Türkiye 1919 yılı şartlarını yaşamaktadır, tek eksiği açık askeri işgal altında olmamamızdır diye defalarca dile getirdik. Ekonomimiz şiddetle yabancılaştırılmakta, sömürge alışkanlığı içinde boğulmaktadır. Halk kitleleri hızla yoksullaşırken, kendi çıkarlarını yabancı ülkelerin çıkarları ile bütünleştirmiş “mutlu azınlık” vur patlasın çal oynasın dolarlarına dolar katmakta, tıpkı bir kısım sözde tüccarımızın 1919 yılında İngiliz muhibbi olması gibi, Amerikan veya AB muhibbi bir tutum izlemektedirler. 2004 yılında açık olarak ülkemize yeni bir Sevr dayatması getirilmiş ve mevcut iktidar bunu büyük başarı diyerek, yapılan tüm uyarıları dinlemeden, havai fişek gösterileri ile kutlamıştır.
Büyük Ortadoğu Projesi ile ülkemiz dahil 22 ülkede haritaların yeniden oluşturulacağını ilan eden ABD’ye tam teslimiyet içinde bulunan, hatta bu emperyalist projenin eş güdüm başkanlığını dahi gurur duyarak üstlenmeyi marifet sayan iktidar, Irak’ta, Lübnan’da, Filistin’de öldürülen yüz binlerce Müslüman’ın kanı üzerinden oynanan iğrenç oyunun figüranı olmayı içine sindirebilmektedir. Dahası, bu oyunun halkalarından birisinin de Türkiye olduğu gerçeği, ABD Silahlı Kuvvetler Dergisinde ülkemizin büyükçe bir bölümünün parçalanacağı açık olarak haritalarla ortaya konduğu, PKK’ya askeri malzeme dahil her türlü desteğin ABD ve müttefiklerince sağlandığı bizzat kendi ifadeleri ile ortaya çıktığı halde, iktidar üç maymunları oynamaktadır: Görmedim, duymadım, bilmiyorum…
1 Mart tezkeresi ile ABD tarafından açık işgal altına alınacak olan Türkiye ulusal bir refleks göstererek iktidara rağmen bu tezkereyi Meclis’te reddedince işgal ve üzerinde oynanan büyük bir oyundan kurtulmuş ama kin ve nefret halesi ile kuşatılmıştır. Bu kin ve nefret halesi, bir yandan terör olayları artırılarak, bir başka yandan da Kıbrıs dahil bütün ulusal konularda tavize zorlanarak sürdürülmektedir.
1 Mart tezkeresinin hesabını Sayın Baykal’ın liderliği ile oynamaya kalkışarak CHP’den aynı neo-liberal ve Amerikancı çevrelerin almakta ısrarcı olduklarını geçen süre içinde defalarca yaşadık ve gördük. Baykal’a duyulan nefretin altında yatan bu 1 Mart tezkeresi olayını, boyalar dökülüp esas gayeler ortaya çıktıkça, geçen zaman içersinde, çok daha açık görmüş bulunuyoruz.
1 Mart tezkeresinin AKP cihetindeki hesabı da, listelere alınmayan milletvekillerinin büyük çoğunluğunun tezkereye ret oyu veren milletvekilleri olduğu gerçeğiyle bir kez daha görmüş bulunuyoruz.
Amerikancı, neo-liberal hainler koalisyonunun 1 Mart tezkere hesaplaşması bitmemiştir, sürmektedir.
Bu hesaplaşmanın son ayağı ise, yaklaşan genel seçimler olacaktır. Hainler koalisyonu bir tarafta, vatanseverler öteki tarafta…
1919 şartlarını yaşıyorsak, pusula Atatürk olmalıdır. Bakın Mustafa Kemal nasıl pratik bir çözüm yolu ortaya koyuyor: “Söz konusu olan vatan ise, gerisi teferruattır”; “Milletlerin tarihlerinde bazı devirler vardır ki, bu devirlerde muayyen maksatlara erişebilmek için maddi ve manevi ne kadar kuvvet varsa hepsini bir araya toplamak ve aynı istikamette sevk etmek icap eder, yakın senelerde milletimiz böyle bir toplanma birleşme hareketinin verdiği mühim neticeleri idrak etmiştir. Memleketin ve inkılabın içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehditlere karşı masuniyeti için, bütün milliyetçi ve Cumhuriyetçi kuvvetlerin bir yerde toplanması lazımdır. Aynı cinsten olan kuvvetler, müşterek gaye yolunda birleşmelidirler.”
Seçimlerde oy kullanmak, temel bir yurttaşlık görevidir.
Bu seçimlerde oy kullanmak ise, yurttaşlık görevi olmaktan öteye, vatan görevidir.
Ülkenin kaderinin oylanacağı bu seçimlerde oy kullanırken, son beş yıl içinde yaşanılanları unutmamak gerekir. Son beş yıl içinde ülkemizi parçalamayı göstere göstere uygulamaya kalkışan ABD ve müttefiklerini, Ortadoğu merkezli büyük bir coğrafyada emperyalist politikaları uygulamaya koyanların eş güdüm başkanlıklarını sırıtarak üstlenenleri unutmamak gerekir.
Bölünme ve Amerikan menşeli “ılımlı İslam devleti” olma sarmalında terörle terbiye edilmeye çalışılan ülkemizin verdiği şehitleri unutmamak gerekir.
Toplam borç yükünü 200 milyar dolar düzeyinde alıp, beş seneden az bir zaman içersinde 400 milyar doların üstüne çıkartanları unutmamak gerekir.
Halkı açlığa, işsizliğe ve yoksulluğa alıştırmak için ellerinden gelenleri artlarına koymayıp, hırsızlıkla, vurgunla, rüşvetle ceplerini dolduranları unutmamak gerekir.
İster yurttaşlık görevi deyin, ister vatan görevi, ama muhakkak sandığa gidin, oyunuza sahip çıkın.
Bu seçimlerde, mevcut iktidarın demokratik yollarla alaşağı edilmesi gerekiyor, alaşağı edilmesi ve yaptıklarından dolayı yüce divanda hesap vermesi…
Seçimlerden sonra mevcut iktidarla koalisyon kurmayı düşünen, “dağda terör, ovada siyaset” laflarını eden, aklınca Amerika’ya sıcak mesaj gönderen vatan sahtekarlarına, sözde pehlivanlara kanmadan, aldanmadan oy kullanın…
Önemli olan başka bir nokta da, seçim kanunu gereği, ülke genelinde % 10 barajının altında oy alacak partilere verilecek oyların doğrudan çöpe gideceği ve mevcut iktidara artı yazacağıdır. Gün, kişisel egoları tatmin olamayanların hezeyan ve hayallerine alet olmadan, küçük hesapların ve önemini yitiren ayrılıkların içinde boğulmadan, ülkenin geleceği için oy kullanma günüdür.
Bu seçimlerde, 1 Mart tezkeresinden bugüne, ulusal konulara sahip çıkan, iktidarın yolsuzluklarına karşı yargı dahil her türlü yöntemle önemli bir direnç kalesi oluşturan CHP’ye oy vermek, bana göre, vatan görevini yerine getirmektir.
Böylesi bir oy verme, canları ve kanları pahasına gerçek vatan görevi ifa eden Mehmetçiklerimize ve Çanakkale Savaşından bu yana verdiğimiz tüm şehitlere karşı da sorumluluğumuzu yerine getirmek demektir.
Bazıları diyorlar ki, “dedemin vasiyeti var İsmet Paşanın partisine oy veremem”; veya, “babama sözüm var, sol partiye oy veremem”… Bu düşüncedeki arkadaşlara da diyoruz ki, görüşleriniz tartışılabilir olsa da tartışmayacağız, gidin o zaman MHP’ye oy verin.
Ama, Amerikancılığı tescil edilmiş, buna stepne olmaya aday hiçbir partiye oy vermeyin, vatanınızı riske atmayın, vatanınızın bölünmesinin sorumluluğuna ortak olmayın, onurunuza ve bağımsızlığınıza sahip çıkın…
22 Temmuz 2007 seçimlerinin, bağımsızlığımızın bir kez daha tescil edilmesi, demokrasimizin yaşaması açısından son derecede hayati bir seçim olduğunu unutmayın…
Arif Ekim
25 Haziran 2007