleşerek ve iyice hırçınlaşarak bağnazlığın zirvesinde olarak bilime, aydınlanmaya, ulusal kimliğe ve tüm çağdaş değerlere savaş açmış bir biçimde dört koldan ilerlemektedir. Hariciler başta Hazreti Ali ve yandaşlarını olmak üzere kendilerinden olmayan herkesi kafir görerek onlarla mücadeleyi İslami bir görev gibi kabul ediyorlardı ve gerçekten buna inanmışlardı. Bugünkü dinci hareket de aynı karakterde bulunmaktadır. Korkarız ki HARİCİ ZİHNİYET yüzyıllar sonra siyasal ve toplumsal anlamda erk sahibi olma aşamasına gelmiş bulunmaktadır. İktidar partisine mensup belediyelerin okullarda dağıttığı kitapçıklarda yazılanlara bakıldığında din anlayışının yüzyıllar sonra bile hala HARİCİ karakter taşıdığı görülmektedir. Sözkonusu kitapçıklarda trafik kazalarının bir kader olduğu, kadınların dövülebileceği, başı örtmemenin büyük günah olduğu yazılmakta ve bu yanlış bilgiler laik devletin okullarında eğitim gören genç nesle empoze edilmek suretiyle HARİCİ anlayış toplumsallaştırılmaya çalışılmaktadır.

Böylesi bir anlayış sahibi iktidarın yönettiği toplumun içinden çıkan kimi insanlar büyük bir karalılıkla kendilerini ALLAH'IN ASKERİ olarak görebilmekte ve yine kendilerince ALLAH DÜŞMANI olanlara kurşun sıkabilmektedirler. YAPTIKLARI BU EYLEMLERİN KARŞILIĞI OLARAK DA CENNETİ HAYAL EDEBİLMEKTEDİLER. Atatürk Cumhuriyetine inan laik, yurtsever, Türkçü çevreler adına ne üzücü bir durumdur ki yaşamakta olduğumuz süreç cumhuriyetimizin ilk onbeş yılında büyük Atatürk'ün canla başla ortya koyduğu laik ve ulusal kazanımlar sıfırla çarpılmaktadır.

Kendilerini Türkçü / Milliyetçi / Ulusalcı olarak adlandıran herkes bilmelidir ki, Türk kimliğinin mevcudiyeti çağımız koşullarında geçmişte olduğundan çok daha fazla bir biçimde laikliğe bağlıdır. Türkiye halkını birbirine bağlayıp ulusal kimlik etrafında toplayan / toplayabilecek olan yegane sosyal çimento LAİKLİKTİR. Laiklik, sadece Türkiye toplumunun değil bütün Türk dünyasının da bütünleşebileceği hayati bir sosyal zemin hüviyetindedir. Gerek ülkemizde gerekse bütün Türk dünyasında mevcut olan dinsel ve mezhepsel çeşitlilik Türk topluluklarının birliğinin laiklikten geçtiği gerçeğini bize haykırıyor. Türkiye'de Alevi Türklerle Sünni Türkler ancak laik bir devlet çatısı altında bir arada tutulabilir. Ancak laiklikle uluslaşma süreci yürütülebilir ve tamamlanabilir. Aksi bir durumun ulusal kimlikten geriye gidiş olduğunu söylemeye gerek bile yoktur. Ulusal kimlikten geriye doğru gidişin anlamı ümmet kimliğine dayalı sosyal yapıya teslimiyet demektir. Yeniden ümmete doğru sürüklenmenin Türkçü duyarlılık sahibi bir kimse için ne denli acı olduğunu ifadeye de lüzum yoktur.

Gelinen noktada laik cumhuriyeti koruma ve kurtarmanın biricik yolu kaldı. O yol da büyük Atatürk'ün Laik cumhuriyeti emanet ettiği en güçlü kurumun inisiyatif aldığı yeni bir siyasal dönemden geçmektedir. Tıpkı cumhuriyetimizin ilk on beş yılındaki gibi yeni bir inşa süreci başlatılmalıdır. Bu süreçte canı yanması gerekenlerin canı yanmalıdır.

Türklüğü ulusal kimlikten ümmet kimliğine doğru sürüklemeye kalkışanlar, ihanetlerinin ya da aymazlıklarının bedelini ödemelidirler. Aksi halde bedel ödemek durumunda kalanlar bizler olacağız. Bizler yani; Türkçü, laik, cumhuriyetçi, aydınlanmacılar için yaşanmakta olan mevcut süreç hazin ve feci bir bir sonu işaret etmektedir.

Türkiye ya Türkiye olarak kalacak ve Türk birliği yolunda ilerleyecek ya da Pakistanlaşarak, mezhep çatışmalarına sahne olan ve Arap kültür emperyalizminin elinde ulusal kimliğini kurban veren zavallılar ülkesi olacaktır. YAHUT DAHA BAŞKA BİR BİÇİMDE SÖYLEYECEK OLURSAK HARİCİ HAREKETLE YÜCE TANRI'NIN TÜRK ULUSUNA BİN YILDA BİR VERDİĞİ BÜYÜK BİR ŞANSI YİTİRMİŞ OLACAĞIZ.

ÇÜNKÜ YENİ BİR MUSTAFA KEMAL GELİR Mİ BİLİNMEZ. TANRI BİZE BÖYLE İKİNCİ BİR ŞANS DAHA VERİR Mİ, NE DERSİNİZ ?

 

Mustafa Cemil Kılıç

28 Mayıs 2006



İslami Ekolleri/Mezhepleri Kuran'da Buluşturma Çabası -Mustafa Cemil Kılıç-


Hiçbir düşünce, hiçbir din ilk çıktığı haliyle varlığını sürdüremez. Dinlerin özellikle de ilahi diye vasıflanan dinlerin dogmatik/nassı yapısı bile değişimden uzak kalamamıştır. Değişim doğaldır ve kaçınılmazdır. Dinlerde ve düşüncelerde/ideolojilerde yaşanan değişimlerle kendiliğinden oluşan ekolleşmeleri yadsıyan pekçok kişi "öze dönüş" söylemiyle söze konu farklılaşmaları ortadan kaldırabilme imkanını zorlamıştır. Fakat şurası nettir ki, bu uğraşlar hiçbir zaman amacına ulaşamamış, tersine yeni ekolleşmelerin zeminini oluşturmuştur.



Türk Birliği Ülküsü Yolunda Din Engeli -Mustafa Cemil Kılıç-


Türk halkları yaklaşık olarak 260 milyonluk nüfusa sahiptir. Türklük bilincine bağlı her Türkün en büyük ülkülerinden biri bu görkemli topluluğun birliğidir. Birliğini ülkülediğimiz bu topluluğun ortak değeri Türklüktür. Türklük; Türk soyundan gelmek ve Türkçe konuşmaktır. Türk soyundan gelmediği halde Türklük bilincine sahip olan ve Türkçe konuşup başka bir ulusa mensubiyet duymayan herkesi de Türklük kimliği çerçevesinde değerlendirmekteyiz.Daha açık ifade etmek gerekirse kendini Türk bilen herkes Türktür. Ancak Türk olmadığı halde kendini Türk hissettiğini söyleyen kimseleri Türk addetmeye olanak yoktur.



Türklerin İslam’a girişiyle birlikte Türk kültüründe çok büyük değişimler yaşanmaya başlamıştır. Kültürün en önemli öğesi ve taşıyıcısı olan dildeki değişimler ise bu değişimlerin en bariz olanlarındandır. İslamlaşmadan kısa bir süre sonra Türkler, Arap alfabesini kullanmaya başlamışlardır. Uygur ve Gök Türk alfabeleri terkedilmiştir. Arap alfabesiyle birlikte Türk diline öncelikle dinsel alanda olmak üzere pek çok Arapça ve Farsça sözcük girmeye başlamıştır. Zamanla Türk dili tanınamayacak dereceye gelmiş, Arap ve Fars diline ait söz ve dilbilgisi kurallarıyla boğulmuştur.


 

Mustafa Cemil Kılıç


İlahiyatçı / Sosyolog

1975 İstanbul doğumludur. Sinop nüfusuna kayıtlıdır. İlk öğrenimini Sinop ve İstanbulda tamamladı. İstanbul^da Küçükköy İmam Hatip Lisesi^nin ardından Marmara Üniv. İlahiyat Fakültesinin Kelam ve İslam Felsefesi Bölümünü bitirdi. 1998 de aynı Üniversitenin Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Enstitüsü, Sosyoloji ve Sosyal antropoloji Anabilimdalında master eğitimine başladı.1999 yılında Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliğine atandı. 2001 yılında master eğitimini tamamladı. 2005 Yılında " Laik Türkiye İçin Yükselen Alevilik " adlı kitabını yayımladı. Kitabı nedeniyle soruşturma geçirdi. Sürgün edildi. 2006 yılında 2. kitabı olan "Türk Ulusçuluğunun Yeniden Doğuşu" adlı yapıtını yayımladı. www.turkcutoplumcu.com ve www.sultangaliyevinyolunda.com adlı web sitelerinin yöneticiliğini yapmaktadır. Halen eğitimcilik görevini sürdürmektedir.


 Alevilik



Alevilik İslam'ın Türk'e Özgü Yorumudur


Alevilik / Bektaşilik, İslam’ın ve İslam’dan önce gelen bütün göksel dinlerin özüdür. Alevi / Bektaşi inancını İslam dışı olarak nitelemek olanaksızdır.

 

Alevilik / Bektaşilik, İslam’ın Türke özgü yorumudur. Bir anlamda “ İslamiyetin Türkçe konuşmasıdır.” Kadim Türk inançlarının tanrısal vahiyle birleşimidir.


 21 yy'a Girerken Türkçülük



Türk Tanımı


Türk, Türklük soyundan gelen ve Türklük soyundan gelenler kadar Türkleşerek kendini TÜRK BİLENDİR. Başka bir kimliğe sahip olduğu halde kendini Türk hisseden veya hissettiğini söyleyen kimseleri Türk kabul etmeye imkan yoktur. Çünkü; böylesi kimseler bilinçaltlarında bir yerde o gayri Türklük kimliğini muhafaza etmektedir. Bu ise daima potansiyel bir kopuşun mevcudiyetini bildirmektedir. O halde biz, tıpkı Yusuf AKÇURA gibi Türklüğü ırk temelli tanımlıyoruz ki, gerçekten bilimsel olan da budur.


 Tarih Algısında Seçkincilik Sona Ererken



Tarih Algısı


Türk tarihi, içinden çıktıkları Türk / Türkmen halkına yabancılaşmış olan, Türkmenlerden “ Etrak-ı Bi İdrak “ Araplardan ise “ Kavm-i Necib-i Arap “ diye bahseden kimi Osmanlı Sultanlarının ve elitlerinin tarihi değil, Türk ve Moğol halklarını bir devlet altında toplayıp Emevi / Abbasi zulmünün öcünü kanırta kanırta Araplardan alarak Türkün yanan bağrına soğuk sular serpen Cengizlerin, Türk katliamlarının planlandığı Bağdat’ı yakan Hülagu'ların, Sekizinci yüzyılda Azerbaycan’da  Arap ordularına ve Arapların satın aldığı Türk soylu Afşın ile onun satılmışlar ordusuna karşı kahramanca direnen Babek'lerin, “Biz Türkün başbuğuyuz !” diye haykıran Timur'ların, Uzun Hasan'ların tarihidir…


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar