Türkçe sözlüklerde “dişli” bakın
hangi anlamlara geliyor: Acar, baskın, erkli, forslu, güçlü,
iktidarlı, kadir, kuvvetli, kudretli, muktedir, nüfuzlu,
otoriter, pençeli, salahiyetli, şedit, şiddetli, yetkili, yağız,
zorlu… Kubbealtı’nın Misalli Büyük Türkçe Sözlük’ünde de,
“dediğini yaptıran, tuttuğunu koparan, sözünü gerekirse zorla
geçiren, güçlü” karşılığını buluyoruz.
Bu karşılıklara, isterseniz, son
günlerde yaşanılanlara bakarak, şunları da ekleyebilirsiniz:
Küstah, vurdumduymaz, korkusuz, hak hukuk nedir bilmez, edepsiz…
Kısacası, dişlilerin dünyasındayız.
Herkes dişli olabilir mi? Herkes dişli olursa, dişlilere
dişleyecek mal kalır mı?
Koçi Bey ünlü risalesini 1600’lerde
yazmıştı. O tarihlerden bugüne, asırlar boyu, hırsızlık,
namussuzluk, rüşvet, yağma, adam kayırma şikayetleri hiç
dinmemiştir. Edebiyatımızda bu konularla ilgili sayısız eser
verilmesi boşuna değil. En çarpıcı olanı ise, Tevfik Fikret’in
ünlü “Han-ı Yağma” adlı şiiridir, malum…
Bir şedit dişleme hikayesi
Silivri’den patladıydı. Rüşvetin dahi, bu amansız günlerde,
belgesi olabileceğini böylelikle öğrenmiş olduk. 22 gün sonra,
yalpalaya saçmalaya, zat-ı muhterem ak-pak partisindeki
görevlerinden istifa etti. Dokunulmazlık n’olacak? Mülkün, yani
devlet yönetmenin temeli adalettir dediğimiz savcılarımız
neredeler? Belli değil…
Bir başka dişleme de Yalova’da
olmuş: Aynı firma, Kipa, bu ilimizde de belediyeye 3,3 trilyon
bağışta bulunarak özel bir imar kararı çıkartmış! Rivayet o ki,
ayrıca da paylaşılan bir para söz konusu. Kim araştıracak?
Pekiyi, mevcut imar planını bir
firma veya şahıs için – karşılığında “bağış” alınsa bile,
böylesi bir uygulamanın kanunda karşılığı yoktur ve bana
sorarsanız bu rüşvetin başka bir şeklidir – değiştirmek ahlaki
midir? Şehir planları birilerine kıyak olsun diye özel
kararlarla değiştirilir mi? Kente karşı suç işlenmiş olmuyor mu?
Sıradan vatandaşa göstermediğiniz bu kıyağı, dişli ve dişlilerle
iş yapmayı huy edinmiş bir firmaya nasıl gösterebiliyorsunuz?
İmar planlarında konut alanı olan bir yerde, planı ticari alana
dönüştürdüğünüzde, o yerin değeri iki mislinden fazla artmıyor
mu?
İngiliz firmaları, yabancı ülkelerde
rahatlıkla rüşvet vs. dağıtabiliyorlar ve bu “harcamaları”nı da
resmen İngiltere’deki şirket bilançolarında gösterebiliyorlar.
Bu, eski sömürgecilik dönemlerinden kalma bir alışkanlık ve
“uygarlık dağıtma, uygarlaştırma” görevlerinin gereğidir! Onlar,
kan emmeyi çok iyi bilirler ve bunun için de ne kadar “gurur”
duysalar, ne çok aristokrat burunlarını marifetlerinin gereği
olarak mağrur havaya dikseler, hakları vardır!
Bizim dişlilerimize ne demeli? Neden
böylesine sömürge/köle zihniyetine ve aşağılanmalara gönüllü
rıza gösteriyorlar? Bu zilletin psikolojik ve psikiyatrik izahı
nedir? İşin içinde acaba çocukluklarında yaşamış oldukları,
itiraftan korktukları, bir şeyler var mıdır? Bu soruların
cevaplarını işin erbabı olanlar düşünsün!
Derken, bir yeni dişli vakası da
Gaziantep’ten peyda oldu. Hatay’dan fırlayıp tüm ülkeyi sarmış
olan “Ali-dibo” olaylarını tam da unutmaya başlamışken, dişli
vakalar meğerse tüm kentlerimizi sarmış, sarmalamış!
Zaten, Belediyelerde iki önemli alan
vardır dişlemeye uygun: Biri imar uygulamalarıdır, diğeri
ihaleler. Gerisi, vukuatı adiye, sıradan hizmet… BİT diye
ünlenen belediye şirketleri de, bu iki alanda da at koşturan,
kanuna karşı hile gerektiren yerlerde devreye sokulan yedek
güçlerdir.
Belediyelerde şeffaflık, dürüstlük
aradığınızda bakacağınız yer bu iki alandır.
Bu konuda yüreği geniş, sonuna kadar
dürüst tek belediye başkanı tanıdım: Eskişehir B. Belediye
Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen. Eskişehir B. Belediyesinin
web sitesine girin, ne dediğimi anlayacaksınız.
“e-belediyecilik” nutukları atan zevzeklere eskiden beri
demişimdir ki, bu netameli iki alanı nasıl şeffaflaştıracağınızı
Eskişehir’den öğrenin ve yüreğiniz yetiyorsa, aynısını
uygulayın, sonra gelin hava atın! Veya hiç konuşmayın, boşuna
böbürlenmeyin!
Dişlilerin dünyası bunlardan ibaret
de değil. Allah adına aldatmanın en iğrenç hırsızlık ve yağma
düzenini senelerdir “İslamcı Holdingler” aracılığıyla uygulayıp,
temiz ve saf halkımızı inanılmaz bir şekilde soyan tanrıtanımaz,
kuldan utanmazlara bir yenisi de Deniz Feneri denen sözde dernek
aracılığıyla eklendi. Bu insani yardım kılıflı, sözde Müslüman
çakallar takımının Almanya’da ne haltlar yediğini, Almanya’daki
mahkemede nasıl bülbüller gibi şakıyarak, Türkiye’de hangi medya
kuruluşlarına, hangi kişilere topladıkları yardım paralarını
aktardıklarını dehşetle izliyor ve takip ediyoruz. Bu konuda
senelerdir bazı bilgiler kimi basın-yayın organlarında
aktarılmış, sorular sorulmuştu. Hani AB falan diyordunuz ya,
buyurun oradaki mahkemeler, istismar ve alçaklığın boyutunu
sergiliyor ve kimsenin gözünün yaşına bakmadan yargılıyor! Bizim
idarecilerimizden ve savcılarımızdan neden ses çıkmıyor acaba?
Pekiyi, anlı şanlı medyamız neden bu kadar sessiz? Söz konusu
dernek “Hotonto Cumhuriyeti” ile ilgili değil, hey ilgililer,
uyanın, silkinin!
Bir başka dişleme tekniği de,
geçtiğimiz yıl seçim nedeniyle Temmuz sıcağında dağıtılan
kömürün bedeli ödenmediği için, TKİ’nin başına geldi ve kurum
yüz milyonlarca YTL borç batağına girdi. Önemli mi? Oy da,
serbestçe, neo-liberal politikaların gereği olarak özgürce
dişlemek için, gerekli değil mi? Zaten, “özgürlük” dediğin şey
sadece bu iş için ve sadece bu alanda lazımdır! İşçinin, yaşam
hakkı olmayan Tuzla’daki emekçinin, açlığa mahkum köylünün,
yoksulluk sınırı içinde debelenen dürüst memurun, üreticinin
özgürlük neyine? Kömür, makarna, bulgur yetmiyor mu onlara?
Anlayacağınız, her taraftan ve her
türlü dişleniyoruz!
Soros denilen deyyusun kıçındaki at
sinekleri masum mudurlar? Değiller de, herhalde ötekilerin
dişledikleri tutarlara bakıp hayıflanıyorlardır, neden
kendilerine bu kadar az pay düştüğü için!
But tür dişliler başka ülkelerde de
karşımıza çıkıyor. Çıkıyor da, Almanya’yı gördük, üç ülkede
bakın nasıl dişleri kırılıyor: Çin’de kurşuna dizerek, İran’da
bir vincin ucunda sallandırarak, Rusya’da ise sessiz sedasız bir
kaldırım kenarında faili meçhul yuvarlayarak! Ha, bir de
Özbekistan var ki, haydi anlatmayayım, birilerinin uykusu
iyicene kaçmasın! Her ülke, kendi gelenekleri içinde, bir
uğraşma modeli geliştirmiş dişlileri için. Araplar mı? Onlarda
en dişlileri, tabii ABD ve İngiltere’nin “demokratik”
destekleriyle, kral, şeyh veya diktatör oluyor zaten; yani böyle
bir sorunları yok!
Biz ne yapıyoruz? Adalet nerede?
Güçsüzün, kimsesizin hakkını savunmakla görevli Cumhuriyet
Savcıları nerede?