Tam beş yıldır, tekelci büyük medyanın sindirmeye çalıştığı, iktidarın devlet olanaklarını kullanarak yok saydığı, Soroslardan beslenen, AB fonlarından çöplenen, kıblesi Washington olan sözde “sivil” bazı işbirlikçi odakların propagandası altında şaşkına çevrilmeye çalışılan Türk ulusu, her yaştan, her cinsten, her meslek ve farklı gelir düzeyine sahip insanıyla üstünde ölü toprağı olmadığını ortaya koydu.
Ağızlarından sözümona “demokrasi” lafzını eksik etmeyenler, iktidarı, besleme kalemşörleri, “sivil” görünümlü ahtapot kolları ile bu mitingi engellemek için ellerinden geleni artlarına koymadılar. Ankara'ya 20 saat yol alarak gelenlerin sabahın köründe araçlarından iner inmez yaşadıkları heyecanı, yüzlerindeki kararlılığı görmeyenler veya görmek istemeyenlerin, toplanan milyonu aşkın insanın Tandoğan'dan caddelere, yan sokaklara taşan kalabalığı karşısında şaşırmaları, donup kalmaları ve arkasından da üslup değiştirmeye çalışmaları bizi şaşırtmadı.
14 Nisan, Türkiye'nin gün dönümüdür. 14 Nisan, uzun ve zorlu bir kıştan sonra güneşli günleri muştulayan bahar aydınlığının başlangıç günüdür. 14 Nisan, ülkemiz üzerinde oynanan oyunları, onca kara propagandaya rağmen, halkın yutmadığını gösteren bir büyük gündür. 14 Nisan, silahsız kuvvetlerin, Türk milletinin bizzat kendisinin, ulusal çıkarlar, ulusal bütünlük, ulus devlet, Cumhuriyet ve temel kazanımları üzerinde nasıl bir coşku ve nasıl bir hassasiyetle durduğunun ispatlandığı gündür.
14 Nisan'da tarih yazılmıştır, tıpkı esaret altındaki İstanbul'da onbinlerin Sultanahmet'te yaptığı mitingte olduğu gibi. O tarihte İstanbul esaret altında idi, şimdi de Ankara'da ülkeyi yönettiğini sananların zihniyeti esaret altında...
14 Nisan'dan sonra bir bakın nasıl ağız değiştirmeler yaşanmaya başladı... Bir bakın, bazı köşe yazarlarımız korkularını nasıl utana sıkıla ifade etmeye başladı... Bunların zerre kadar önemi yoktur, bunlar tarihi belirleyenler değildir çünkü... Tarih, haklı olan ve emperyalizme karşı dik duranların yanındadır, zorbaya, kan dökücüye, “güçlü”ye boyun eğip, teslim olanların değil...
14 Nisan, iktidara alması gerektiği dersi vermiş midir? Bazı temsilcilerinin açıklama ve konuşmalarına bakarsanız, hayır bu dersi çıkaramamışlardır. Kendileri bilirler! Tarihin haklılığının karşısında direnmeye çalışanların, emperyalizme uşaklık edenlerin acı akıbetini, bırakın dünya tarihini bir yana, ızdırap dolu 1918-1923 arasındaki kendi tarihimizde çok iyi görebilirler. Tavsiyemiz, çok geç olmadan bir kez daha düşünmeleridir.
14 Nisan, siyaset yaptığını sanan muhalefetin tümüne de ders vermiştir. Bu, koltuklarına yapışmış, kendi gerçeğini toplumun gerçeği sanmakta direnenlere verilmiş bir dersti. 14 Nisan, esas etkisini muhalefet partileri üzerinde gösterecektir. Mitinge destek vermeyenler, kimi açıkça sokakta bu işler çözülmez diyerek halktan ne kadar uzak olduklarını ortaya koyanlar, kara propagandanın etkisi ile yan çizip kaçanlar, ister siyasi parti olsun ister sözde “sivil” örgüt, milyonların şamarını suratlarında hissetmediler mi?
14 Nisan'da yaptığımız gözlem, orada soldan sağa, siyasi yaşamın her kesimine oy vermiş insanların bir arada olduğunu gösteriyordu. 14 Nisan'da bazı “etkili” olduklarını sanan ve açıkça kıvırtıp tüyen sözde “sivil” kimi kuruluşlarımızın tabanı da oradaydı. Kemal Türkler'in, Abdullah Baştürk'ün yönetimindeki DİSK nerede, bugünkü o zamanların sendikalarının karikatürü bile olamayacak olan DİSK nerede? Eski bir DİSK üyesi ve aktivisti olarak söylemeliyim ki, DİSK açılırken yaptığımız uyarılarda çok haklı imişiz: Demiştik ki, artık dönem sendika rekabeti dönemi değil, DİSK'in tarihini lekeleyeceksiniz, birleşin... Yanılmadığımızın son göstergesini 14 Nisan öncesi ve günü çok acı bir şekilde bir kez daha gördük... Yazıklar olsun!..
14 Nisan, tarih yazdı. Tarihin nereye doğru aktığını, akacağını gösterdi. Mitinge katılmayan, katılamayan insanlar dahi yüzleri gülerek ve cesaretle dolaşmaya başladılarsa, tüm zorluklara rağmen yakın geleceğin nasıl şekilleneceğini görebiliyoruz. 14 Nisan, bir milletin, onca damarlarına şırınga edilmeye çalışılan uyuşturucuya rağmen, nasıl uyanık, nasıl diri, nasıl geleceğini avuçlarının içine aldığının işaretini vermiştir.
Bırakın, ikitidar hesap üzerine hesap yapsın... Bırakın, ABD ve AB bu ülkenin üzerinde kurdukları planları gözden geçirsin... Bırakın, Sorosun çocukları, AB fonlarının artıklarından beslenenler, kıblesi Washington olanlar, Anadolu'nun bağrında cirit atan misyonerler, ajanlar korksun...
Kurtuluş Savaşında dünyanın mazlum milletlerine yol gösteren, yapılamaz denileni yapıp emperyalizme ders veren büyük milletin büyük çocukları.. önünüzde aşılacak çok zorluk, çekilecek çok mihnet var, unutmayın! Ama bilin ki, gün ışımaya başlamıştır... Bilin ki, tarihi yeniden yazıyorsunuz... Bilin ki, birliğinizden ve dirliğinizden korkuyorlar...
Bilin ki, gün, Mustafa Kemal'in deyişiyle, “söz konusu olan vatan ise, gerisi teferruattır” denilmesi lazım gelen gündür...
Bilin ki, gün, küçük hesapların yapılacağı gün değildir...
Bilin ki, gün, birleşme günüdür...
Arif Ekim
19 Nisan 2007