Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

7 Nisan 2008

Hasan Hüseyin Korkmazgil

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Türkiye

 


Filmin Sonunu Bilmeden Yaşamak!


-Bedri Baykam-


Yorgunum. Listemin yeniden kazandığı Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği Genel Kurulu yeni bitmiş… Önümde Facebook açık. Listemdeki arkadaşlarımdan Elif Bengü’den şu sözlere bakıyorum: “Hem çok zor, hem çok kısa bir macera ömür, ömür imtihanla geçiyor”. Kim aksini söyleyebilir? Sabah saat 02:00, televizyonda Lig TV açık. Ama konu futbol değil. “Gökkubbede Gezinti” isimli, nefis bir belgesel yayınlanıyor. Dünya, Güneş, Samanyolu, rakamlar uçuşuyor…

 

Gezegenler, evren, insanlık tarihi, hepsi çok ilginç ve çok karmaşık. Her birimizin bireysel hayatları da, bir o kadar karışık. Zamanı nasıl böldüğümüz, bir koltukta nasıl üç-dört karpuz taşıdığımız… Çoğumuz arı ve karınca gibi dünyayı biz kurtaracakmışız gibi koşuyoruz. İyi de bu çabalardan geriye ne kalacak 100 ya da 1000 yıl sonra?

 

Her insan, yaşamında tek bir “film” çeker: Kendi otobiyografik filmini. Hem de en detaylı haliyle! Düşünün: Tek film, tek seyirci, tek bilet! Ne kadar özel bir insanız öyle? Gördüklerinizin, yaşadıklarınızın tadını çıkarın.

 

2000’e gelmeden önce, “Kemik”i yazdığım sıralarda çok uçuk bir sergi projem vardı: “Art Ad Infinitum”. Oradaki ilginç aygıtlardan biri “beyin deşifre” adını taşıyordu: Yani gördüğü, yaşadığı her saniyeyi içselleştiren beynin, bunların tamamını bir çipin tetiklemesiyle geri vermesi. Şu anda bile aklımda geçmişten hangi görüntüler cirit atıyor: İşte bebekliğim, dedemin bahçesinde, Adana’da o çok özel mandalina kokuları, ya da büyük tensel buluşmalar, ya da San Fransisco sokaklarında hiçbir özelliği olmayan bir günde yürüyen gençliğim…

 

Kendi yaşam filminizde hem baş aktör, hem senarist, hem yönetmen oluyorsunuz. İşte bu kadar özel bir insansınız. Tabii bir başka açıdan, dünyadaki o dev piyesin içinde anlamsız bir kukla olarak da görebilirsiniz kendinizi. En önemli grafitimde şu yazıyor: “I’m Nothing but I’m Everything” (Ben her şeyim, ama ben hiçbir şeyim).

 

Bu tek yönlü yaşam filminde, bazen siz başkasının film karelerine misafir oyuncu olarak girip çıkıyorsunuz, bazen de onlar… Bu kesişmelerle yaşam izleri birbirine geçiyor, herkes yoluna devam ediyor,       Geçen Cumartesi çok saygın bir hanımefendi Piramid Sanat’a geldi ve Deniz Gezmiş’in “Tülin” adında bir öğrenci kıza, Kayseri Cezaevi’nden yazdığı iki mektubu getirdi. Hemen cam altı korumaya aldık. Biri 18/4/1970’den, diğeri ise 6 Mayıs 1971! Yani Deniz’in ölümüne tam bir yıl kala. O satırlar arasında bugün slogan olabilecek sözler var. Zaten o mektuplara dokunmak bile büyük bir heyecan. Kendi film karemize sızdığı anda, büyük zaman dalgalanmaları yaratan el yazması sayfaları.

 

Filmin sonu mu? Haşin senaristler hariç, kimse kendi filminin sonunu bilemiyor. Filmin ikini yarısına geçiş yapıp yapmadığı bile ancak tahmin konusu olabilir. “Yaş 35”, yolun tamamı ya da üçte biri de olabiliyor.

 

Leyla Gencer ise, filminin sonunu acımasızca kesin bir romantizme monte etmiş. “La Diva Turka” bir yandan kimimizin daha önce çok düşünmüş olduğu bir senaryonun yaşama geçirilmesi için vasiyet bırakıyor, diğer yandan da sonsuza geçiş yaparken, var olan efsanesine boyut kazandırıyor. Ben, itiraf edeyim, aynı şeyi Kız Kulesi açıklarına bir kayıktan serpilmek üzere yıllardır aklıma getiriyordum. Soyut bir fikirdi, hani sanki 100 yıl yaşayacağız ya! Ama artık yapsam da bu eylem “This Has Been Done Before” (Bu Daha Önce Yapıldı) kategorisinde! Dolmabahçe’dekinden daha etkileyici bir an belki de yaşamamıştım. Gencer o gün muhteşem bir final kurgulamış.

 

Bundan sonra Boğaz’ı hem de en güzel noktalarından birinden seyrederken, artık aklımıza hep büyük sopranomuz gelecek… Kim bilir ne şiirler, ne kitaplar söz edecek o törenden… Artık sizler de Leyla Gencer’in filmine ortak olmuş olacaksınız: Hem Dolmabahçe’de o gün bulunduysanız misafir oyuncu olarak, hem de Boğaz’a her çıkış anınızda kavramsal olarak… Boğazın azgın suları büyük bir insanla beraber çalkalanıyor artık.

 

Bakın bir de daha ürkütücüsü var: Hani büyük tarihsel sorular var ya? Yobazlarla, bölücülerle, kavganın sonu nereye varacak? Emperyalizm çirkinliklerinden bir gün vazgeçecek mi? İşte o büyük bilmeyen filmde, bu soruların hiçbir kalıcı yanıtı yok. Çünkü bizim filmimizin sonu var ama büyük film sonsuza kadar dönüyor! O kadar uzun yaşamış bir koca İsmet İnönü bile, 36 yıl önce aramızdan ayrıldıktan sonra şu gezegende nelerin yaşanabildiğine göz atabilse, donup kalırdı. Yani yaşamdan zamanlı zamansız onca sorunun yanıtını alamadan ayrılırken fazla üzülmeyin. Filmin sonunu görebilen fani zaten yok… Kim bilir ileride dünyayı ne Titanicler, ne buluşlar, ne galaksi savaşları bekliyor… Bu evrendeki geçici yerimizi düşündükçe çıldırmamak zor. En iyisi biz “n’olcak bu solun hali” diye sorularla önümüze bakmakla yetinelim!

 

Bedri Baykam

20 Mayıs 2008



AKP, Yargı, “Ergenekon” ve Ordu… -Bedri Baykam-


AKP kendini köşeye sıkışmış hissediyor ve besleme basınıyla beraber şaşkınlığını saldırganlığıyla harmanlayıp Türkiye ile hesaplaşma içine girmeye çalışıyor. Şu anda “hukuk”tan fazla medet ummadıkları için umutlarını Avrupa’ya yöneltmiş durumdalar. Hani şu aylardır kendi haline terk ettikleri “AB” var ya? Gün geçmiyor ki AB’li patavatsız bir raportör ya da siyasetçi, kalkıp “hiç böyle saçmalık görülmüş müdür?” diye gözlerimizin içine baka baka yalan söylüyor. Her gün yazıldı çizildi: Avusturya’da Haider, Almanya’da Nazi Partiler, ABD’de Nixon’un istifaya mecbur kalması…



41 Milyon “Terörist”  İçin Suç Duyurusu! -Bedri Baykam-


Gündem ve değişimin bu kadar at başı yarıştıkları başka bir ülke bulmak kolay değildir. Geçen hafta size pek yakında Atatürkçülerin hücre operasyonlarında “yakalanıp” nasıl sorgulanacaklarını, “ideolojik suçlu” haline nasıl getirileceklerini sözde mizahi bir dille anlatmıştım. Şimdi geçen Cumartesi Milliyet’in manşetten verdiği haberler, bu yorumlarımı bayatlattı bile: “Ulusalcılık, Terör Kapsamına Girdi”. Meğer Emniyet Genel Müdürlüğü, “Ergenekon” hikayesi Atatürkçü önderleri alakasız şekilde Ümraniye silahlarıyla ilişkilendirmeye çalışmadan önce, salt düşünsel anlamda, bu Atatürkçüleri şimdiden fişlemiş ve notlarını vermiş bile: “…Ulusalcı kesimler, devlet egemenliğinin özellikle AB sürecindeki yasal değişiklikler ile zedelendiği ve ülkenin bağımsızlığını yitirdiği varsayımını temel almaktadır”. Yani öyle alakasız bomba seri numaraları araştırmalarına filan gerek yok. Atatürkçü, dernek, vakıf, veya site üyesiysen kuyruğu artık kaptırmış olacaksın “Emniyet”e!



Pardon, Rejim Değişti de Haberimiz mi Olmadı? -Bedri Baykam-


İnsanlık onuru çiğnendi geçtiğimiz hafta sonu. Bu Cumhuriyetin, içinde yol aldığı geminin de artık her an kendi buzdağı ile bodoslama bir hesaplaşmaya doğru gittiği ortaya çıktı. Olay şu: Uyuyan (gizli tarikatçı) hücreler, birden ABD’den düğmeye basılınca hızı 5. vitese aldılar. Dinci-faşizmin nelere kadir olabileceği konusunda yalnız küçük bir prova yaşıyoruz, hepsi bu. Geçen hafta kapatma davaaçılmasaydı makalem “Sıra ne zaman yazar-çizerlere gelecek Sn Erdoğan” başlığını taşıyacaktı. Başbakan’ın dikensiz gül bahçesi isteyen tahammülsüzlüğünü işleyecektim. Tabii, parti kapatma gerekçelerinin yok sayılmasının istendiği kuralsız bir ortamda, kimin neden içeri alınacağına dair kural aramak, ahmaklık olur. Çünkü artık rejim “demokrasi ve hukuk devleti” ile ilişkilerini kaybetmektedir! Yani, Mc Carthy’ci gözaltılara hiç mi hiç şaşırmadım!


 

Bedri Baykam


Bedri Baykam 1957 yılında Ankara'da CHP milletvekili Dr. Suphi Baykam ve Yüksek Mimar Mühendis Mutahhar Baykam'ın ikinci çocuğu olarak doğdu. İki yaşında resim yapmaya başladı. Altı yaşında Ankara, Bern ve Cenevre'de ilk eserlerini sergiledi. Harika çocuk olarak tanımlandığı 1960'lı yıllarda Avrupa ve Amerika'nın birçok sanat merkezinde sürekli olarak sergiler açtı, büyük ilgi gördü. İstanbul Fransız Lisesi'ne devam eden Bedri Baykam 1975 yılında Paris'e taşındı. Sorbonne Üniversitesi'nde işletme ve ekonomi tahsili yapan Baykam, bu fakülteden master aldı. Paris'te aynı süreç içinde L'Actorat isimli özel okulda aktörlük tahsili de yaptı. Baykam 1970'li yıllar boyunca aynı zamanda Türkiye Şampiyonaları'nda önemli dereceler alan ünli bir tenisçi oldu.

1980 yılında Amerika'ya taşınan sanatçı, 1984'e kadar California College of Arts and Crafts'de resim ve sinema eğitimi gördü. 1987 yılına kadar Amerika'da kalan Baykam, bu süre içinde de San Francisco, New York, İstanbul ve Paris'te birçok sergiler açmaya devam etti.


1987'de atölyesini İstanbul'a taşıyan Baykam, bugüne kadar 89 kişisel sergi açtı, birçok grup sergisine katıldı, birçok kısa metrajli film ve video filmleri çekti, kısa ve uzun metrajlı filmlerde aktörlük yaptı. Baykam'ın yayınlanmış 20 kitabı bulunuyor.

Çagdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Atatürkçü Düsünce Dernegi'nin aktif üyelerinden olan sanatçı, aynı zamanda UNESCO'ya bağlı Uluslararası Plastik Sanatlar Dernegi'nin de kurucularından ve halen bu örgütün Türkiye ulusal komitesi başkanı. Sosyal demokrat üç partinin birleşmesini sağlamak amacıyla kurulan Taban Operasyonu hareketini, çesitli demokratik kitle örgütleri başkanları ile beraber örgütleyen ve yönlendiren Baykam, 1995 yılı CHP kurultayında, CHP Parti Meclisi Üyeliğine seçildi ve bu göreve üç sene boyunca devam etti. Daha önce Güneş, Tempo, Siyah-Beyaz, Cumhuriyet, Aydınlık ve Aksam'da köşesi olan, üç yıl boyunca "Dönemin Rengi" isimli bir kültür tartışma programını Prima TV'de hazırlayan ve sunan, 2 yıl boyunca Artist-Skala sanat dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapan Baykam, ayrıca Cumhuriyet Gazetesinde siyasi ve diğer sanat dergileri için de sanatsal makaleler yazıyor. FBTV'de "2 F 1 B" isimli bir futbol tartışması sunuyor.

Yeni Dışavurumculuk akımının öncülerinden olan ve ayrıca yaptığı multi-medya enstalasyonları (Livart) ve kolajli siyasi sanat eserleriyle de tanınan Baykam, sürekli kabuk değiştirmeyi seven bir sanatçı. 80'lerin başından bu yana birçok 16mm kısa film yönetti ve çesitli uzun metrajli filmlerde oyuncu olarak rol aldı.
 

1999 Aralık ayında, 40 yıllık sanat serüvenini ele alan retrospektif sergisi İstanbul'da, AKM'de açıldı. Amerikalı yönetmen Stefan R. Svetiev'in "This Has Been Done Before" isimli filmi, sanatçının tüm kariyerini ve siyasi yaşamını ele alan bir belgesel olarak aynı süreçte tamamlandı. Boyut Yayın Grubu aynı vesileyle Baykam'ın tüm dönemlerini biraraya getiren 480 sayfalık, "I'm Nothing But I'm Everything" isimli geniş monografiyi yayınladı.
 

2003 yılında CHP kurultayında Parti'nin Genel Başkan adaylarından olan ve "Yurtsever Hareket"in kurucusu ve yönlendiricilerinden olan Bedri Baykam, yıllardır ülkemizde siyaset sahnesinin ortasında yer alan aydınlardan biri.

Baykam ayrıca merkezi İstanbul'da bulunan Piramid Film Prodüksiyon Yapımcılık ve Yayıncılık şirketi ile Piramid Sanat'ın kurucusu. 


1997 Mayıs ayında gazeteci Sibel (Yağcı) Baykam ile evlendi. Ocak 1999'da çiftin Suphi adını verdikleri oğulları oldu.


 Umumi Siyaset



 


 


 Dünya



 


 


 Kavram




...


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar