Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

3 Eylül 2008

Babür Şah

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Türkiye

 

 


Dişlilerin Dünyası


-Arif Ekim-


Türkçe sözlüklerde “dişli” bakın hangi anlamlara geliyor: Acar, baskın, erkli, forslu, güçlü, iktidarlı, kadir, kuvvetli, kudretli, muktedir, nüfuzlu, otoriter, pençeli, salahiyetli, şedit, şiddetli, yetkili, yağız, zorlu… Kubbealtı’nın Misalli Büyük Türkçe Sözlük’ünde de, “dediğini yaptıran, tuttuğunu koparan, sözünü gerekirse zorla geçiren, güçlü” karşılığını buluyoruz.

 

Bu karşılıklara, isterseniz, son günlerde yaşanılanlara bakarak, şunları da ekleyebilirsiniz: Küstah, vurdumduymaz, korkusuz, hak hukuk nedir bilmez, edepsiz…

 

Kısacası, dişlilerin dünyasındayız. Herkes dişli olabilir mi? Herkes dişli olursa, dişlilere dişleyecek mal kalır mı?

 

Koçi Bey ünlü risalesini 1600’lerde yazmıştı. O tarihlerden bugüne, asırlar boyu, hırsızlık, namussuzluk, rüşvet, yağma, adam kayırma şikayetleri hiç dinmemiştir. Edebiyatımızda bu konularla ilgili sayısız eser verilmesi boşuna değil. En çarpıcı olanı ise, Tevfik Fikret’in ünlü “Han-ı Yağma” adlı şiiridir, malum…

 

Bir şedit dişleme hikayesi Silivri’den patladıydı. Rüşvetin dahi, bu amansız günlerde, belgesi olabileceğini böylelikle öğrenmiş olduk. 22 gün sonra, yalpalaya saçmalaya, zat-ı muhterem ak-pak partisindeki görevlerinden istifa etti. Dokunulmazlık n’olacak? Mülkün, yani devlet yönetmenin temeli adalettir dediğimiz savcılarımız neredeler? Belli değil…

 

Bir başka dişleme de Yalova’da olmuş: Aynı firma, Kipa, bu ilimizde de belediyeye 3,3 trilyon bağışta bulunarak özel bir imar kararı çıkartmış! Rivayet o ki, ayrıca da paylaşılan bir para söz konusu. Kim araştıracak?

 

Pekiyi, mevcut imar planını bir firma veya şahıs için – karşılığında “bağış” alınsa bile, böylesi bir uygulamanın kanunda karşılığı yoktur ve bana sorarsanız bu rüşvetin başka bir şeklidir – değiştirmek ahlaki midir? Şehir planları birilerine kıyak olsun diye özel kararlarla değiştirilir mi? Kente karşı suç işlenmiş olmuyor mu? Sıradan vatandaşa göstermediğiniz bu kıyağı, dişli ve dişlilerle iş yapmayı huy edinmiş bir firmaya nasıl gösterebiliyorsunuz? İmar planlarında konut alanı olan bir yerde, planı ticari alana dönüştürdüğünüzde, o yerin değeri iki mislinden fazla artmıyor mu?

 

İngiliz firmaları, yabancı ülkelerde rahatlıkla rüşvet vs. dağıtabiliyorlar ve bu “harcamaları”nı da resmen İngiltere’deki şirket bilançolarında gösterebiliyorlar. Bu, eski sömürgecilik dönemlerinden kalma bir alışkanlık ve “uygarlık dağıtma, uygarlaştırma” görevlerinin gereğidir! Onlar, kan emmeyi çok iyi bilirler ve bunun için de ne kadar “gurur” duysalar, ne çok aristokrat burunlarını marifetlerinin gereği olarak mağrur havaya dikseler, hakları vardır!

 

Bizim dişlilerimize ne demeli? Neden böylesine sömürge/köle zihniyetine ve aşağılanmalara gönüllü rıza gösteriyorlar? Bu zilletin psikolojik ve psikiyatrik izahı nedir? İşin içinde acaba çocukluklarında yaşamış oldukları, itiraftan korktukları, bir şeyler var mıdır? Bu soruların cevaplarını işin erbabı olanlar düşünsün! 

 

Derken, bir yeni dişli vakası da Gaziantep’ten peyda oldu. Hatay’dan fırlayıp tüm ülkeyi sarmış olan “Ali-dibo” olaylarını tam da unutmaya başlamışken, dişli vakalar meğerse tüm kentlerimizi sarmış, sarmalamış!

 

Zaten, Belediyelerde iki önemli alan vardır dişlemeye uygun: Biri imar uygulamalarıdır, diğeri ihaleler. Gerisi, vukuatı adiye, sıradan hizmet… BİT diye ünlenen belediye şirketleri de, bu iki alanda da at koşturan, kanuna karşı hile gerektiren yerlerde devreye sokulan yedek güçlerdir.

 

Belediyelerde şeffaflık, dürüstlük aradığınızda bakacağınız yer bu iki alandır.

 

Bu konuda yüreği geniş, sonuna kadar dürüst tek belediye başkanı tanıdım: Eskişehir B. Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen. Eskişehir B. Belediyesinin web sitesine girin, ne dediğimi anlayacaksınız. “e-belediyecilik” nutukları atan zevzeklere eskiden beri demişimdir ki, bu netameli iki alanı nasıl şeffaflaştıracağınızı Eskişehir’den öğrenin ve yüreğiniz yetiyorsa, aynısını uygulayın, sonra gelin hava atın! Veya hiç konuşmayın, boşuna böbürlenmeyin!

 

Dişlilerin dünyası bunlardan ibaret de değil. Allah adına aldatmanın en iğrenç hırsızlık ve yağma düzenini senelerdir “İslamcı Holdingler” aracılığıyla uygulayıp, temiz ve saf halkımızı inanılmaz bir şekilde soyan tanrıtanımaz, kuldan utanmazlara bir yenisi de Deniz Feneri denen sözde dernek aracılığıyla eklendi. Bu insani yardım kılıflı, sözde Müslüman çakallar takımının Almanya’da ne haltlar yediğini, Almanya’daki mahkemede nasıl bülbüller gibi şakıyarak, Türkiye’de hangi medya kuruluşlarına, hangi kişilere topladıkları yardım paralarını aktardıklarını dehşetle izliyor ve takip ediyoruz. Bu konuda senelerdir bazı bilgiler kimi basın-yayın organlarında aktarılmış, sorular sorulmuştu. Hani AB falan diyordunuz ya, buyurun oradaki mahkemeler, istismar ve alçaklığın boyutunu sergiliyor ve kimsenin gözünün yaşına bakmadan yargılıyor! Bizim idarecilerimizden ve savcılarımızdan neden ses çıkmıyor acaba? Pekiyi, anlı şanlı medyamız neden bu kadar sessiz? Söz konusu dernek “Hotonto Cumhuriyeti” ile ilgili değil, hey ilgililer, uyanın, silkinin!

 

Bir başka dişleme tekniği de, geçtiğimiz yıl seçim nedeniyle Temmuz sıcağında dağıtılan kömürün bedeli ödenmediği için, TKİ’nin başına geldi ve kurum yüz milyonlarca YTL borç batağına girdi. Önemli mi? Oy da, serbestçe, neo-liberal politikaların gereği olarak özgürce dişlemek için, gerekli değil mi? Zaten, “özgürlük” dediğin şey sadece bu iş için ve sadece bu alanda lazımdır! İşçinin, yaşam hakkı olmayan Tuzla’daki emekçinin, açlığa mahkum köylünün, yoksulluk sınırı içinde debelenen dürüst memurun, üreticinin özgürlük neyine? Kömür, makarna, bulgur yetmiyor mu onlara?

 

Anlayacağınız, her taraftan ve her türlü dişleniyoruz!

 

Soros denilen deyyusun kıçındaki at sinekleri masum mudurlar? Değiller de, herhalde ötekilerin dişledikleri tutarlara bakıp hayıflanıyorlardır, neden kendilerine bu kadar az pay düştüğü için!

 

But tür dişliler başka ülkelerde de karşımıza çıkıyor. Çıkıyor da, Almanya’yı gördük, üç ülkede bakın nasıl dişleri kırılıyor: Çin’de kurşuna dizerek, İran’da bir vincin ucunda sallandırarak, Rusya’da ise sessiz sedasız bir kaldırım kenarında faili meçhul yuvarlayarak! Ha, bir de Özbekistan var ki, haydi anlatmayayım, birilerinin uykusu iyicene kaçmasın! Her ülke, kendi gelenekleri içinde, bir uğraşma modeli geliştirmiş dişlileri için. Araplar mı? Onlarda en dişlileri, tabii ABD ve İngiltere’nin “demokratik” destekleriyle, kral, şeyh veya diktatör oluyor zaten; yani böyle bir sorunları yok!

 

Biz ne yapıyoruz? Adalet nerede? Güçsüzün, kimsesizin hakkını savunmakla görevli Cumhuriyet Savcıları nerede?  

 

 

Arif Ekim

3 Eylül 2008




Deprem ve Dokuz Yılın Muhasebesi -Arif Ekim-


Depremleri hep uzaktan izlemiş, yaşanan yıkımları yörelerin geri kalmışlığına bağlamış, kendi başına benzerlerinin gelebileceğini hiç düşünmemiş, imar ve yapılaşma konusunda yaptıklarından emin, bilim adamlarının uyarılarına kulak asmayan, depreme duyarlı kişileri “biz yörenin kalkınmasını, yöreye yatırımcı gelmesini istiyoruz, siz ise deprem diye diye insanları buradan kaçırıyorsunuz” sözleriyle suçlayan ve sırtını dönen bir toplum… Sonuç ne?



Gladyo, Darbeler ve Darbeci -Arif Ekim-


Yabancı ülkelerin eteği altında saklanarak “kahraman” olunmaz! Yabancı ülkelerin eteği altında iş yaparak ülke çıkarları savunulmaz, ülke için hayırlı işler yapılmaz! Hele de, yabancı ülkelerin menfaatleri ile kendi kişisel menfaat ve ikbal beklentilerini birleştirerek hareket edenler, kendi başlarını belaya sokmanın ötesinde, ülkelerine de inanılmaz zararlar verirler! Tarih, bu konularda, hem bizde hem de dünyada, sayısız örnek ile doludur.  İlk önce bu tespitlerde anlaşmak gerekiyor.



Bir Anı, Bir Çağrışım -Arif Ekim-


21 Ağustos 1980. Fatih, Draman’daki babadan kalma oturmakta olduğum ev kapısı kırılarak basılır, didik didik aranır. O tarihlerde 4.000 civarında olan kitaplarımın çoğunluğu patates çuvallarına konularak Karagümrük Karakolunda gözaltına alınır. Olayı öğrenince, bir müddet “kaçak” gezip, arkasında ne var ne yok öğrenmeye çalıştım. Sonra da, 1 Eylül 1980 günü gidip karakola teslim oldum. Karakol amiri “Falakacı Cengiz” namında iblisin teki, işkenceleri ile ünlü bir görevli idi. Geçen süre içinde, İstanbul Barosu’ndan bazı dostlara kadar başını ağrıtan çok kişi olmuştu ve bu namlı işkenceci beni gördüğü andan itibaren ne yapacağını şaşırdıydı; o denli şaşırdı ki, aynı gece Karagümrük’ten toplanan ve çoğunu da tanıdığım gençlere nezarette fiske vuramadı ve çocuklar bu işe çok şaşırdıydı.


 

Arif Ekim


Yazar. Halen Hür Parti Genel Başkan Yardımcılığı görevini yürütmektedir.


 Umumi Siyaset



 


 


 Türkçülük



 


 


 Kitap


The image “http://dukkan.dharma.com.tr/img/books/t/975-333-058-8.jpg” cannot be displayed, because it contains errors.


 


 


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar