Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

14 Şubat 2008

Cengiz Dağcı

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Türkiye

 


Şaşkın Liberaller Yol Ayrımında


-Aydoğan Kekevi-


Allah şu günlerde kimseyi ne liberal yapsın ne de liberallerin duruma düşürsün.

 

Durumları tamı tamına “Aşağı tükürseler SAKAL, yukarı tükürseler BIYIK..” durumu..

 

“Allah kullarına kötülük yapmaz insan insanın kurdudur” demişler ya hani, bunların bugünkü bu durumlarından da kendilerinden başka kimsenin suçu yok.

 

* * * * *

Çocukken Beyoğlunda “Spearmint, Peppermint, Juicy Fruit” diye bağıra bağıra Amerikan sakızı satardık

 

Yerli malı olarak da “Baylan” galiba bir de”Kovboy” vardı..

 

Bu sakız satma işini yapan 5-6 çocuktuk sinema önlerini mesken tutan...

 

Akşam seansları ve  özellikle sezona giren filmlerin gala geceleri çok kalabalık olurdu.

 

Gala müsterilerimiz arasında İpekçi ailesi de  vardı...

 

Ve tabii küçük ve rahmetli İ.Cem İpekçi..

* * * *

Bir de Havayolları, Denizyolları acentaları gibi yerlere giderdik haftanın belirli günlerinde, buraların müşterileri çoğunlukla o zamanın sosyetesinden olurlardı.

Arabasından, taksiden inenleri görünce sarardık etraflarını.

Bir arkadaşımız vardı Metin TUĞYAN’, çok acar bir arkadaştı.

Birgün Metin’le birlikte Galata’daki acentalardan birinin önüne gittik.

Hapag-Loyd idi galiba..

Metin yolda “birbirimizi itip kakmayalım” diyerek ortaklık önerdi.

Kabul ettim.

Bizim Metin müşterilerileri gözünden tanırdı, ağzı da iyi laf yaptığından  birisi “jiklet kaça” diye sormaya görsün., çiklet almadan kurtulması çok zordu.

Acentanın önüne geldik  o “Ben şu tarafta durayım” diyerek taksilerin yanaştığı yeri tuttu.  Dikildik acentanın iki yanına , yolcuları getiren araba otobüs falan olmayınca yoldan geçenlere satmaya çalışıyoruz. 

Bir ben satıyorum bir o falan, dengedeyiz yani.

Arasıra da işaretleşiyoruz “dört tane oldu” “iki kovboy aldı” falan diye.

Bir ara Metin  bir arabadan inen müşterilere doğru koşmaya başladı, hem koşuyor hem de bana dönüp dönüp  Ortaklık finiiiş, ortaklık finiiiiş” diye bağırıyor.

Meğer iyi tanıdığı çok yağlı bir müşteri ailenin taksiden indiklerini görmüş.

Bana  pay vermemek için ortaklığımızı “finiş” yapmış, yani “ortaklık önerisi” asıl amacına erişmiş “malı” kapmıştı....

Şimdi ben bu anımı niye anlattım; şunun için anlattım: Bana öyle geliyorki yakında bizim Liberal takımına da birileri “Ortaklık finiiişş” diye bağıracak.

* * * *

2008 bizim liberallere yaramadı işler ters gitmeye başladı

Bir yandan ekonomik kriz kapının önünde,

öte yandan Türkiye hala AB kapısının önünde.

Evdeki AB yutturmacası AB pazarlamasına uymadı.

Bu gidişle “STÖ”lara AB yardımları da kesilebilir, kesilmezse bile azalabilir.

Bir tek Soros’la da bu işler dönmezki..

“Ne yapsam ne yapsam, hamak alıp uzansam”

* * * *

Bizim şaşkın liberaller “1.Cumhuriyet’in defterini dürdük” diye zevklenirlerken, daha sefasını sürüp “Yaşasın 2.Cumhuriyet” bile diyemeden baktılar ki 3.Cumhuriyet’e doğru pupa yelken yol alıyoruz..

Sevinçler kursaklarında kaldı.

Yol ayrımındalar şimdi; önlerinde 2.Cumhuriyet seçeneği olmadan 2 yol var;

ya teokratik devlet yani 3.Cumhuriyet,e doğru yokuş aşağı..

ya da 1.Cumhuriyet’e tornistan;

gerisi dediğimiz gibi biraz İran, biraz Suudi Arabistan..

Beğen beğen al.

Ben kendilerine 1.Cumhuriyet’i öneririm; her ne kadar sevmeseler de kendilerine  beğenmedikleri 1.Cumhuriyet’i yıkma özgürlüğünü veren de yine karşısında oldukları o 1. Cumhuriyet değil miydi. 

İyi kötü birlikte yaşayıp bugünlere kadar kazasız belasız birlikte geldiği/n/mize göre, yani...

Hem sonra biz neysek öyleydik, öyleyiz, hani öyle “takiye” falan da yapmadık,  hoş “takiye” nedir bilmedik ki yapalım...

Ne düşündüysek onu söyledik..

Ne demiş atalarımız “Mert düşman namert dosttan evladır”.

* * * *

Son 6 yıldır içeride dışarıda olmayan olmadı, ama bizim liberaller de oralı olmadı.

Atatürk karşıtlığı gözlerine karaperde gibi inmiş, basiretlerini bağlamıştı.

Fakat birdenbire kedi yavrusu gibi tek tük de olsa gözleri açılmaya başladı.

Artık,  şimdiye kadar “milliyetçi” diye öteledikleri MHP’nin AKP’ye desteği mi etkili oldu; AB’den mi, AKP’den mi umutlarını kestiler; “istikbal” ve “istiklal”in sorumluluğu mu ağır geldi bilemiyorum, belki hepsi birden..

Belliki bir şeyden huylandılar..

Her neyse ilk bakışta görüneni o ki o “özgürlük simgesi” dedikleri bir metrekarelik bez asıl bunların beyinlerine özgürlük getirdi

Sorunun “Başörtüsü” diye rahmetli annemin başörtüsüyle karıştırılmak istenen türban sorunundan çok daha ötelerde olduğunu, orada başlayıp orada bitmeyeceğini gördüler:

Karaçarşaflılar da universite sırasına girdiler; AKP’ci, dinci köşe yazarları kadınlara “sokağa çıkmamalarını” öğütlemeye başladılar..

Namazlar Camilerden Köprü üstlerine Akmerkez’lere taşınmaya başladı.

Ki tabii ardından buralarda da mescit açılması gelecektir gündeme.

Ve nihayet

İran gazetesi “Cumhuri islami” “Türban tamam” diye yazınca;

“Peki türban tamamsa sıra kimdeydi ya da ne vardı sırada ?” sorusu canlanıverdi kafalarda...

* * * *

Bizim “üst düzey” “köşe tutmuş liberaller artık “yol kavşağında”lar.

Ya ABD’nin ve AB’nin yanında iktidarın iliştirilmiş 3.ayağı olmaya devam edecekler, ya da liberal düşünceye yittirdikleri inanırlığı ve tabanlarından kaybettikleri güveni yeniden kazanacaklar..

Umarım bu kavşakta fazla oyalanıp geç kalmaz ve:

Als die Nazis die Kommunisten holten, habe ich geschwiegen, ich war ja kein Kommunist.
Als sie die Sozialdemokraten einsperrten, habe ich geschwiegen, ich war ja kein Sozialdemokrat.Als sie die Gewerkschafter holten, habe ich geschwiegen, ich war ja kein Gewerkschafter. Als sie mich holten, gab es keinen mehr, der protestieren konnte.“

diyen Teolog Martin Niemöller’i.ufak bir değişiklikle anımsamak durumunda kalmazlar;

“Ulusalcıları, milliyetçileri yurtseverleri Kemalistleri götürdüklerinde ses çıkarmadım, çünkü ben hiç birisi değildim. Sıra bana geldiğinde ise...”

Aydoğan Kekevi

14 Şubat 2008



Sevgililer Günü Üzerine Kısa Yazılar -Aydoğan Kekevi-


Sevgiyi sevmeyi bile “batı”dan ithal ettiğimiz “sevgi günleri”yle kutladığımızı, sevgiyi başkalarından öğrenir olduğumuzu unutup, “şarkının Türkçe olmasını isterken”, bizim olmayan sevgilerin şarkılarının Türkçe olmasının artık bir ayrıntı olduğunu unutup, isyan ediyoruz. “Sevgi” ithal malı olunca da biraz eğreti duruyor ya, acaba diyorum bu 363 günlük sevgisizliğimizin bir nedeni de bu eğretilik olmasın sakın?Biliyorum bazıları “...efendi efendi, sevgi beynelmileldir, sevginin Türk’ü Türkçesi olmaz” falan diyecekler, diyorlar da “nitekim”. Ben de onlara ‘..mademki “beynelmileldir, fark etmez”;  iyi o zaman siz de yerlisini kullanın, veyahut biraz da onlar bizimle “beynelmilel” oluversinler’ diyorum.



Danimarka'da "Silahlı Yurt Savunması..." -Aydoğan Kekevi-


Önceki gün otobüsde oturduğum koltuğun yanındaki koltukda bir BILD gazetesi bırakmışlar. Bir gün öncesinin,19 Ocak tarihli.. Göz gezdirirken gözüm birinci sayfadaki Kopenhag kaynaklı ufak bir habere ilişti: Yazının yanında da asker giysili, sağ bacağını bağdaş usulu kırmış, dik duran öteki bacağının dizini de tüfeği tutan sol eline destek yapmış, sağ eli “gez göz arpacık” durumunda bir bayan.



Uzunca Bir Yeni Yıl Kutlaması -Aydoğan Kekevi-


Son zamanlarda her bayram seyran öncesi alıyor beni bir düşünce: Yıllardır dinsel bayramlarda “Allah’tan ülkemize siyasetimize ekonomimize milletimize müslüman alemine hayırlar diledik,” peki sonuç ne oldu ?  İçeride dini siyasasal ikbal, kişisel çıkar için kullanılmaktan kurtarabildik mi?  Kurtarmak bir yana daha da beter oldu, yani tam tersi.. .


 

Aydoğan Kekevi


Türk Dirlik sitesinin katılımcılarındandır. Faaliyetlerini internet üzerinden sürdürmektedir.


 Umumi Siyaset



 



 Dünya



 


 


 Kavram



 



 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar