Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

13 Ocak 2008

Nihal Atsız

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Türkiye

 

 


Tehlikeli Sular!


-Arif Ekim-


Türkiye, yönetenlerin bilinçli tercihi veya basiretsizliği ile, Atlantik ötesinde tehlikeli sularda yüzmeye, yüzdürülmeye çalışılıyor. ABD’ni Atlantik ötesinde arayan, daha da garibi ülkenin sorunlarına ABD’den derman bulacağını sananlar, burnumuzun dibinde Irak’ta, Karadeniz’de yaşanan gelişmelere dikkat etseler, fazladan ulusal basına da yansıyan Türkiye’yi bölmeye yönelik gizleme gereği bile duyulmayan niyetlerini kavrasalar, ABD ile kuşatılmış olduğumuz gerçeğini, yani ABD’nin üç cihette de kapı komşumuz olduğunu idrak edecekler. Bu kuşatma, fiili bir kuşatmadır aynı zamanda: Başımıza her daim bela ettikleri Yunanistan’dan, oltaya yeni takılan ve ne tür bir hengamenin içine düştüklerinin farkına da varamayan Bulgaristan ve Romanya’ya, Kafkaslarda rahat durmayıp bölgeye yabancı güçlerin tetikçisi olan Ermenistan’dan, Soros’un yemlemesi Gürcistan’a, güneyimizde de şiddetin ve aşağılamanın en açık şekillerini icra-yı sanat eyledikleri Irak’a kadar çepeçevre bir kuşatma…

 

Türkiye, ABD’nin baş aktörü olduğu emperyalizmin, Ortadoğu, Kafkaslar ve tüm Asya kıtası içinde bekçi köpeği rolünü, böylesi bir aşağılanmayı, üstlenecek mi? Üzerimizde kurulan tezgahların, başımıza geçirilen çuvalların farkında mıyız? Kişisel çıkarları ve iktidar hırslarını, emperyalistlerin emelleriyle birleştiren bezirganların süfli amaçlarını anlıyor muyuz?

 

Beyaz Saraya tapınma noktasında bir bağlılık sergileme yarışında, her zaman olduğu gibi, bu sefer de “iliştirilmiş” medya köşe yazarları eksik edilmediler. Bu zevatın yazılarına baktığınızda, dünyanın, hele de ABD’nin, Türkiye’nin etrafında döndüğü, hatta ülkemizin uydusu olduğu zehabına kapılmamak olası değil. Hanımefendinin pabuçlarını yalamaya alışık olanlar için, Teksas kovboyunun, “vahşi Batı”nın bu iflah olmaz serserisinin kıçı lezzetli bir paskalya çöreğinin tadını verse gerek!  

 

Tam da bu günlerde okuduğum bir kitapta karşıma biraz eskimiş bir Mısır fıkrası çıktı ki, neresinden, nasıl yorumlarsanız yorumlayın, yaşadığımız gün ve coğrafyaya da oturuyor. Aktarayım:

 

“Hacdan dönen yaşlı bir kadın havaalanının gümrüğüne gelmiş. Gümrük memuru beyan edecek bir şeyi olup olmadığını sormuş: - Nasıl beyan edecek bir şey? demiş yaşlı kadın. – Elektrikli cihazlar ya da gümrüğe tabi herhangi bir başka mal. – Hayır beyan edecek hiçbir şeyim yok ama, sen yine de çekinme oğlum, bagajları kontrol et, ben yaşlı bir kadınım, bu bahsettiğin şeyleri niye alayım ki? Gümrükçü ilk valizi açmış ve bir televizyon bulmuş. – Peki bu ne, ya hacce? diye sormuş. – Biliyorsun oğlum, ben yaşlı bir kadınım ve Şeyh Şaravi’yi [ meşhur, zengin, çok beğenilen ve iktidara oldukça yakın bir vaiz ] hem dinlemeyi hem de televizyondan seyretmeyi çok seviyorum. – Peki, tamam. Aramaya devam eden gümrükçü bir de video bulmuş. Peki bu ne, ya hacce? – Bu da Şeyh Şaravi’nin televizyona çıkmadığı günler için, o zaman onu eski kasetlerinden seyrediyorum. – Peki, tamam. Bu kez bir vantilatör çıkmış. – Peki bu ne, ya hacce? – Ah oğlum, biliyorsun Arabistan’da korkunç bir sıcak var, insan kendini boğulacakmış gibi hissediyor; işte bu vantilatör beni biraz serinletiyordu. – Haklısın ya hacce, Arabistan’ın sıcağı korkunçtur. Valizleri biraz daha karıştırınca yarısı içilmiş bir viski şişesi bulmuş: - Peki bu viski şişesi ne ya hacce? Senin valizinde ne arıyor bu? – Ah oğlum, biliyorsun ben yaşlı bir kadınım; zaman zaman öyle yoruluyorum ki Kabe’nin etrafında dönemez oluyordum, o zaman bundan iki kadeh çektim mi Kabe benim etrafımda dönüyordu…”[1]

 

Dediğim gibi: İster sahtekarlık, hırsızlık ve yalan uzmanı olan iktidardakiler, ister ABD’nin ülkemizin etrafında döndüğünü sanan, çoğunluğu yabancı ve pahalı içki meraklısı, “iliştirilmiş” medya kalemşorları; kim bu fıkradan kendisi için hangi anlamı çıkartırsa çıkartsın; yaşadığımız döneme, bütün göndermeleriyle, cuk oturan bir fıkra.

 

İlk olarak adını hocam Cemil Meriç’ten duymuştum. Gençlik yıllarımda bulup okuma fırsatım olmadı, o zamanlar yeni baskısı da yoktu hatırladığım kadarıyla. Şimdilerde ise, farklı çevirileri ile, kitapçı vitrinlerinde boy gösterdi: “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” isimli kitaptan bahsediyorum. Ülkemizde halk için, millet için yapılacak fedakarlığın tek geçerli ve üstün tutulan değer olduğu dönemde, Atatürk döneminde, öğrenim kurumları için tavsiye edilen bu kitaptan bir alıntı:

 

“Her halk ya büyük insanları ya da kişiliksiz insanları yetiştiriyor. Ve ruh haline bağlı olarak onları iktidara getiriyor. Halkta değerli olan bir şeyler var mı? Veya yok mu? Halkın aklı, halkın iradesi, halkın vicdanı gelişiyor mu? Yoksa çürüyorlar mı, zehirleniyorlar mı? Yoksa zavallı, utanç verici var olmalarına mı harcanıyor?.. Ülkenin refahı, devletin gücü ve halkın cesareti tek tek insanların, yöneticilerin iradesine değil de, vatandaşların tümünün iradesine bağlıdır.”[2]  

 

Grigoriy Petrov, kitabında, gerçek veya hayali, çokça kahramanı konuşturur. Lev Tolstoy’a atfen eserine aldığı şu sözler, üzerinde düşünmeye değer: “Hayattaki ‘düzensizliğin’ sebebi herkesin iyi bir ‘düzene’ sahip olmak istemesidir, ama kimse hayatı ‘düzenlemek’ istemiyor. Herkes yaşamdan almak istiyor, kimse ona bir şeyler vermeyi düşünmüyor. Hayata bencil, soyguncu, sömürücü parazit olarak adım atıyorlar. Hayatın anlamını bu parazitlikle görüyorlar.”[3]

 

Kitabında verdiği isimler, kahraman yada şeytan olarak tanımladıkları, gerçek mi değil mi, bunun çok fazla önemi yoktur Petrov için, okuyucu için de.. Önemli olan, verdiği mesajdır. Bir dönem ve bir ülke için söylediklerini, çok rahat, başka bir döneme ve coğrafyaya nakledebilirsiniz. İşte örnek: “Metternich, bu eski saray tilkisi, kendi baskıcı politikasını uygulayan zorbanın tekiydi. Onun siyaseti, bütün Avrupa halklarının ahlakını bozmaya yönelikti. İnsanları kendine çekmek için tek yöntemi vardı, o da rüşvet… Her alanda rüşvet ile basit ve hızlı kazanç tutkusu, Metternich döneminin dini haline geldi.”[4] Siz, isimleri istediğiniz gibi değiştirebilir, bu satırlara daha tanıdık, hatta bizden bazı isimleri de yerleştirebilirsiniz.

 

Bir başka kahramanını da şöyle konuşturur Petrov: “Onların görünüşte kendilerine has psikolojileri vardır. Kendi felsefeleri yalan; egoistlik ve zorbalık felsefesi. Lastik gibi uzayan kendine özgü ahlakları[5]… Ve hatta kendine özgü dinleri bile var; rüşvet ve korku dini. Onlarla savaşmak bir şaka ya da eğlence değil. Hafif ve zevk veren bir spor da değil. Burada ateşli coşkuya, ısrara, sağlam ve yenilmez iradeye, ideallerinize gözü kapalı güven gerekiyor… Yakmaktan korkmayın! Kendiniz de yanın ve diğerlerini de yakın, ta ki etraf aydınlanana kadar. Hızlı başarıları beklemeyin. Anlayış ve destek yerine, sizinle dalga geçecekler. Ün ve şöhret yerine, nefret ve iftira olacak. Yardım yerine gizli entrikalar ve hatta aleni savaşlar olacak size karşı. Onlarca, yüzlerce, binlerce karanlık, ışıklı işinizi söndürecekler; siz de yanın! Yanın ve yakın!”[6]

 

Beyaz Zambaklar Ülkesinde’yi, her iki dile de hakim olan bir şair çevirseydi keşke. Şiirin ve coşkunun iç içe geçtiği bu mükemmel düzyazı örneği, ancak bir şairin çevirisiyle Türkçe’ye aynı lezzette aktarılabilirdi. Ve, o zaman kitap daha zevkle okunur, yürekleri daha bir heyecanla tutuşturabilirdi.  

 

Ama, yine de okunmalı! Ve, özellikle de, “küresel” değerlerin, yeni denmesine aldanmasın kimse, altın buzağıya tapınılan Tevrat’ın tasvir ettiği o kadim çağdan bu güne pek fazla değişmemiş olan, o eski ve çürümüş sözde değerlerin burgacında kimliğini yitirme tehdidi altında bunalan gençlerimize de tavsiye etmeli, okutmalı…


 

Arif Ekim

13 Ocak 2008


[1] Aktaran: Amr Hilmi İbrahim, Doğuda Mizah, Hazırlayanlar: Iréne Fenoglio, François Georgeon, Çeviren: Ali Berktay, 2. baskı, YKY, İstanbul 2007, s. 200-201. Gizlenmeye çalışılan bir oryantalizm kitabın sayfaları arasında sırıtsa da, bu kitabın okunması ve tartışılması gereken bir kitap olduğuna kuşku yok. Üstelik, Doğu diye çizilen çerçeve de, son derecede eksik bir çerçeve: Kitapta mizah ve taşlama ustası Azeri yazar Sabir’den, bir başka ustaya, Aziz Nesin’e kadar atlanan çokça isim var. Uzak geçmişin de doğru ve eksiksiz tasvir edildiğinden kuşkuluyum.     

 

[2] Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Grigoriy Petrov, Çeviren: Sübhane Mirzayeva, Koridor Yayıncılık, İstanbul 2007, s. 56-57.

[3] Age, s. 120.

[4] Age, s. 166.

[5] Elimdeki çeviride “moralleri” sözü geçiyor; herhalde, çeviri asıl metnin ruhunu yakalayacak denli biraz özenli yapılsaydı, buradaki “moral”in yerine “ahlak” kullanılırdı. Ben, ahlak’ı tercih ettim… 

[6] Age, s. 220-221. Bu alıntıdaki yanma, aydınlanma; yakma da, aydınlatma’dır. Petrov’un, önemi yok ama, anarşist ya da Bolşevik olmadığını da belirtelim.



Nazım Hikmet'i Tanıyor muyuz? -Arif Ekim-


Eminim ki, bu başlığı okuyunca insanımız hemen şu iki cevaptan birisini verecektir: “Tanımaz mıyız, komünist, vatan haini”; yada “tanırız tabii, büyük Türk şairi”! Komünist olduğuna şüphe yok. Vatan hainliği suçlamasına ise en güzel cevabı, 1962 yılı Temmuz ayında Ankara’da yayınlanan bir gazetenin manşetten “Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor” başlıklı haber yazısı üzerine kaleme aldığı şiiri ile, yine kendisi vermiş:



Dede, Torun ve Amerikalılar -Arif Ekim-


Yıl: 1967. Yaz tatili yeni başlamış. Sıcak bir haziran günü. Öğle saati yaklaşmış. Yaz tatili için Yalova’ya gelen kuzenim ve can arkadaşım Timur’u (Utku) bulup, günü beraber geçirmek için dedemlere uğradım. Dedemlerin evi Cumhuriyet Caddesi üzerinde. Dedem de, Timur’la birlikte çocuklarla sohbet ediyor. Sohbete katıldım. Dedemin (Rasim Koçal) çok sevdiği bir konuda, İstiklal Savaşı anıları üzerindeydi sohbet. İlgiyle oturdum karşısına, tam da pencere kenarına. Pencerenin bir tarafında dedem duruyordu ve öteki taraftaki divanın üstünde de bizler sıralanmıştık.



Kuşatma Tamamlanıyor -Arif Ekim-


Türkiye, son senelerde daha açık görüldü, 1919 yıllarını aratmayan bir çemberin içine alındı. 1919 ile arasındaki tek fark: Açık askeri işgalin, şimdilik, yapılmaması; buna da 1 Mart 2003 tezkeresi ile girişilecekti ama sağduyu engel oldu. Çember, siz buna kurt kapanı deyin isterseniz, giderek netleşti ve giderek daraldı.


 

Arif Ekim


Yazar. Halen Hür Parti Genel Başkan Yardımcılığı görevini yürütmektedir.


 Umumi Siyaset



 


 


 Türkçülük



 


 


 Kitap


The image “http://dukkan.dharma.com.tr/img/books/t/975-333-058-8.jpg” cannot be displayed, because it contains errors.


 


 


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar