Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

17 Haziran 2008

Cengiz Aytmatov

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Türkiye

 


Paris'te Gençliğime Rastladım...


-Bedri Baykam-


Paris’te Saint-German Bulvarı’nda, 3-2 lik büyük Euro 2008 zaferinin keyfiyle cafe alternatifleri arasında elimde gazetelerim kalakalmışken, karşı kaldırımda gençliğimi gördüm. Yarı hızlı, yarı aylak adımlarla yürüyordu. Yanında anımsayamadığım kumral bir kız vardı. Acaba 70’lerin modasına uygun olarak İskandinav mıydı, yoksa Amerikalı mı? Onu süzmekle yetindim önce, şaşkınlığımı gizlemeye çalışarak. O hala “şerefli mağlubiyetler” dönemini yaşıyordu... Futbol patlamamızdan bihaberdi...

 

Saçları benden uzundu, çok sevdiğini bildiğim o lacivert “Lamar Viking” tişörtünün arkasında bir delik vardı. Herhalde görmemişti ya da umursamıyordu. Tabii ki tenis ayakkabıları ayağındaydı. Hayatının bu spor üstüne kurulduğunu herkes anlamalıydı. Kız arkadaşıyla şimdi artık orada olmayan drugstore kahvesinin mönü fiyatlarına bakıp uzaklaştılar. Arkalarından yaklaşıp yere bir 50 Euro da düşüremezdim, çünkü onun dünyasında az miktarda da olsa, tabii ki, yalnız Franklar vardı.

 

Beyninden neler geçtiğini çok iyi biliyorum: Hayat sonsuzdu, aynen başarı hanesine sıkılmadan ısrarla yazdığı sevgilileri gibi! Tüm dünya nasıl olsa gezilecek, fethedilecekti. Yaşam sonsuz başarı alternatifleri saklıyordu. Her şey görülmeli, her şeyin tadına bakılmalıydı ama zaman sonsuz olduğu için o aralar her gün aynı yere gitmekte de bir sakınca yoktu. Onun tek derdi Sorbonne Üniversitesi’nin insanı bezdiren imtihanlarıydı. Sonuçta Galatasaraylı arkadaşlarla beraber üç futbol kavgası arasında, ortaklaşa onları da hallediyorlardı. “Ah şu okul bir bitse, şu imtihanlardan bir kurtulsak” diye iç çektiği belliydi. Arkasından yetişip, omzuna dokunup hiç olmazsa yol sormak için konuşmak istedim. Ama elimdeki kitap ve gazete paketi ağırlaşırken, o köşeyi döndü, elini kızın omzuna attı, kayboldu, gitti. Belki amcasına benzetirdi beni konuştuktan sonra, ne bileyim ben?

 

Aramızdan 30 yıl akıp gitmişti. Tutucu Avrupa’yı, “özgürlük alanı” olarak tanımladığı California için boşamayı kafasına çoktan koymuştu. Oradaki yedi yılın ardından da “ver elini Türkiye”...

 

Düşündüm de, tüm dünyayı gezebildim mi? Epey yer gördüm, ama hep aynı yanılgıyla: “Canım işte şurası, uçağa atlayıp kolayca geliyorsun, nasıl olsa tekrar geliriz”. Halbuki gerçeğin bununla alakası yok. Nerede kolay kolay hem Kore’ye, hem Arjantin’e, hem Küba’ya, hem Mısır’a, hem Japonya ya, hem  Rusya’ya gideceksin? Bir de “henüz” (!) görmediğin onca başka yer: Kanada, Siyah Afrika, Ukrayna, Sibirya, Meksika, İzlanda, Hindistan, Tibet, Endonezya, Patagonya… Öyle durduk yerde gülmeyi bırakın. Patagonya diye bir yer var. Arjantin’e gittiğimde de son derecek yakındım. Ama hesap bu ya? “Ya şimdi pek vakit yok, zaman sıkışık, bir dahaki sefere!” Pardon, hangi sefere? Ya da kaçıncı sefer dediniz?? Elimizdeki “bahar” sermayesini hızla tüketiyoruz da, onun için söylüyorum. Biliyorsunuz banyodaki suyu boşaltırken, son kalan bölüm kaçar gibi gider de… Kaç baharımız kaldı? Kim koydu bu saçma kuralları? Belki en güzel insanlar, henüz tanışmadıklarım! En güzel yerler, henüz görmediklerim! Neyse, hiç olmazsa Internet’te “en güzel yerlerin” fotoğraflarına da bakıyoruz “önceden” tanımak için. Nasıl olsa hepsine on kere gideceğiz ya!

 

Kahveye oturmaktan vazgeçtim. Münasebetsizliğe gerek yoktu. Çocuğun hayat akışını filan kazara değiştirme riskine girmemeliydim o mahallede kalıp. Arabama geri dönerken, Concorde istikametinde yürüyüp, sağda demir parmaklıklar arkasında küçük bir bahçenin önüne konulmuş“Square Taras Chevtchenko 1814-1861, Ukraynalı şair” plaketini gördum. Kimdi acaba? Yoksa çok meşhur da ben mi tanımıyorum? İşte yaşam bu… En iyi ihtimalle, her şey umduğun gibi giderse, bir iki cadde ve meydan ismi oluyorsun yok olduğunda...

 

Tarih yazımını gelecek kuşaklara bırakıp bugünlere bakalım. Tarihin ne yazacağını zaman bilir, gerisi palavra. Şu kısa ömürde, yaşamaya mahkum edildiğimiz dar alan aslında içler acısı. Bir futbol takımı kadar, on bir tane yobaz gündem oluşturuyor, bizler de onların ardından koşar duruma düşüyoruz, “yok öyle değildi, böyleydi”, “yok saptırıyorsunuz”, “yok yalan söylüyorsunuz”… Ya da aramızdaki konuşmalar , “ Duydun mu dün ne yapmışlar?”, “Duydun mu Sivas’ta bir restoranda ne olmuş?”, “Duydun mu hangi öğretmene ne ceza vermişler?”, “Hadi ya, bu kadar olmaz”...

 

İşte birer müdafaa elemanı olarak, itildiğimiz son nokta bu. Yaşam bu kadar ucuz harcanacak bir şey mi, lütfen söyler misiniz? Neredeyse hiçbir birikimimizi bu topluma yapıcı olarak harcayamadan alçakça üretilen gerici ve sahte gündemlerin gölgesinde yaşıyoruz…

 

İleride bir torunum olursa ve buralara gelip yaşarsa, bu yazıyı da okursa, ne der acaba? “İyi ki dedem ve kuşağı, bugünleri görmedi” mi der? Yoksa daha güzel bir cümle duyar mıyız?

 

Ben en iyisi tekrar şu Quartier Latin’de gezen gençliğimi bulayım da “bak bi kabus gördüm, lütfen ülkeye sahip çıkın, şu Devlet Planlama Teşkilatı’na bir el atsanıza Allah aşkına, zaman ayarlı bomba orada gizli” diyip, bir tarih kaydırması deneyeyim, ne dersiniz?

 

Bedri Baykam

17 Haziran 2008



Deniz Gezmiş'ten Mektup Var... -Bedri Baykam-


Türkiye’nin gündemi Anayasa Mahkemesi’nin kararlarıyla sarsılıyor. Bu konuda biz Atatürkçülerin ne düşündüğümü öğrenmek için herhalde bu karara ihtiyacınız yoktu. Zaten son dört günde Türkiye’de bu konuda konuşmayan da kalmadı. “Referanduma götürelim” diyen zırvalardan başlayarak, tüm hazımsızlar, kurtlarını döktü! Çünkü onlara göre laik-demokratik Atatürkçü Türkiye’yi savunmak isteyen herkes “taraf” olmuş oluyor ve “demokrasi suçu” (!) işliyor!! Ancak kapanmayı  yayan görüşlere çarpık beyinleri demokrasi diye bakabildiği için, onları kendi aralarında yapacakları bayramlık, malum kanallara ve TRT’ye (içim acıyor) havale etmek lazım...



Türk Sanatının Önündeki "Müzayede" Tehlikesi!.. -Bedri Baykam-


Türk Çağdaş Sanatı her türlü ilgisizliğe rağmen kendi yağıyla kavrulup, büyük bir atılımı yaşama geçiriyor. Batıdaki meslektaşlarıyla kıyaslanamayacak kadar zor şartlar altında bu mesleği seçen Türk sanatçıları, Atatürk dönemindeki onca maddi manevi destekten sonra öksüz kaldılar. Bu üzücü ortama rağmen özellikle son 30 yılda, çağdaş sanatımız çok yol aldı, Batı’yla eş zamanlı işler üretmeye başladı. Sanatçılar ve galericiler kendi özverili çabalarıyla koleksiyonerler ürettiler… Bugün ise, kendisini tüm bu sistemin tepeden inme kanun koyucusu ilan eden, kimseyle hiçbir yapıcı diyaloga girmeyen bazı müzayedeciler, bu ortam için artık büyük bir tehlike oluşturuyorlar.



27 Mayıs Coşkusu -Bedri Baykam-


Bugün 27 Mayıs 2008. 1960 Devrimi’nin 48. yılını kutluyoruz. Ankara’daki 27 Mayıs Milli Demokratik Devrim Derneği Başkanı Sn. Hüseyin Avni Güler’in Anıtkabir’e çelenk bırakma davetine katılamadığım için çok üzgünüm. Bu akşam 1961 Anayasası Vakfı’nın da kutlama yemeği var. Bugün ve yarın saat 18.00’de Piramid Sanat’ta 68 kuşağının 27 Mayıs ve 12 Mart’la ilişkileri üzerine forumlar olacak. Yarınkinde ben de konuşmacıyım.


 

Bedri Baykam


Bedri Baykam 1957 yılında Ankara'da CHP milletvekili Dr. Suphi Baykam ve Yüksek Mimar Mühendis Mutahhar Baykam'ın ikinci çocuğu olarak doğdu. İki yaşında resim yapmaya başladı. Altı yaşında Ankara, Bern ve Cenevre'de ilk eserlerini sergiledi. Harika çocuk olarak tanımlandığı 1960'lı yıllarda Avrupa ve Amerika'nın birçok sanat merkezinde sürekli olarak sergiler açtı, büyük ilgi gördü. İstanbul Fransız Lisesi'ne devam eden Bedri Baykam 1975 yılında Paris'e taşındı. Sorbonne Üniversitesi'nde işletme ve ekonomi tahsili yapan Baykam, bu fakülteden master aldı. Paris'te aynı süreç içinde L'Actorat isimli özel okulda aktörlük tahsili de yaptı. Baykam 1970'li yıllar boyunca aynı zamanda Türkiye Şampiyonaları'nda önemli dereceler alan ünli bir tenisçi oldu.

1980 yılında Amerika'ya taşınan sanatçı, 1984'e kadar California College of Arts and Crafts'de resim ve sinema eğitimi gördü. 1987 yılına kadar Amerika'da kalan Baykam, bu süre içinde de San Francisco, New York, İstanbul ve Paris'te birçok sergiler açmaya devam etti.


1987'de atölyesini İstanbul'a taşıyan Baykam, bugüne kadar 89 kişisel sergi açtı, birçok grup sergisine katıldı, birçok kısa metrajli film ve video filmleri çekti, kısa ve uzun metrajlı filmlerde aktörlük yaptı. Baykam'ın yayınlanmış 20 kitabı bulunuyor.

Çagdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Atatürkçü Düsünce Dernegi'nin aktif üyelerinden olan sanatçı, aynı zamanda UNESCO'ya bağlı Uluslararası Plastik Sanatlar Dernegi'nin de kurucularından ve halen bu örgütün Türkiye ulusal komitesi başkanı. Sosyal demokrat üç partinin birleşmesini sağlamak amacıyla kurulan Taban Operasyonu hareketini, çesitli demokratik kitle örgütleri başkanları ile beraber örgütleyen ve yönlendiren Baykam, 1995 yılı CHP kurultayında, CHP Parti Meclisi Üyeliğine seçildi ve bu göreve üç sene boyunca devam etti. Daha önce Güneş, Tempo, Siyah-Beyaz, Cumhuriyet, Aydınlık ve Aksam'da köşesi olan, üç yıl boyunca "Dönemin Rengi" isimli bir kültür tartışma programını Prima TV'de hazırlayan ve sunan, 2 yıl boyunca Artist-Skala sanat dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapan Baykam, ayrıca Cumhuriyet Gazetesinde siyasi ve diğer sanat dergileri için de sanatsal makaleler yazıyor. FBTV'de "2 F 1 B" isimli bir futbol tartışması sunuyor.

Yeni Dışavurumculuk akımının öncülerinden olan ve ayrıca yaptığı multi-medya enstalasyonları (Livart) ve kolajli siyasi sanat eserleriyle de tanınan Baykam, sürekli kabuk değiştirmeyi seven bir sanatçı. 80'lerin başından bu yana birçok 16mm kısa film yönetti ve çesitli uzun metrajli filmlerde oyuncu olarak rol aldı.
 

1999 Aralık ayında, 40 yıllık sanat serüvenini ele alan retrospektif sergisi İstanbul'da, AKM'de açıldı. Amerikalı yönetmen Stefan R. Svetiev'in "This Has Been Done Before" isimli filmi, sanatçının tüm kariyerini ve siyasi yaşamını ele alan bir belgesel olarak aynı süreçte tamamlandı. Boyut Yayın Grubu aynı vesileyle Baykam'ın tüm dönemlerini biraraya getiren 480 sayfalık, "I'm Nothing But I'm Everything" isimli geniş monografiyi yayınladı.
 

2003 yılında CHP kurultayında Parti'nin Genel Başkan adaylarından olan ve "Yurtsever Hareket"in kurucusu ve yönlendiricilerinden olan Bedri Baykam, yıllardır ülkemizde siyaset sahnesinin ortasında yer alan aydınlardan biri.

Baykam ayrıca merkezi İstanbul'da bulunan Piramid Film Prodüksiyon Yapımcılık ve Yayıncılık şirketi ile Piramid Sanat'ın kurucusu. 


1997 Mayıs ayında gazeteci Sibel (Yağcı) Baykam ile evlendi. Ocak 1999'da çiftin Suphi adını verdikleri oğulları oldu.


 Umumi Siyaset



 


 


 Dünya



 


 


 Kavram




...


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar