Yazar | 
Bedri Baykam |  | | Kişisel Web | Ekim 1910, Yusuf Akçura ----------------------- "...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..." ----------------------- Sırat-ı Mustakim Dergisi |  | |  | Maksim Gorki ----------------------- "Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."----------------------- Ekmeğimi Kazanırkeni |  | | |  | | |  | | |
| 
“Ergenekon”, Dink, Pamuk ve… AKP Davaları!
-Bedri Baykam-
Gaziantep’te geçen hafta yaşanan El Kaide operasyonundan sonra, bir “ulusalcı” yazar, çıkıp hükümete veya “ılımlı” İslamcılara “gördünüz mü, siz türbancılar işte böyle teröristmişsiniz, maskeniz düştü” dedi mi? Hayır. Ama “Ergenekon” operasyonunun ardından, medyanın “İslamcı liberal” kanadı ince-kalın saldırılarla hemen tüm Cumhuriyetçilere yönelik kampanyasını başlattı. “Terör ve Çete” başlıklarıyla oklarını “derin devlet” üstünden Atatürkçülüğe yönelttiler. Örneğin Star Gazetesi’nin “Açık Görüş” ilavesinde Gültekin Avcı imzalı utanç verici bulduğum yazı: “…Türkiye’deki derin devlet yapısı içinde öncelikle askeri yapılanma ve ardından, medya-mafya-sermaye-bürokrasi-akademisyenler ilişkisi bu oligarşik yapının temellerini oluşturmaktadır. Kullandıkları paradigmalar ise, tenkit kabul etmez bir Kemalist nihilizm, seküler esvaplı laiklik, militarist bir Cumhuriyetçiliktir. Bu paradigmalar toplumun önemli bir bölümünü dışlayıcı ve reddedici bir üslupla dayatılır”. Yani, artık aklı sıra rahatlıkla her anti-AKP, anti-türbancı Atatürkçüyü, bu hatta bağlayacaklar! Bir de manşetten “Aralarında çok sayıda ünlü ulusalcı ismin olduğu 33 kişi gözaltına alındı” diyecekler. Oh, ne rahat! Utanmasalar şunu ekleyecekler: “Bakın o yürüyen ulusalcı milyonlar var ya! Hepsi çeteydi! Meydanı kuşatıp hepsini tutuklamalıydık”. Ne diyelim? Allah… iyiliğinizi versin! Davanın medyaya bölük pörçük yansıyan çelişkilerini şimdilik sis dağılana kadar izlemekle yetinelim. Yoksa biz kimseye, “Aman eşelemeyin, griler öyle kalsın” demiyoruz ki! Tersine, çetelerin üstüne gidilsin diyoruz. Örneğin Dink davası… İster altından “Ergenekon”, ister dinci terör, ister aşırı sağ faşist sızma çıksın, ben o davada tam sonuca ulaşılmasını istemeyen hiçbir gerçek Atatürkçü tanımıyorum! Aylardır valilikler, emniyet müdürlükleri, muhbirler ve jandarmalar arasında yaşanan ve medyaya yansıyan “bilgi saklama, delil karartma, suikast planlarını duymazdan gelme” şeklinde gelişen her türlü haberden tiksiniyorum. Dink olayında tetiği çekme emrini verenler, azmettirenler ve bilgileri saklayanlar, eşit derecede suçludur. Bu cinayetin aydınlanmasını her Atatürkçü ister. Fikirlerinin bir kısmının Dink’le örtüşmemesi apayrı bir demokratik tartışma alanıdır. Tam tersine, suçluların ortaya çıkması lazımdır ki, ahlaksızca bu konular üstünden Cumhuriyetçilere saldıran zavallı güruhun attıkları çamur hedefine ulaşamasın. İnsanda birazcık mantık ve onun onda biri kadar utanma olsa, bu sapık yorumlara tenezzül etmezler! Kendileri El Kaide bağlantısından ne kadar suçlularsa, Atatürkçüler de adı geçen davadan o kadar sorumludurlar! Gelelim “Pamuk” gelişmelerine. Öncelikle, son veriler doğruysa, Emniyet kendisini her an bu süreçte yakın korumada tutmalıdır. Çapulcu katillere, en değerli yazarlarından birini göz göre göre teslim edecek bir ülke olamaz Türkiye! Milyonlarca vatandaşa ve bana göre onun henüz biraz sığ, biraz oportünist siyasi fikirlere sahip olması, yalnız demokratik bir tartışma alanı oluşturur. Pamuk ve yandaşları da bizim gibi düşünenleri “sığ” bulabilir. Cesaretlerini topladıkları ve mantıklarına güvendikleri bir gün nihayet gelirse, çıkar bir televizyonda medenice bunları tartışırız. Şimdi Pamuk olayında yeni bir tehlike belirdi: Yargıtay yeni aldığı bir kararla Pamuk’un yargılanmasına neden olan sözleriyle ilgili tüm Türk vatandaşlarının tazminat davası açabileceğine hükmetti! Bu karar, herhalde Cumhuriyetin başına gelebilecek en büyük uluslararası anti-propaganda dalgasını doğurabilir! Hatırlayacaksınız, malum tüm negatif sonuçlarıyla yüklü Pamuk davasından üç ay önce “Pamuk Davası, Dikkat Uçurum Geliyor” başlıklı ikaz makalesini yazan tek insandım. Haklı çıkmış olmaktan da, o davanın demokratik bir ülkede açılabilmiş olmasından da utanıyorum ve aynı ikazı bu sefer tekrar haykırarak yapıyorum. Ayrıca, Pamuk aleyhine açılacak her yeni dava, bu Cumhuriyet’i sırtından hançerleyip, Ermeni tezlerine destek vermek haline dönüşecektir. Tabii çoğu Pamuk ve onun görüşlerini eller üstünde tutan tüm diğer “aydınlar”, artık yeni bir sorunlu döneme giriyorlar. AKP ne yaparsa yapsın, körü körüne onu destekleyen maaşlı kadrolar dışındaki “liberal demokrasi” adına kimi gafletlere düşen ara kesim çok zorlanacak. Çünkü AKP artık tüm koltukları aynı anda ele geçiriyor olmanın getirdiği aşırı özgüvenle maskesini hızla düşürüyor. Bu sütunun ikazlarını dinlemeyerek MHP’ye oy veren, böylece Gül ve türbana destek vermiş olan vatandaşlar, çok pişmanlar mı bilmiyorum. Ama şayet Anayasa Mahkemesi’nin de gardı düşmüş ise, türbana özgürlük, üniversitelerden başlayarak, her yere sızacak. Bunlar artık paranoyak tahmin değil, AKP’li vekil Hüsnü Tuna’nın ağzından “gündeme taşınması” uygun görülen hedefin şimdilik itiraf edilen bölümü. Ayrıca AKP’nin spor kulüpleri lokallerinde de içki yasağı getirmesi, artık somut olarak hızlanacak “laik yaşam tarzlarını karartma” operasyonunun bir parçası.
Sabih Kanadoğlu geçen hafta sonu, en sert diliyle “dinci dikta, tek adam rejimine gidiş”ten söz etti. Laikliğin paspas edildiği, Cumhuriyet’in temel değerleri ile resmen toplum enayi yerine konarak dalga geçildiği, apaçık ortada. Yani esas gündemimiz bundan sonra şu: Pamuk davası, Dink davası, Ergenekon davası… İyi de, hani bunun AKP davası? Bu komedi böyle sürebilir mi? Bedri Baykam 29 Ocak 2008
|
1996’da “Hadi Çocuk Yapalım” Demiştim… -Bedri Baykam-
Neyse, belki bu konuyu da gereksiz uzatıyorum. Bu gözü kör denetimsiz gidişiyle, Erdoğan’ı 20 yıl sonra gelecek yeni kuşaklarla mı durduracaksınız? Beyefendi, kendileri, hali hazırda devlet kurumlarını İstanbul’a taşımakla meşguller. Başta türban ve kadrolaşma, her konuda açıkça yobazlaşma, tüm uygar demokratik insanlara meydan okuyorlar. Bazen bir okşama iki tokat, bazen iki okşama bir tokat da olsa, adım adım deniz bitiyor ve ucundaki nihai uçuruma yaklaşıyoruz. Çünkü bu dünya “yuvarlak” değil. İki cambaz aynı anda bu ipte daha fazla düello edemeyecekler.
|
Dinleme Bandı -Bedri Baykam-
-Abi nasılsın? Tebrikler, her şey mükemmel gidiyor. -Sağol Ragıpcığım, sağol, nasıl herkes mahallede valide, çocuklar, senin işler… -Abi sağol, her şey iyi bizim takım hariç. -Yahu haklısın, halbuki o kadar sevinmiştik geçen sene! -Neyse abi, sen onu bunu boşver, esas bizim “büyük maç” iyi gidiyor, mühim olan da o! -Haklısın Ragıp, daha fethetmemizi istediğin sıfat ne kaldı geride? Bak bütün kaleleri teker teker düşürdük, on beş yıl önce rüyanda görsen inanmazdın değil mi? Bak ne acınacak hallere düştüler!
|
Bugün Anayasayı Tartışma Zamanı! -Bedri Baykam-
Diyarbakır’da patlatılan o alçak bombanın katlettiği vatandaşlarımızdan Cengiz Kaya’nın kızı Merve’nin babasının mezarı başındaki haykırışlarını unutmama imkan yok. “Benim biricik babacığım senin yerine ben ölseydim” diye hıçkırarak ağlayan ve toprağa kapanan bir kız… Bu acı hepimizin, evet biliyorum, ama o kızın hayatı ne olacak bundan sonra? Ömür boyu bu yara iyileşir mi hiç? Buna benzer cümleleri fazla sıraladığımız zaman bizi “şehit edebiyatı” yapmakla ve “aşırı milliyetçi” olmakla suçlayan alçaklar arasında yaşıyoruz. Sınırlarımızı bekleyip, rahat uyumamız için teröristlerle her gün çarpışan Mehmetçik’i küçümsemeyi “aydın” geçinme gerekçesi sayan ayrı bir vaka bunlar.
|
| | 
Bedri Baykam
Bedri Baykam 1957 yılında Ankara'da CHP milletvekili Dr. Suphi Baykam ve Yüksek Mimar Mühendis Mutahhar Baykam'ın ikinci çocuğu olarak doğdu. İki yaşında resim yapmaya başladı. Altı yaşında Ankara, Bern ve Cenevre'de ilk eserlerini sergiledi. Harika çocuk olarak tanımlandığı 1960'lı yıllarda Avrupa ve Amerika'nın birçok sanat merkezinde sürekli olarak sergiler açtı, büyük ilgi gördü. İstanbul Fransız Lisesi'ne devam eden Bedri Baykam 1975 yılında Paris'e taşındı. Sorbonne Üniversitesi'nde işletme ve ekonomi tahsili yapan Baykam, bu fakülteden master aldı. Paris'te aynı süreç içinde L'Actorat isimli özel okulda aktörlük tahsili de yaptı. Baykam 1970'li yıllar boyunca aynı zamanda Türkiye Şampiyonaları'nda önemli dereceler alan ünli bir tenisçi oldu.
1980 yılında Amerika'ya taşınan sanatçı, 1984'e kadar California College of Arts and Crafts'de resim ve sinema eğitimi gördü. 1987 yılına kadar Amerika'da kalan Baykam, bu süre içinde de San Francisco, New York, İstanbul ve Paris'te birçok sergiler açmaya devam etti. 1987'de atölyesini İstanbul'a taşıyan Baykam, bugüne kadar 89 kişisel sergi açtı, birçok grup sergisine katıldı, birçok kısa metrajli film ve video filmleri çekti, kısa ve uzun metrajlı filmlerde aktörlük yaptı. Baykam'ın yayınlanmış 20 kitabı bulunuyor.
Çagdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Atatürkçü Düsünce Dernegi'nin aktif üyelerinden olan sanatçı, aynı zamanda UNESCO'ya bağlı Uluslararası Plastik Sanatlar Dernegi'nin de kurucularından ve halen bu örgütün Türkiye ulusal komitesi başkanı. Sosyal demokrat üç partinin birleşmesini sağlamak amacıyla kurulan Taban Operasyonu hareketini, çesitli demokratik kitle örgütleri başkanları ile beraber örgütleyen ve yönlendiren Baykam, 1995 yılı CHP kurultayında, CHP Parti Meclisi Üyeliğine seçildi ve bu göreve üç sene boyunca devam etti. Daha önce Güneş, Tempo, Siyah-Beyaz, Cumhuriyet, Aydınlık ve Aksam'da köşesi olan, üç yıl boyunca "Dönemin Rengi" isimli bir kültür tartışma programını Prima TV'de hazırlayan ve sunan, 2 yıl boyunca Artist-Skala sanat dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapan Baykam, ayrıca Cumhuriyet Gazetesinde siyasi ve diğer sanat dergileri için de sanatsal makaleler yazıyor. FBTV'de "2 F 1 B" isimli bir futbol tartışması sunuyor.
Yeni Dışavurumculuk akımının öncülerinden olan ve ayrıca yaptığı multi-medya enstalasyonları (Livart) ve kolajli siyasi sanat eserleriyle de tanınan Baykam, sürekli kabuk değiştirmeyi seven bir sanatçı. 80'lerin başından bu yana birçok 16mm kısa film yönetti ve çesitli uzun metrajli filmlerde oyuncu olarak rol aldı.
1999 Aralık ayında, 40 yıllık sanat serüvenini ele alan retrospektif sergisi İstanbul'da, AKM'de açıldı. Amerikalı yönetmen Stefan R. Svetiev'in "This Has Been Done Before" isimli filmi, sanatçının tüm kariyerini ve siyasi yaşamını ele alan bir belgesel olarak aynı süreçte tamamlandı. Boyut Yayın Grubu aynı vesileyle Baykam'ın tüm dönemlerini biraraya getiren 480 sayfalık, "I'm Nothing But I'm Everything" isimli geniş monografiyi yayınladı. 2003 yılında CHP kurultayında Parti'nin Genel Başkan adaylarından olan ve "Yurtsever Hareket"in kurucusu ve yönlendiricilerinden olan Bedri Baykam, yıllardır ülkemizde siyaset sahnesinin ortasında yer alan aydınlardan biri.
Baykam ayrıca merkezi İstanbul'da bulunan Piramid Film Prodüksiyon Yapımcılık ve Yayıncılık şirketi ile Piramid Sanat'ın kurucusu. 1997 Mayıs ayında gazeteci Sibel (Yağcı) Baykam ile evlendi. Ocak 1999'da çiftin Suphi adını verdikleri oğulları oldu.
|
|
| 
| Umumi Siyaset |
| 
| Dünya |
| 
| Kavram |

|
...
|
|  | Okumakta Olduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | |  | Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | |
|
|