Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

25 Aralık 2007

Sultan Galiyev

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Türkiye

 


YÖK, Say Olayı ve Siyah Bulutlar


-Bedri Baykam-


Güvendiğimiz dağlara her gün kar yağmaya devam ediyor. Göz göre göre her geçen saniye daha kötüye gidiyoruz. Üstelik ne CHP, ne medya, ne başkası; bu yuvarlanışa dur diyen de yok ortada…

 

Yeni YÖK Başkaatandığı gün, inanın onun geçmişini öğrenmeme gerek yoktu. Daha sonra gazetelerden ve TÜMÖD’ün, Alpaslan Işıklı ve Suay Karaman imzalı bildirisinden okuduğum detayların hepsini zaten tahmin ediyordum. Ne “ılımlı” İslam merkezi sayılan Malezya Üniversitesi’nde bu konuda iki yıl staj (!) yapmış olması, ne türban yasağını kaldıracağını hukuka karşı gelme pahasına söylemiş olması beni şaşırttı…

 

Umarım sizi de şaşırtmamıştır! Her bürokratik kilit noktaya o zihniyet noktasal bir bilinçle,  demokrasi karşıtı gerekçelerle atanırken, Cumhuriyet’e yönelik saldırının ana füzesi olan türban konusunun bir numaralı potansiyel yuvasını kontrol edecek mercii için başka beklentileriniz mi vardı? Mehmet Barlas ve eşiyle, Habertürk’te Özlem Gürses’in yönettiği bir sofra-sohbet programına katıldım. İtiraf etmem lazım, herhalde Emre Kongar’da çelikten sinirler var. Barlas’la günlük kapışmaya dayanmam çok zor olurdu. Acaba Mehmet Bey, Türkiye konusunda “her şey harika gidiyor” der gibi konuştuğunda, gerçekten söylediklerine inanıyor mu? O gün tüm program boyunca masada bulunan beş dostumuzda da inanılmaz bir gündemden kaçış sendromu yaşandı. Sonunda medyamızın durumu bile aynı devekuşu tavrı ile ele alınınca, tabii ki bana her zamanki gibi “haşarı çocuk” rolünü üstlenmek düştü. Medyanın artık hiçbir denetim rolü kalmadığını kabul etmek o kadar mı zordu? Tabii orada olmasam 27 Mayıs “linç”i de sorunsuz geçiştirilecekti…

 

Say olayı son on günümüzü bloke etti. Anlaşılan medyanın acil bir gündem ihtiyacı vardı. Yoksa, bir dış röportajdan cımbızla cümle seçerek olayı bu noktalara tırmandırmanın mantığı yoktu. Say’ın AKP’den şikayet etmesi olağan bir olaydı. “Bu ortam yüzünden Türkiye’de yaşama arzumu kaybediyorum” sözleri ise, mevzilerimizi terk edip gitmeyi bilincimize yerleştirmesi açısından hatalıydı. Neyse ki sonra, “yine de kalıp mücadele etmemiz lazım” diyerek telafi yoluna gitti.

 

Say’dan önce, onca sanatçı ve yazar yüzlerce defa ülkedeki yobaz gidişata karşı tepkilerini dile getirdiler. Yalnız kendimden söz ettiğimi sanmayın. Edip Akbayram, Nejat Yavaşoğulları, Esin Afşar, Orhan Aydın, Ataol Behramoğlu ve daha birçok isim... Buna rağmen gerçeklerden kaçan medyamız Say’ın durumunu, böyle bir tepkiyi ilk defa görüyormuşçasına “olağanüstü” bir konuma taşıdı. Hele bunlar arasından aydın bir insanın, Melih Aşık’ın, “Diğer aydın ve sanatçılara bakınız… Hiç sesleri sedaları çıkıyor mu? Fazıl Say’ın ‘ülke karanlığa gidiyor’ uyarısına kaç sanatçı katıldı? Bilvesile anladık ki, sanatçı çoğunluğu da AKP’nin ağzına bakar olmuş” diyebilmesini, oldukça yadırgadım. Konu bunları dış medyaya söylemekse, herhalde yalnız bu sene, 15 yabancı büyük televizyon kanalına çok daha ağır uzun demeçler verdim, haber saatlerinde canlı yayına çıktım, bir o kadar da bu konularda “kemiğine kadar” yazılı basında ünlü yabancı gazete ve dergilere röportaj verdim. Şu farkla ki, hiçbir zaman ülkeyi bırakıp gitmekten söz etmedim. Bir sanatçı da şimdi “bir tek gazeteci çıkıp bu adamlara karşı ağzını hiç açtı mı?” dese, Aşık’ın hoşuna gider miydi?

 

Say’ın doğal ve haklı tepkilerini basınımız “insan köpeği ısırdı (!)” mantığıyla büyüttükten sonra, “İslami kesim”in gösterdiği tahammülsüzlük, abartılıdan da kötü bir göstergeydi. Say’ın sitesine yollanan tehditler, Dilipak’ın “cenazeni camiye getirmesinler” sözleri, Milli Eğitim Bakanı Çelik’in, Say’ın sanat eğitimi konusundaki şikayetleri karşısında, ünlü piyaniste karşı dava açabileceklerini  açıklaması, ardından da dün vazgeçtiklerini söylemesi, bu düzeysizliklerin doruğa çıkmasıydı. Say’a gösterilen anti-demokratik tepkilere karşı onca sivil toplum örgütü gibi, Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği (UPSD) olarak bir bildiri yayınladık ve tepkileri kınadık: Bakan’a sormak lazım, hangi aklı başında insan, bu ülkede sanat eğitiminin düzeyini savunabilir? Bu gülünç dava gerçekten açılsaydı, her demokratik odak kendini taraf sayıp adliyeyi doldurmalıydı.

 

Say’la yeniden gündeme gelen karanlığı yirmi yıldır her gün, her aşamasında on binlerce kere anlattık. Habertürk’te Canan Barlas, eşinin siyasi öngörülerinde hiç yanılmadığını söylüyordu. Ben de can-ı gönülden onların haklı çıkmasını temenni etmeme rağmen buna hiç mi hiç inanmadığımı, ülkeyi “karanlık ve yoğun yağışlı” günlerin ufukta beklediğini anlattım.

 

Yurtsever Hareket üyelerinden Mine Dural, bana yolladığı “naçizane” dost eleştirisinde, genel olarak bizim siyasi alanımızın sürekli negatif yorumlarla, kötüye gidişi vurgulamaya alıştığını hatırlatıyor. Dural’a göre, bizim de artık insanlarda ümit yaratacak yeni alternatifler üretmemiz ve değişmemiz lazım. Haksız da değil ve bu düşünceyi hatırlamalıyız. Ama nasıl? İşte gerçek soru bu!

 

 

Bedri Baykam

25 Aralık 2007



"Efsanenin Yüzyılı" -Bedri Baykam-


Türkiye’de son çeyrek asırda yaşanan her türlü etik yozlaşma ve çöküşten ne yazık ki spor da nasibini fazlasıyla aldı. Tüm dünyanın tartışmasız en büyük kitle sürükleyicisi olan futbol, ülkemizde her türlü terörün odak noktalarından biri haline geldi. Şike/mafya sızmalarının ötesinde, izleyicilerin birbirine karşı “can düşmanı” haline gelecek şekilde bilenmeleri, ortaya iyi bildiğiniz o çirkin sahneleri çıkardı. Yıllardır sahaya her şeyi atan, maç boyu en ağza alınmayacak küfürleri kusan, sokakta birbirine pusu kuran gruplar, ülkede utanç verici eylemlerin baş aktörü oldular.



"Teşekkürler Türkiye" -Bedri Baykam-


Geçen hafta boyu süren Contemporary İstanbul 2007 sanat fuarındaki 3-D sergimde, “Teşekkürler Türkiye” isimli, üç boyutlu bir yapıt sergiledim. Atatürk ve çevresinde Gül, Erdoğan, eşleri, etraflarında ise kapatılmış her yaştan türbanlı, çarşaflı kadınlar. Atatürk, kendi ülkesine “teşekkürler Türkiye” diye sesleniyor, bu oluşturulan mükemmel uyumlu tablo için… Sergime gelen binlerce insan, neden en çok bu resme vuruldular, merak ettim. İlk defa gördükleri üç boyutlu uygulamanın şaşkınlığından mı, yoksa kendilerini aynaya bakar gibi hissedip, Gazi’nin sesiyle irkilmelerinden mi, çıkaramadım…



Bizi “Medeniyet” Öldürdü Atam… -Bedri Baykam-


O kadar çok şey yaşadık ki senden sonra Atam… Şöyle yukarlardan bize doğru baksan, önce gurur duyarsın: Köprüler, tüneller, gökdelenler, tüten fabrikalar, ortalarda dalgalanan bayraklar, göklerden süzülen koca uçaklar… “Attığımız tohumlar nerelere varmış, istikbal göklerdedir dedik, bak şimdi bulutların ortasına zıpkın gibi binalar dikmişler”, dersin… Yine bir bakarsın bulutların arasından, on binlerce araba… Bir tereddüte düşebilirsin, herkes almış, ama niye bir saattir aynı yolda duruyorlar, ömür bu kadar mı değersizleşti acaba, yoksa ölümsüzlüğün sırrınımı buldular” diye sorabilirsin kendine.


 

Bedri Baykam


Bedri Baykam 1957 yılında Ankara'da CHP milletvekili Dr. Suphi Baykam ve Yüksek Mimar Mühendis Mutahhar Baykam'ın ikinci çocuğu olarak doğdu. İki yaşında resim yapmaya başladı. Altı yaşında Ankara, Bern ve Cenevre'de ilk eserlerini sergiledi. Harika çocuk olarak tanımlandığı 1960'lı yıllarda Avrupa ve Amerika'nın birçok sanat merkezinde sürekli olarak sergiler açtı, büyük ilgi gördü. İstanbul Fransız Lisesi'ne devam eden Bedri Baykam 1975 yılında Paris'e taşındı. Sorbonne Üniversitesi'nde işletme ve ekonomi tahsili yapan Baykam, bu fakülteden master aldı. Paris'te aynı süreç içinde L'Actorat isimli özel okulda aktörlük tahsili de yaptı. Baykam 1970'li yıllar boyunca aynı zamanda Türkiye Şampiyonaları'nda önemli dereceler alan ünli bir tenisçi oldu.

1980 yılında Amerika'ya taşınan sanatçı, 1984'e kadar California College of Arts and Crafts'de resim ve sinema eğitimi gördü. 1987 yılına kadar Amerika'da kalan Baykam, bu süre içinde de San Francisco, New York, İstanbul ve Paris'te birçok sergiler açmaya devam etti.


1987'de atölyesini İstanbul'a taşıyan Baykam, bugüne kadar 89 kişisel sergi açtı, birçok grup sergisine katıldı, birçok kısa metrajli film ve video filmleri çekti, kısa ve uzun metrajlı filmlerde aktörlük yaptı. Baykam'ın yayınlanmış 20 kitabı bulunuyor.

Çagdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Atatürkçü Düsünce Dernegi'nin aktif üyelerinden olan sanatçı, aynı zamanda UNESCO'ya bağlı Uluslararası Plastik Sanatlar Dernegi'nin de kurucularından ve halen bu örgütün Türkiye ulusal komitesi başkanı. Sosyal demokrat üç partinin birleşmesini sağlamak amacıyla kurulan Taban Operasyonu hareketini, çesitli demokratik kitle örgütleri başkanları ile beraber örgütleyen ve yönlendiren Baykam, 1995 yılı CHP kurultayında, CHP Parti Meclisi Üyeliğine seçildi ve bu göreve üç sene boyunca devam etti. Daha önce Güneş, Tempo, Siyah-Beyaz, Cumhuriyet, Aydınlık ve Aksam'da köşesi olan, üç yıl boyunca "Dönemin Rengi" isimli bir kültür tartışma programını Prima TV'de hazırlayan ve sunan, 2 yıl boyunca Artist-Skala sanat dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapan Baykam, ayrıca Cumhuriyet Gazetesinde siyasi ve diğer sanat dergileri için de sanatsal makaleler yazıyor. FBTV'de "2 F 1 B" isimli bir futbol tartışması sunuyor.

Yeni Dışavurumculuk akımının öncülerinden olan ve ayrıca yaptığı multi-medya enstalasyonları (Livart) ve kolajli siyasi sanat eserleriyle de tanınan Baykam, sürekli kabuk değiştirmeyi seven bir sanatçı. 80'lerin başından bu yana birçok 16mm kısa film yönetti ve çesitli uzun metrajli filmlerde oyuncu olarak rol aldı.
 

1999 Aralık ayında, 40 yıllık sanat serüvenini ele alan retrospektif sergisi İstanbul'da, AKM'de açıldı. Amerikalı yönetmen Stefan R. Svetiev'in "This Has Been Done Before" isimli filmi, sanatçının tüm kariyerini ve siyasi yaşamını ele alan bir belgesel olarak aynı süreçte tamamlandı. Boyut Yayın Grubu aynı vesileyle Baykam'ın tüm dönemlerini biraraya getiren 480 sayfalık, "I'm Nothing But I'm Everything" isimli geniş monografiyi yayınladı.
 

2003 yılında CHP kurultayında Parti'nin Genel Başkan adaylarından olan ve "Yurtsever Hareket"in kurucusu ve yönlendiricilerinden olan Bedri Baykam, yıllardır ülkemizde siyaset sahnesinin ortasında yer alan aydınlardan biri.

Baykam ayrıca merkezi İstanbul'da bulunan Piramid Film Prodüksiyon Yapımcılık ve Yayıncılık şirketi ile Piramid Sanat'ın kurucusu. 


1997 Mayıs ayında gazeteci Sibel (Yağcı) Baykam ile evlendi. Ocak 1999'da çiftin Suphi adını verdikleri oğulları oldu.


 Umumi Siyaset



 


 


 Dünya



 


 


 Kavram




...


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar