Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

7 Nisan 2008

Hasan Hüseyin Korkmazgil

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Türkiye

 


AKP, Yargı, “Ergenekon” ve Ordu…


-Bedri Baykam-


AKP kendini köşeye sıkışmış hissediyor ve besleme basınıyla beraber şaşkınlığını saldırganlığıyla harmanlayıp Türkiye ile hesaplaşma içine girmeye çalışıyor. Şu anda “hukuk”tan fazla medet ummadıkları için umutlarını Avrupa’ya yöneltmiş durumdalar. Hani şu aylardır kendi haline terk ettikleri “AB” var ya? Gün geçmiyor ki AB’li patavatsız bir raportör ya da siyasetçi, kalkıp “hiç böyle saçmalık görülmüş müdür?” diye gözlerimizin içine baka baka yalan söylüyor. Her gün yazıldı çizildi: Avusturya’da Haider, Almanya’da Nazi Partiler, ABD’de Nixon’un istifaya mecbur kalması…

 

AB’nin dediği şu: “Efendim hiçbir futbolcu sahadan atılmasın, yazık, bakın binlerce seyircisi var bu takımın, hepsi para ödemişler!” Tercümesi şu oluyor: “Futbol oyun kurallarını unutun, hakeme tükürse de, rakiplerini yumruklasa da spora halel gelmesin diye, siz yine de kimseyi atmayın!”

 

Kimse oyuncu sahadan atılsın istemez. Ama futbolun kuralları varsa ve biri bu hataları yaparsa atılır. AB ya da o takımın seyircisi ne derse desin! Ya da bir şık daha var: Futbolu kuralsız oynarsanız: Gücü gücü yetene, usturalı, şişli, tekme tokatlı, var mı yan bakan havasında! Siyasete dönelim. Evet, hiçbir parti kapatılmasın. İyi de hiçbir parti kapatılacak şeyler yapmasın! Kuralsız futbol nasıl olamazsa, anayasasız ve partiler yasasız bir parlamenter rejim düşünülemez.

 

Ne konuşuluyor şimdi? AKP, kapatılmaya karşı partisini yedekleyecekmiş. Böylece kapatılsa da aynen yoluna devam edecekmiş… Burası uyanıklar ülkesi değil mi? Her şey olur… Bakın aynı gün gazetelere ne yansıyor: Erbakan’ın kayıp trilyon davası… Bu paragrafı okuyunca aklınıza ne geliyor söyler misiniz? AKP kapatılırsa, aynı şeyler onların da başına dert olmasın diye, derhal tüm mal-mülk varlıklarını hazineye devredeceklerini, ortada hiç “kayıp” bina, trilyon, trilyar hiçbir şey olmayacağını, hukuka karşı son derece saygılı davranacaklarını düşünüyorsunuz... Nasıl, bildim değil mi?

 

Mühim olan parti kapamak değil, onun “yerine” açılan partinin rejimle dalga geçer gibi bir politika izlememesi. Maşallah AKP’liler şimdiden “durumu nasıl idare edeceklerinin” dökümünü uluorta yapma peşindeler. Bu kadar açıkça hileye izin veren başka bir siyasal sistem var mı? Bu komedi de savcıların önünde oynanıyor, işin ilginç tarafı. Hayır kardeşim, enayi değiliz. Bir yandan yargıya “aman beni kapatma” diyeceksin, sonra da  kapatılınca nasıl anti-laikliğin “odağı” olarak devam edeceğinin hesaplarına düşeceksin… AKP savunma yapmaktan söz ediyor ama bir de hala aynı anti-laik atama ve siyasetleri dolu dizgin sürdürüyor: “Hayret bir şey!”

 

İyi de, Milli Nizam Partisi’nden bu yana, aynı hareket beşinci kere kapanıyor! Demek ki artık bu kadronun şunu anlaması lazım: “dini siyasete alet eden bir yeni parti kurarsam yine kapatılırım”. Yapılan esas hata şu: Laikliğin kurallarını delen partilere yıllarca müsamaha gösteriliyor, ardından kurallar devreye sokulduğu zaman herkes şaşırıyor. Sorun bu davaların fazlasıyla gecikmesi!

 

Anlayacağınız ortada bir “yargı darbesi” filan yok. Bu yüzden AKP’nin panik içinde Ergenekon’u alevlendirip bir çeşit pazarlık unsuru haline getirmeye çalışması hem son derece hukuk dışı hem büyük bir ayıp. Yürüyen davaya müdahale edip anayasayı, yani “oyunun kurallarını” kendine uyacak şekilde değiştirmeye kalkmak, zekice bir hareket değil. Kendini kurnaz sanan, alaturka şarklı kafası. Nelerden bahsetmediler ki! Parti kapatmayı yasaklatmaktan tutun da, “kapatacaksan parlamentoya gelip benden onay alacaksın” diyen traji-komik demeçlere kadar!

 

Bu ahlak dışı kaçış yollarını arayanlar, ülkede “darbe heveslileri” var adı altında bir Ergenekonculuk oyununa girdiler ya? Boş yere kendilerini aldatmasınlar… Ne Ümraniye’de 10 bombayla, ne 20 tüfekle Türkiye’de kimse darbe filan yapamaz, güldürmesinler milleti. Bu yapılabilseydi, önce yüz binlerce av ruhsatlı pompalı silahları kapışan malum takımlar (!) yaparlardı bu işi! Bu ülkede siyasete müdahaleyi herkesin bildiği gibi Ordu’dan başka hiç kimse yapamaz. İyi de, o da ne senin benim ya da Tayyip Bey’in “dur, yapma” demesiyle durur, ne de bazı kışkırtıcıların “hadi atla artık” dolduruşlarına gelir. Kimseden ne talimat ne izin alırlar. Belki acı bir gerçek ama işin özü budur. İşte bunu istemiyorsak da, bazı gerçekleri hiçbir zaman göz ardı etmeyeceğiz ki demokrasi hiçbir zaman kesintiye uğramasın, kimse üzülmesin: Din siyasete ne kadar girerse, yargı ne kadar yok sayılırsa, ordunun da bir o kadar girme olasılığı vardır. Çünkü çağdaş demokratik bir ülkede, siyasete ne ordu karışır ne de din!  Siyaseti denetlemek ise, yargının görevidir. Boğazına kadar din sömürüsüne batıp ardından “Yargı demokrasiye karışmasın” diye çırpınanlar, şimdi paranoyalarına kılıf aramak için “Ergenekon”u öne sürmüşlerdir. Bu konuda şu gerçekle yüzleşmek durumundadırlar: Adı geçirilen yazar ve emekli subaylar bir “silahlı çete” kurup devleti ele geçiremeyeceklerine göre(!), bu iddia onlara değil, Ankara’nın başka bir köklü kurumuna yöneliktir! O zaman bunu dile getirecek cesareti bulsunlar da, kargaları güldürecek iddialarla vakit kaybetmeyelim…

 

Bedri Baykam

7 Nisan 2008



41 Milyon “Terörist”  İçin Suç Duyurusu! -Bedri Baykam-


Gündem ve değişimin bu kadar at başı yarıştıkları başka bir ülke bulmak kolay değildir. Geçen hafta size pek yakında Atatürkçülerin hücre operasyonlarında “yakalanıp” nasıl sorgulanacaklarını, “ideolojik suçlu” haline nasıl getirileceklerini sözde mizahi bir dille anlatmıştım. Şimdi geçen Cumartesi Milliyet’in manşetten verdiği haberler, bu yorumlarımı bayatlattı bile: “Ulusalcılık, Terör Kapsamına Girdi”. Meğer Emniyet Genel Müdürlüğü, “Ergenekon” hikayesi Atatürkçü önderleri alakasız şekilde Ümraniye silahlarıyla ilişkilendirmeye çalışmadan önce, salt düşünsel anlamda, bu Atatürkçüleri şimdiden fişlemiş ve notlarını vermiş bile: “…Ulusalcı kesimler, devlet egemenliğinin özellikle AB sürecindeki yasal değişiklikler ile zedelendiği ve ülkenin bağımsızlığını yitirdiği varsayımını temel almaktadır”. Yani öyle alakasız bomba seri numaraları araştırmalarına filan gerek yok. Atatürkçü, dernek, vakıf, veya site üyesiysen kuyruğu artık kaptırmış olacaksın “Emniyet”e!



Pardon, Rejim Değişti de Haberimiz mi Olmadı? -Bedri Baykam-


İnsanlık onuru çiğnendi geçtiğimiz hafta sonu. Bu Cumhuriyetin, içinde yol aldığı geminin de artık her an kendi buzdağı ile bodoslama bir hesaplaşmaya doğru gittiği ortaya çıktı. Olay şu: Uyuyan (gizli tarikatçı) hücreler, birden ABD’den düğmeye basılınca hızı 5. vitese aldılar. Dinci-faşizmin nelere kadir olabileceği konusunda yalnız küçük bir prova yaşıyoruz, hepsi bu. Geçen hafta kapatma davaaçılmasaydı makalem “Sıra ne zaman yazar-çizerlere gelecek Sn Erdoğan” başlığını taşıyacaktı. Başbakan’ın dikensiz gül bahçesi isteyen tahammülsüzlüğünü işleyecektim. Tabii, parti kapatma gerekçelerinin yok sayılmasının istendiği kuralsız bir ortamda, kimin neden içeri alınacağına dair kural aramak, ahmaklık olur. Çünkü artık rejim “demokrasi ve hukuk devleti” ile ilişkilerini kaybetmektedir! Yani, Mc Carthy’ci gözaltılara hiç mi hiç şaşırmadım!



AKP Demokrasiden Sonra Yargıyı Yok Etme Peşinde... -Bedri Baykam-


Yaşanan hukuk saptırmaları apaçık ortada. İnönü’nün tarihi deyimiyle “Suçluların telaşı” içindeler. AKP kıvranarak sistemin tokadını haksız yere yemiş mazlumları oynadıktan sonra, şimdi de Anayasa nın 138. ve Türk Ceza Yasasının 277.maddelerini hiçe sayarak yürüyen davaya açık müdahale peşinde koşuyor. Dünya tarihinde görülmemiş sorumsuzlukla koca bir “açık suç” işliyorlar. Hükümet kendi davasını etkileyip Başsavcıyı engellemeye çalışarak, hukuku bitirme gayretinde... Tüm Avrupa, TÜSİAD, Memur-Sen, hepsi “fedakarca” öne atlayarak, kendilerini Türkiye de rejim ve Anayasa nın önünde görerek, ülkemizde demokrasinin simgesi (!) AKP’nin avukatı kesildiler. Bu ilginç çelişkili ittifak, İslamcı-liberal köşecik yazarları ile beslenerek bizi esir alacak.


 

Bedri Baykam


Bedri Baykam 1957 yılında Ankara'da CHP milletvekili Dr. Suphi Baykam ve Yüksek Mimar Mühendis Mutahhar Baykam'ın ikinci çocuğu olarak doğdu. İki yaşında resim yapmaya başladı. Altı yaşında Ankara, Bern ve Cenevre'de ilk eserlerini sergiledi. Harika çocuk olarak tanımlandığı 1960'lı yıllarda Avrupa ve Amerika'nın birçok sanat merkezinde sürekli olarak sergiler açtı, büyük ilgi gördü. İstanbul Fransız Lisesi'ne devam eden Bedri Baykam 1975 yılında Paris'e taşındı. Sorbonne Üniversitesi'nde işletme ve ekonomi tahsili yapan Baykam, bu fakülteden master aldı. Paris'te aynı süreç içinde L'Actorat isimli özel okulda aktörlük tahsili de yaptı. Baykam 1970'li yıllar boyunca aynı zamanda Türkiye Şampiyonaları'nda önemli dereceler alan ünli bir tenisçi oldu.

1980 yılında Amerika'ya taşınan sanatçı, 1984'e kadar California College of Arts and Crafts'de resim ve sinema eğitimi gördü. 1987 yılına kadar Amerika'da kalan Baykam, bu süre içinde de San Francisco, New York, İstanbul ve Paris'te birçok sergiler açmaya devam etti.


1987'de atölyesini İstanbul'a taşıyan Baykam, bugüne kadar 89 kişisel sergi açtı, birçok grup sergisine katıldı, birçok kısa metrajli film ve video filmleri çekti, kısa ve uzun metrajlı filmlerde aktörlük yaptı. Baykam'ın yayınlanmış 20 kitabı bulunuyor.

Çagdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Atatürkçü Düsünce Dernegi'nin aktif üyelerinden olan sanatçı, aynı zamanda UNESCO'ya bağlı Uluslararası Plastik Sanatlar Dernegi'nin de kurucularından ve halen bu örgütün Türkiye ulusal komitesi başkanı. Sosyal demokrat üç partinin birleşmesini sağlamak amacıyla kurulan Taban Operasyonu hareketini, çesitli demokratik kitle örgütleri başkanları ile beraber örgütleyen ve yönlendiren Baykam, 1995 yılı CHP kurultayında, CHP Parti Meclisi Üyeliğine seçildi ve bu göreve üç sene boyunca devam etti. Daha önce Güneş, Tempo, Siyah-Beyaz, Cumhuriyet, Aydınlık ve Aksam'da köşesi olan, üç yıl boyunca "Dönemin Rengi" isimli bir kültür tartışma programını Prima TV'de hazırlayan ve sunan, 2 yıl boyunca Artist-Skala sanat dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapan Baykam, ayrıca Cumhuriyet Gazetesinde siyasi ve diğer sanat dergileri için de sanatsal makaleler yazıyor. FBTV'de "2 F 1 B" isimli bir futbol tartışması sunuyor.

Yeni Dışavurumculuk akımının öncülerinden olan ve ayrıca yaptığı multi-medya enstalasyonları (Livart) ve kolajli siyasi sanat eserleriyle de tanınan Baykam, sürekli kabuk değiştirmeyi seven bir sanatçı. 80'lerin başından bu yana birçok 16mm kısa film yönetti ve çesitli uzun metrajli filmlerde oyuncu olarak rol aldı.
 

1999 Aralık ayında, 40 yıllık sanat serüvenini ele alan retrospektif sergisi İstanbul'da, AKM'de açıldı. Amerikalı yönetmen Stefan R. Svetiev'in "This Has Been Done Before" isimli filmi, sanatçının tüm kariyerini ve siyasi yaşamını ele alan bir belgesel olarak aynı süreçte tamamlandı. Boyut Yayın Grubu aynı vesileyle Baykam'ın tüm dönemlerini biraraya getiren 480 sayfalık, "I'm Nothing But I'm Everything" isimli geniş monografiyi yayınladı.
 

2003 yılında CHP kurultayında Parti'nin Genel Başkan adaylarından olan ve "Yurtsever Hareket"in kurucusu ve yönlendiricilerinden olan Bedri Baykam, yıllardır ülkemizde siyaset sahnesinin ortasında yer alan aydınlardan biri.

Baykam ayrıca merkezi İstanbul'da bulunan Piramid Film Prodüksiyon Yapımcılık ve Yayıncılık şirketi ile Piramid Sanat'ın kurucusu. 


1997 Mayıs ayında gazeteci Sibel (Yağcı) Baykam ile evlendi. Ocak 1999'da çiftin Suphi adını verdikleri oğulları oldu.


 Umumi Siyaset



 


 


 Dünya



 


 


 Kavram




...


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar