Yazar | 
Bedri Baykam |  | | Kişisel Web | Ekim 1910, Yusuf Akçura ----------------------- "...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..." ----------------------- Sırat-ı Mustakim Dergisi |  | |  | Maksim Gorki ----------------------- "Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."----------------------- Ekmeğimi Kazanırkeni |  | | |  | | |  | | |
| 
50 Yılımın Bilançosu
-Bedri Baykam-
Geçtiğimiz baharda, o heyecanlı Cumhuriyet mitinglerinin koşturmasının ortasında bir 26 Nisan günü İstanbul Mitinginden birkaç gün önce yarım asırı devirmişim… 50 Yaş! Ben çocukken, “50”, bize çok yaşlı gelirdi. Genç siyasetçiler 30 -35 yaşında olurdu. zaten o günlerde ortalama yaşam çok kısaydı. Tarancı meşhur dizelerinde “Yaş 35, yolun yarısı eder” demişti ama birçok değerli insan 60’ında ölüp gidiyordu. “Yalnız iyiler erken ölür” cümlesi o zamanlarda geçerliydi. 50 yaşından geriye o günlere bakarken sizlerle o yarım yüzyılın hızlı bir muhasebesini yapma ihtiyacı hissettim. Altı yaşından beri dünyayı sergileriyle turlayan ve uluslararası basının ilgi odağı haline gelen o küçük çocuk için o günlerde en az bunun kadar önemli olan başka bir olgu vardı: Türkiye’nin siyaset rotasının çizildiği evde büyümek. 27 Mayıs Devriminin getirdiği o koca özgürlük rüzgarıyla uyanmışım bebekliğimden. Ardından “Ortanın Solu”nun yükselişini yaşamışım. “Dedem” sayabileceğim İsmet Paşa’nın adını koyduğu bu yeni felsefenin sözcüsü olan babam Dr. Suphi Baykam, beni Anadolu’nun tozlu yollarında bir çok CHP mitingine taşımıştı. Atatürkçülüğü, solculuğu, tüm hücrelerime yerleştirmeyi bitirdiğimde, herhalde en fazla 8-9 yaşındaydım. Kemalizm, ödünsüz mücadele, evimizin günlük çorbası kadar sürekli olan temel verileriydi. Deniz Gezmiş yaşarken de bir efsaneydi. İlk siyasi resimlerimi onun hakkında yaptığımda 13 yaşındaydım ve o yaşıyordu. 4-5 yaşındayken yaptığım Atatürk resimleri benim için her şeyden önce sevgi ve kahramanlık buluşturmalarıydı, siyaset değil. Çünkü Atatürk’ü “siyasi” olarak sorgulayan o alçak komplo ortalarda yoktu henüz. Tenis şampiyonlukları yurtdışında geçirdiğim 12 yıl, tenis şampiyonlukları ve ardından yirmili yaşlarımın başıyla beraber yetişkin sanatçılığa geçiş…Yurt içinde sanatın yükselmesi için, yurtdışında tüm batılı olmayan sanatçıların tarihsel ve güncel hakları için yıllarca verilen uzun bir savaş… Uykusuz geceler. Otuz yıldır, günde ortalama net 18 saat aralıksız çalışma. Açılan yüzlerce iç ve dış sergi, yazılan 20 kitap Anadolu’nun her yerini karış karış gezerek, üniversitelerde, ADD’lerde, CHP örgütlerinde, sendikalarda yapılan binlerce konuşma… Meslektaşlarım doğal olarak uluslararası arenada en doğal haklarını kullanarak, sanatın bu kadar hırpalandığı bir ülkede kariyer mücadelesi verirken, ben hem onların, hem de bizden sonra sanat yapacak insanların özgürce yaşamaları için mesaimin yarısını bu uğurda sarfettim. Laik, demokratik, özgür ve eşitlikçi bir sosyal hukuk devleti olmadan ne sanat ne de edebiyat yapılabileceğini çok iyi bildiğim için, bu yolda tereddütsüz yürüdüm. Risk almayı hep sevdim. 1984’te, sanatta batı monopollerini deşifre eden ilk manifestoları San Francisco’da yayınladığımda her an Amerika’dan sürülebilecek vizesi bitmiş 27 lik bir gençtim. 1987 ve 1988’de 12 Eylül faşizmine karşı ilk sanatsal bayrağı açıp, “Demokrasinin Kutusu”, “Kitap Yakma Makinası”, “İşkence Odası” gibi yapıtları Atatürk Kültür Merkezine yerleştirdiğimde, en yakın sanatçı arkadaşların beni durdurmaya çalışıp, çılgınlığı nasıl yaptığımı anlayamadılar. O günlerde bugünkü gibi herkes “demokrasi”yi henüz ağzına sakız yapmamıştı. Geleceğin Nobel yıldızlarının batı koruması altında “demokrasicilik” oynayıp kahramanlık payeleri almalarına daha 17 yıl vardı. Atatürkçülüğün son yirmi yılda aldığı o akıl almaz nankör saldırılara karşı hep fikirlerimizle direndik. En yakın arkadaşlarımız sırayla öldürüldüler. Hergün tehdit aldık, ama hiç yılmadık. Şeriatçılarla mücadele, bölücülerle mücadele yetmedi, bir de medyayı işgal eden anti-demokrat, ikinci cumhuriyetçi kerataları çıkardılar karşımıza. Beni bu kepazeler üzmedi. Tarih bu mücadelelerle doluydu ne de olsa. Beni üzen bu ülkenin “entel”lerinin ihaneti oldu en çok. Beyin ve akıllarını ayrı ayrı satışa çıkarıp, Atatürkçülere faşist-ırkçı anti-demokrat demeyi göze alacak kadar alçalabildiler. Sanatçı dostlarımın bir çoğunun onların ve kapitalin medyatik yörüngesine girip, biraz da oportünistçe bu oyuna gelmeleri, bu komplolara gözlerini kapayabilmeleri, ömür üstünden en büyük acımdır belki de… Nankörlük bu kadar seviyesiz olmamalıydı. Sahte kahramanların altın günlerini yaşıyoruz. İftira, seviyesiz sataşmalar, saptırılmak istenen yakın dönem sanatsal tarihimiz, emperyalizmin sipariş ettiği sanat buluşmaları üzerinden ulusal sanatçıların aşağılanmaya çalışılması, hepsini ibretle izledik. Bunlara tenezzül eden arkadaşlara aslında acıyorum. Zaaflarına mağlup oldular. Bende biraz saf edalarla hergün “demokrasi”den söz etsem ya da Atatürk düşmanı olsam, ortalarda benden değerlisi olmazdı. Ama ben hep alnımda “kemalist” onuruyla yaşamayı tabiî ki hep tercih ettim. Yine de biraz Atatürk, biraz da Gandhi’yi düşünerek, onları bile Tanrı’ya havale ederek affediyorum. İşte benim ilk elli yılım. ikincisini de umarım beraber değerlendiririz. Bedri Baykam 25 Eylül 2007
|
Tebriklerimi Sunuşumdur... -Bedri Baykam-
Tabii merkez sağın hakkı da yenmemeli… Liderlerinden, milletvekillerine, hepsini ikaz ettiğimiz pastanın büyük pay sahibi “dincilere sürekli ödünler verirsek, kaymayı durdururuz, zaten onlara yüz vermezsek, Anadolu’dan oy alamayız” diye diye bu ülkeyi tarikat cenneti haline getirmeseler, günde iki cami, beş Kur’an kursu açmasalar yobazlık hiç bu kadar kolay yayılabilir miydi? Bir tebrik de aydınlarımıza, sanatçılarımızın hatırı sayılır bir kesimine. Onlar da çözümsüzlük üretmeyi, elini taşın altına koymamayı, halkı uyarmamayı, tam tersine uyaranların dedikodusunu yapmayı, hedef olmamayı yeğleyip, yazmaya, dizilerde koşturmaya devam ettiler. Onlar “maazallah” harekete geçseler, meydan böyle boş kalır mıydı?
|
Pazar Gününü Çankaya’da Geçirmek… -Bedri Baykam-
Bakın hemen ekleyelim: Bence Gül samimi.Gerçekten laikliğe ve saydığı her şeye bağlı olacak. Ama şu farkla: Onun anladığı laiklikle, bizimki arasında hiçbir kesişme yok!! Ayrı şeyler anlıyoruz laiklik deyince. Ona göre laiklik, dinin önünün her alanda açılması! “Sözde dindarlara” (bize göre dincilere) hiç baskı yapılmaması” arzusuyla şeriatçılığın önünün açılması, türbanın her yere girmesi. Bize göre ise din ve siyaset işlerinin tamamen ayrılması, dinin siyasete girememesi. O yüzden bu cümleler Gül’ün ağzından çıktığında, bize olsa olsa gülümsemek düşüyor.
|
Türk Solu Hayal Hakkını Geri İstiyor -Bedri Baykam-
Sol nedir? Sol her şeyden önce toplum için daha insancıl bir dünya, daha hakça bir düzen istemektir. Sol haksızlıklara, faşizme, dini baskılara, tutucu yobazlara emperyalizmin tuzaklarına baş kaldırmaktır. Sol, inandığı liderle önüne konan her engeli aşabileceğine inanan dev kitlelerin ortak rüyası, ortak hedefidir. Sol her yaşta gençliktir, kararlılıktır, inancın içinde yanan ateştir. Sol gerektiğinde romantizm, gerektiğinde aşk, gerektiğinde masaya patlatılan yumruktur. Sol omuz omuza yürüyüp marş söylerken hedefledikleri o yeni ve farklı dünyaya ulaşacaklarına inancın insanların ortak rüya görme hakkının ta kendisidir.
|
| | 
Bedri Baykam
Bedri Baykam 1957 yılında Ankara'da CHP milletvekili Dr. Suphi Baykam ve Yüksek Mimar Mühendis Mutahhar Baykam'ın ikinci çocuğu olarak doğdu. İki yaşında resim yapmaya başladı. Altı yaşında Ankara, Bern ve Cenevre'de ilk eserlerini sergiledi. Harika çocuk olarak tanımlandığı 1960'lı yıllarda Avrupa ve Amerika'nın birçok sanat merkezinde sürekli olarak sergiler açtı, büyük ilgi gördü. İstanbul Fransız Lisesi'ne devam eden Bedri Baykam 1975 yılında Paris'e taşındı. Sorbonne Üniversitesi'nde işletme ve ekonomi tahsili yapan Baykam, bu fakülteden master aldı. Paris'te aynı süreç içinde L'Actorat isimli özel okulda aktörlük tahsili de yaptı. Baykam 1970'li yıllar boyunca aynı zamanda Türkiye Şampiyonaları'nda önemli dereceler alan ünli bir tenisçi oldu.
1980 yılında Amerika'ya taşınan sanatçı, 1984'e kadar California College of Arts and Crafts'de resim ve sinema eğitimi gördü. 1987 yılına kadar Amerika'da kalan Baykam, bu süre içinde de San Francisco, New York, İstanbul ve Paris'te birçok sergiler açmaya devam etti. 1987'de atölyesini İstanbul'a taşıyan Baykam, bugüne kadar 89 kişisel sergi açtı, birçok grup sergisine katıldı, birçok kısa metrajli film ve video filmleri çekti, kısa ve uzun metrajlı filmlerde aktörlük yaptı. Baykam'ın yayınlanmış 20 kitabı bulunuyor.
Çagdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Atatürkçü Düsünce Dernegi'nin aktif üyelerinden olan sanatçı, aynı zamanda UNESCO'ya bağlı Uluslararası Plastik Sanatlar Dernegi'nin de kurucularından ve halen bu örgütün Türkiye ulusal komitesi başkanı. Sosyal demokrat üç partinin birleşmesini sağlamak amacıyla kurulan Taban Operasyonu hareketini, çesitli demokratik kitle örgütleri başkanları ile beraber örgütleyen ve yönlendiren Baykam, 1995 yılı CHP kurultayında, CHP Parti Meclisi Üyeliğine seçildi ve bu göreve üç sene boyunca devam etti. Daha önce Güneş, Tempo, Siyah-Beyaz, Cumhuriyet, Aydınlık ve Aksam'da köşesi olan, üç yıl boyunca "Dönemin Rengi" isimli bir kültür tartışma programını Prima TV'de hazırlayan ve sunan, 2 yıl boyunca Artist-Skala sanat dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapan Baykam, ayrıca Cumhuriyet Gazetesinde siyasi ve diğer sanat dergileri için de sanatsal makaleler yazıyor. FBTV'de "2 F 1 B" isimli bir futbol tartışması sunuyor.
Yeni Dışavurumculuk akımının öncülerinden olan ve ayrıca yaptığı multi-medya enstalasyonları (Livart) ve kolajli siyasi sanat eserleriyle de tanınan Baykam, sürekli kabuk değiştirmeyi seven bir sanatçı. 80'lerin başından bu yana birçok 16mm kısa film yönetti ve çesitli uzun metrajli filmlerde oyuncu olarak rol aldı.
1999 Aralık ayında, 40 yıllık sanat serüvenini ele alan retrospektif sergisi İstanbul'da, AKM'de açıldı. Amerikalı yönetmen Stefan R. Svetiev'in "This Has Been Done Before" isimli filmi, sanatçının tüm kariyerini ve siyasi yaşamını ele alan bir belgesel olarak aynı süreçte tamamlandı. Boyut Yayın Grubu aynı vesileyle Baykam'ın tüm dönemlerini biraraya getiren 480 sayfalık, "I'm Nothing But I'm Everything" isimli geniş monografiyi yayınladı. 2003 yılında CHP kurultayında Parti'nin Genel Başkan adaylarından olan ve "Yurtsever Hareket"in kurucusu ve yönlendiricilerinden olan Bedri Baykam, yıllardır ülkemizde siyaset sahnesinin ortasında yer alan aydınlardan biri.
Baykam ayrıca merkezi İstanbul'da bulunan Piramid Film Prodüksiyon Yapımcılık ve Yayıncılık şirketi ile Piramid Sanat'ın kurucusu. 1997 Mayıs ayında gazeteci Sibel (Yağcı) Baykam ile evlendi. Ocak 1999'da çiftin Suphi adını verdikleri oğulları oldu.
|
|
| 
| Umumi Siyaset |
| 
| Dünya |
| 
| Kavram |

|
...
|
|  | Okumakta Olduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | |  | Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | |
|
|