Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

8 Ocak 2008

Hasan Hüseyin Korkmazgil

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Türkiye

 


Bugün Anayasayı Tartışma Zamanı!


-Bedri Baykam-


Diyarbakır’da patlatılan o aak bombanın katlettiği vatandaşlarımızdan Cengiz Kaya’nın kızı Merve’nin babasının mezarı başındaki haykırışlarını unutmama imkan yok. “Benim biricik babacığım senin yerine ben ölseydim” diye hıçkırarak ağlayan ve toprağa kapanan bir kız… Bu acı hepimizin, evet biliyorum, ama o kızın hayatı ne olacak bundan sonra? Ömür boyu bu yara iyileşir mi hiç?

 

Buna benzer cümleleri fazla sıraladığımız zaman bizi “şehit edebiyatı” yapmakla ve “aşırı milliyetçi” olmakla suçlayan aaklar arasında yaşıyoruz. Sınırlarımızı bekleyip, rahat uyumamız için teröristlerle her gün çarpışan Mehmetçik’i küçümsemeyi “aydın” geçinme gerekçesi sayan ayrı bir vaka bunlar. Daha geçen bayramda, on gün önce gömdüğü oğlunu mezarında ziyaret eden babayla yaptığım görüşmeyi nasıl unuturum?

 

Bakın size söyleyeyim: Bu ülkede bir zamanlar ABD veya Güney Afrika’da olduğu gibi bir ırka karşı bir ağır siyaset yürütülseydi, benim hayatta tek hedefim o ezilmiş insanlara maddi manevi yardım etmek olurdu. Bu ülkede böyle bir şey yok ve var diyen gözümün içine bakarak yalan söylüyor. Ben Türkiye’yi Batı’nın aklının alamayacağı kadar bütünleşmiş bir vatan olarak görüyorum.

 

Ülkeyi bölmek istediğini söyleyen kendini bilmezlere, bu devlet kalkıp “iyi, peki, alın Güneydoğu’yu şimdi hepiniz gidin orada yaşayın, İstanbul’u, İzmir’i, Ankara’yı, Bodrum’u, Antalya’yı terk edin” dese, bu mu demokratlık olur? Kaçı bunu kabul eder? Kaçı orada yaşamak için Avrupa’yı terk eder? Biz ne diyoruz? İstanbul da sizin, Diyarbakır da, hem bizim hem hepimizin, çünkü aramızda bir ayrım zaten yok. Genç insanların beynini sahte hikayelerle yükleyip, ırkçılığı “gerilla” faaliyeti ve “kurtuluş mücadelesi” olarak pazarlamak o kadar kolay ki bu ülkede…

 

Türbanın “demokrasi” olarak bu halka kazıklanmasından farklı mı? Bu ülke temel yurttaşlık bilgisi verilerini sorgulayarak, Anayasa’sının temel maddelerinden her gün yapay pompalamalarla uzaklaştırılarak bu günlere geldi. Bu ulusun içine düşürülmeye çalışıldığı çukurda hep bu sahtekarca anlam kaydırmalar ve yanlış tanımlamalar var. 1990’da sözde demokrasi adına 163. madde TCK’dan çıkarılmasaydı, onca aaa yayın nasıl hergün Cumhuriyete ve laikliğe sövebilecekti? Demokrasinin de kendini savunma hakkı olan bir rejim olduğunu unutup, onun içinde ona düşman şeriatçı odakları beslemek çok mu ilerici bir hareketti, yoksa çok salaa mı?

 

“Ne Mutlu Türküm Diyene” cümlesini aaa deforme ederek bunun bir ırk aidiyeti bildirisi olduğunu iddia edecek kadar soysuzlaşan, sözde eli kalem tutan insanların ihaneti değil mi, Merve’nin o büyük dramına yol açan kavgası?

 

Anayasaların en güzelini bu ülkeye 27 Mayıs devrimi hediye etti. Menderes ve Bayar’ın ülkede katlettikleri demokrasiyi en güzel şekilde geliştiren, insan haklarını ve özgürlükleri koruyan, dünyaya örnek bir metin. Ona getirilen kısıtlamalar yetmedi, ardından 12 Eylül Anayasası geldi.

 

Şimdi sözde onun anti-demokratikliğinden dem vurup ülkede “özgürlükleri geliştirmek” isteyen AKP, adım adım Atatürk Cumhuriyetini yok etmek için elinden geleni yaptığı bir ortamda, Anayasanın ruhunu Atatürk’ten ve 1923 Aydınlanmasının temel unsurlarından koparacak çıkışların “kılıfını rötuşlamakla meşgul”. Birkaç gün içinde, rivayet ve iddiaların ötesinde somut olarak nelerle karşılaşacağımızı göreceğiz. Ama bir tek şey kesin: Beş yıldır iktidarda yansıttığı somut yobaz ruh ve uygulamalar, AKP’nin eline geçirdiği bu fırsatı da en iyi şekilde kullanmak isteyecek, elinden geleni ardına koymayacak, karanlık perdenin demokrasinin çöküşünü hızlandırmaya çalışacak.

 

Özerk Sanat Konseyi olarak bugün Yıldız Teknik Üniversitesi oditoryumunda “Anayasa ve Sanat” başlıklı bir panelimiz var. Türkiye’nin hangi komplolarla, nasıl “ılımlı” (!) İslam Cumhuriyeti’ne dönüştürülmeye çalışıldığını ortaya koymaktan çekinmeyecek, hukukçu, sanatçı, meslek odası başkanları ve akademisyenler bir araya gelecek. Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen, Av. Kazım Kolcuoğlu, Av. Fikret Terzi, Orhan Aydın, Orhan Kurtuldu, Canol Kocagöz, Uğur Kutay, Yılmaz Onay, Prof. Ülkü Azrak, Tamer Levent, Doç. Dr. Abdullah Sezer, Hüseyin Akbulut, Enver Ercan, Kemal Sevgi Sunar, Çetin Soysal, Bülend Tuna, Haşmet Zeybek saat 13.30-18.30 arası yapılacak görüşmelerde konuyu her açıdan irdeleyecekler. Ben de UPSD (Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği)  Başkanı ve ÖSK’nın dönem sözcülerinden biri olarak görüşlerimi aktaracağım.

 

Bilmem bu toplantıya katılmanızın ne kadar önemli olduğunu vurgulamama gerek var mı? Haayağımızın altından çekilirken bu oyunu bozmak ve tepkimizi en kararlı şekilde ortaya koymanın şimdi tam sırası. Gerek Yurtsever Hareket üyelerini, gerek ADD, ÇEV ve ÇYDD üyelerini, tüm kitle örgütü temsilcilerini, bugün öğleden sonra Yıldız Teknik Üniversitesi oditoryumuna bekliyoruz.

 

Bedri Baykam

8 Ocak 2008



YÖK, Say Olayı ve Siyah Bulutlar -Bedri Baykam-


Güvendiğimiz dağlara her gün kar yağmaya devam ediyor. Göz göre göre her geçen saniye daha kötüye gidiyoruz. Üstelik ne CHP, ne medya, ne başkası; bu yuvarlanışa dur diyen de yok ortada…  Yeni YÖK Başkaatandığı gün, inanın onun geçmişini öğrenmeme gerek yoktu. Daha sonra gazetelerden ve TÜMÖD’ün, Alpaslan Işıklı ve Suay Karaman imzalı bildirisinden okuduğum detayların hepsini zaten tahmin ediyordum. Ne “ılımlı” İslam merkezi sayılan Malezya Üniversitesi’nde bu konuda iki yıl staj (!) yapmış olması, ne türban yasağını kaldıracağını hukuka karşı gelme pahasına söylemiş olması beni şaşırttı…



"Efsanenin Yüzyılı" -Bedri Baykam-


Türkiye’de son çeyrek asırda yaşanan her türlü etik yozlaşma ve çöküşten ne yazık ki spor da nasibini fazlasıyla aldı. Tüm dünyanın tartışmasız en büyük kitle sürükleyicisi olan futbol, ülkemizde her türlü terörün odak noktalarından biri haline geldi. Şike/mafya sızmalarının ötesinde, izleyicilerin birbirine karşı “can düşmanı” haline gelecek şekilde bilenmeleri, ortaya iyi bildiğiniz o çirkin sahneleri çıkardı. Yıllardır sahaya her şeyi atan, maç boyu en ağza alınmayacak küfürleri kusan, sokakta birbirine pusu kuran gruplar, ülkede utanç verici eylemlerin baş aktörü oldular.



"Teşekkürler Türkiye" -Bedri Baykam-


Geçen hafta boyu süren Contemporary İstanbul 2007 sanat fuarındaki 3-D sergimde, “Teşekkürler Türkiye” isimli, üç boyutlu bir yapıt sergiledim. Atatürk ve çevresinde Gül, Erdoğan, eşleri, etraflarında ise kapatılmış her yaştan türbanlı, çarşaflı kadınlar. Atatürk, kendi ülkesine “teşekkürler Türkiye” diye sesleniyor, bu oluşturulan mükemmel uyumlu tablo için… Sergime gelen binlerce insan, neden en çok bu resme vuruldular, merak ettim. İlk defa gördükleri üç boyutlu uygulamanın şaşkınlığından mı, yoksa kendilerini aynaya bakar gibi hissedip, Gazi’nin sesiyle irkilmelerinden mi, çıkaramadım…


 

Bedri Baykam


Bedri Baykam 1957 yılında Ankara'da CHP milletvekili Dr. Suphi Baykam ve Yüksek Mimar Mühendis Mutahhar Baykam'ın ikinci çocuğu olarak doğdu. İki yaşında resim yapmaya başladı. Altı yaşında Ankara, Bern ve Cenevre'de ilk eserlerini sergiledi. Harika çocuk olarak tanımlandığı 1960'lı yıllarda Avrupa ve Amerika'nın birçok sanat merkezinde sürekli olarak sergiler açtı, büyük ilgi gördü. İstanbul Fransız Lisesi'ne devam eden Bedri Baykam 1975 yılında Paris'e taşındı. Sorbonne Üniversitesi'nde işletme ve ekonomi tahsili yapan Baykam, bu fakülteden master aldı. Paris'te aynı süreç içinde L'Actorat isimli özel okulda aktörlük tahsili de yaptı. Baykam 1970'li yıllar boyunca aynı zamanda Türkiye Şampiyonaları'nda önemli dereceler alan ünli bir tenisçi oldu.

1980 yılında Amerika'ya taşınan sanatçı, 1984'e kadar California College of Arts and Crafts'de resim ve sinema eğitimi gördü. 1987 yılına kadar Amerika'da kalan Baykam, bu süre içinde de San Francisco, New York, İstanbul ve Paris'te birçok sergiler açmaya devam etti.


1987'de atölyesini İstanbul'a taşıyan Baykam, bugüne kadar 89 kişisel sergi açtı, birçok grup sergisine katıldı, birçok kısa metrajli film ve video filmleri çekti, kısa ve uzun metrajlı filmlerde aktörlük yaptı. Baykam'ın yayınlanmış 20 kitabı bulunuyor.

Çagdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Atatürkçü Düsünce Dernegi'nin aktif üyelerinden olan sanatçı, aynı zamanda UNESCO'ya bağlı Uluslararası Plastik Sanatlar Dernegi'nin de kurucularından ve halen bu örgütün Türkiye ulusal komitesi başkanı. Sosyal demokrat üç partinin birleşmesini sağlamak amacıyla kurulan Taban Operasyonu hareketini, çesitli demokratik kitle örgütleri başkanları ile beraber örgütleyen ve yönlendiren Baykam, 1995 yılı CHP kurultayında, CHP Parti Meclisi Üyeliğine seçildi ve bu göreve üç sene boyunca devam etti. Daha önce Güneş, Tempo, Siyah-Beyaz, Cumhuriyet, Aydınlık ve Aksam'da köşesi olan, üç yıl boyunca "Dönemin Rengi" isimli bir kültür tartışma programını Prima TV'de hazırlayan ve sunan, 2 yıl boyunca Artist-Skala sanat dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapan Baykam, ayrıca Cumhuriyet Gazetesinde siyasi ve diğer sanat dergileri için de sanatsal makaleler yazıyor. FBTV'de "2 F 1 B" isimli bir futbol tartışması sunuyor.

Yeni Dışavurumculuk akımının öncülerinden olan ve ayrıca yaptığı multi-medya enstalasyonları (Livart) ve kolajli siyasi sanat eserleriyle de tanınan Baykam, sürekli kabuk değiştirmeyi seven bir sanatçı. 80'lerin başından bu yana birçok 16mm kısa film yönetti ve çesitli uzun metrajli filmlerde oyuncu olarak rol aldı.
 

1999 Aralık ayında, 40 yıllık sanat serüvenini ele alan retrospektif sergisi İstanbul'da, AKM'de açıldı. Amerikalı yönetmen Stefan R. Svetiev'in "This Has Been Done Before" isimli filmi, sanatçının tüm kariyerini ve siyasi yaşamını ele alan bir belgesel olarak aynı süreçte tamamlandı. Boyut Yayın Grubu aynı vesileyle Baykam'ın tüm dönemlerini biraraya getiren 480 sayfalık, "I'm Nothing But I'm Everything" isimli geniş monografiyi yayınladı.
 

2003 yılında CHP kurultayında Parti'nin Genel Başkan adaylarından olan ve "Yurtsever Hareket"in kurucusu ve yönlendiricilerinden olan Bedri Baykam, yıllardır ülkemizde siyaset sahnesinin ortasında yer alan aydınlardan biri.

Baykam ayrıca merkezi İstanbul'da bulunan Piramid Film Prodüksiyon Yapımcılık ve Yayıncılık şirketi ile Piramid Sanat'ın kurucusu. 


1997 Mayıs ayında gazeteci Sibel (Yağcı) Baykam ile evlendi. Ocak 1999'da çiftin Suphi adını verdikleri oğulları oldu.


 Umumi Siyaset



 


 


 Dünya



 


 


 Kavram




...


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar