Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

21 Ekim 2008

 

 

Siyaset

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

www.turkdirlik.com


Türkiye'den Ufkun Ötesine Bakmak -Bir Deneme- -Galip Türkmen-


Türkiye kendisi ile boğuşmaktan vazgeçip toparlandığı takdirde yeniden küresel bir güç olmanın bütün imkanlarına sahiptir. Ancak, küresel anlamda bir güç olmak ne kadar isabetli olacaktır? Ben şahsen bütün dünya ile barış içinde ilgilenmek gerektiğine inanıyorum. Tanımı gereği hegoman olması gereken “küresel güç” Türkiye için ne kadar istenilebilecek bir şey buna emin değilim. Her geçen gün dünyanın merkezi haline gelen bir bölgede “bölgesel güç” olarak ayakta kalmak büyük başarı olacaktır. Adriyatik’ten Kıtay’a (Çin’e) bu gücün barış içinde, insan hakları ve adalet temelli olarak derinleştirilmesi önümüzdeki yüzyılın başlıca konusu olmalıdır.



Astro-Ekonomi -Ege Cansen-


Finansal krizi aşmak için alınan veya alınacağı söylenen önlemlerin hepsi sanaldır. Mesela AB ülkelerinin hepsinin bütçesi açıktır. (Ayrıca bütçe açığı mutlaka kötü bir şey değildir.) Yani halk değimi ile bu devletlerin kesesi boştur. Hiç boş kesenin ağzı açılınca, içinden 2.5 trilyon dolar çıkar mı? Bundan daha "okus pokus" yani sanal bir şey olur mu? Bütün finansal kararların reel ekonomi üzerinde iki reel etkisi vardır. Birincisi, milli gelirin artması veya azalması, ikincisi ise milli gelirin bölüşümüdür. Alınan önlemleri bu kıstaslardan değerlendirmek gerekir. Toksik kağıt veya kesenin ağzı açıldı láflarına takılıp kalmayın.



Ekonomi Bilimi, Ekonominin Bilinmezliği -Ege Cansen-


Kapitalizm kelimesi, yaklaşık 150 yıl kadar önce filozof Karl Marx (18.18.1883) tarafından uydurulmuştur. Aslında iktisadi hayatın kendisi olan kapitalizm veya "serbest pazar sistemi" insanlık kadar eskidir. Marx'tan yüz yıl kadar önce yaşamış Adam Smith (17.23.1776), "Ahlak Felsefesi" profesörüydü. Onun zamanında "iktisat" (economics) bilim dalı yoktu. Hatta İngilizcede "economy" kelimesinin sonuna "s" konup bir bilim adına benzesin diye "economics" kelimesi bile türetilmemişti. Ama Adam Smith, hayatın içindeki iktisadi faaliyeti gözlemleyerek çok önemli nedensellik ilişkileri tespit etmiş ve adı kısaca "Milletlerin Zenginliği" olan dev eserini yazmıştır. Bu yüzden kendisine "Kapitalizmin Kurucusu" unvanı láyık görülür. Gerçekte kapitalizmi kimse kurmamıştır. Zaten kapitalizm diye düşünülmüş, taşınılmış ve bilinçli bir şekilde tasarlanmış bir sistemin varlığından bile söz edilemez. Ama Rusya'da 70 yıl süreyle uygulanan sosyalizm için böyle bir iddiada bulunulabilinir. O dahi su kaldırır.



Bor Pazarında Yeni Ufuklar -Galip Türkmen-


Bor piyasasında alarm zilleri çalmaktadır ve bu makale, alarm zillerinin çaldığının duyurulması için hazırlanmıştır. Çalan ziller, elbette US Borax için kaçınılmaz bir sonu işaret ederken, ülkemiz ve Eti Maden için büyük fırsatları ifade etmektedir. Eti Maden’in her ne kadar rakipleri bulunmaya devam edecekse de –ki, bu gereklidir de- en büyük rakibi piyasadan çekilmektedir. Bunun sonucunda piyasada oluşacak boşluğun doldurulması ve bor pazarında daha büyük bir payın alınması için hızlı davranmak gerekmektedir. Yavaş davranmak müşterilerin alternatif ürünlere kaymasına yol açabilir ki, bu Türkiye’nin lehine olmayacaktır. Dünya bor piyasası yeniden düzenlenecektir ve bütün kozlar Eti Maden’e geçecektir. US Borax’lı pazarda liderliği ele geçiren bir kadro ile yönetilen Eti Maden, bu yeni duruma hızla uyum sağlayacak ve süreci Türkiye lehine yönetecek kurumsal bilgi birikimi ve beceriye sahiptir.



Din ve Cinsellik -Kürşad Kahramanoğlu-


Türkiye her türlü globalleşmeye ve iletişimdeki gelişmelere rağmen, oldukça kapalı bir kutu. Çok ilgimi çekmesine rağmen, Sherry Jones’un yazdığı ve özellikle Batı’da kıyametleri koparan “Medine’nin Mücevheri” adlı kitap hakkında medyamızdan fazla bir şey öğrenmek mümkün değil. Çıkan az haberde, “…kitap yeni bir provokasyonun fitilini ateşlemenin peşinde. Peygamberimizin özel hayatının, mahremiyet dinlemeksizin çiğnendiği…” minvalinde.  Tahmin edeceğiniz gibi, bunları yazanların hiçbiri de kitabı görmemiş, okumamış, çünkü kitap henüz basılmadı. Benim ilgimi çektiği için, internetten bulabildiğim sadece ilk bölümünü okuyabildim. The Telagraph"ın haberine göre, Hz. Ayşe’nin 6 yaşındayken Hz. Muhammed’le nişanlanmasıyla başlayan ve ölümüne kadar olan süreci mahremiyet gözetmeksizin anlatan Jones’un “Medine’nin Mücevheri” adlı kitabı, İslam Dünyası’nda büyük tartışma yaratacak.



Sola Bak! ve Solaaa Bakk!!! -Yağmur Atsız-


Memur kökenli bázı iyi áile çocukları yıllardır Türkiye’ye şöyle esaslı bir sol parti gerekdiğinden dem vururlar. Bunun için de genellikle şu málûm ‘kuş metaforu’nu kullanırlar. Sádece sağ kanadı olan bir kuş, efendime söyleyeyim, nasıl ki doğru dürüst uçamaz ise ‘sol kanadı’ bulunmayan bir politik sistem de aynen öyle uçamazmış. Hattá bázı áteşîn yurddaşlarım ‘fantasmagori’yi, yáni boş ve aldatıcı hayáláta dalma faaliyetini o raddeye vardırıyorlar ki eğer Bay Deniz Baykal’dan ‘kurtulsa’ CHP’nin ‘tekrar’ eski sol kimliğine kavuşabileceği iddiasında bile bulunuyorlar.



Medyada “Türk Solu”(!) Adına Kimler Konuşturuluyor? -Bedri Baykam-


Başbakan’ın Doğan Medyasına karşı yürüttüğü sindirme ve şantaj politikaları hakkında ne düşündüğüm belli! Keşke Doğan grubu Çölaşan ödününü vermemiş olsaydı! Bugün daha rahat konuşuyor olurlardı. Bu sebeple bu yazıda, ülkenin “merkez-laik” medyasının kendi siyasal görüşünü şekillendirirken, AKP zihniyetinin ana panzehiri olan Kemalist düşünceyi nasıl yok sayma yoluna gittiğini açığa çıkarmakla yetinelim. Medya, Türkiye’nin siyasi rotasını belirleyen temel konularda sürekli olarak birilerini programa çıkarıyor, sayfalar dolusu diziler yapıyor. Her defasında, genellikle üstüne basarak “Türk solu ne düşünüyor?” sorusu gündeme taşınıyor.



Ergenekon 4 -Kim Yalancı?- -Ömer Dönderici-


Yaratılalı beri canlıların ve irili ufaklı canlı topluluklarının –her birinin- çıkarları çatışmıştır. Bu çatışmaların pek azında, taraflar apaçık savaşır. Aldatma, değişik ton ve dozlarda, bu çatışmaların ayrılmaz bir parçasıdır: Gizlenme, kamuflaj, kılık değiştirme, taklit, göz boyama, görüntü saptırma, yalan bu silahlardan bazısıdır. Söz gelimi, bir düşmanın, “ben düşmanım!” diye haykırmak yerine, dostmuş gibi ortaya çıkması; dost görünümlü örgütler kurması veya dost –ama aptal- örgütlerle işbirliğine gitmesi olasılığı her zaman daha fazladır. Ve tabii ki, -bir çoban matı planının parçası olarak- hoşa giden –ama sonu hüsranla bitecek- tutum ve davranışlara yönlendirmesi de, bu sürecin kaçınılmazıdır.



"Yalaka" Le Figaro -Yağmur Atsız-


Vaktiyle bir süre Belçika’da sürtdüm. Çok yıllar önce. Dámad Ferid Paşa’nın ilk sadáreti sırası felan... Orada Ergin adında bir Türk arkadaşım, Ergin’in de Justine adlı bir sevgilisi vardı, Çifte Kumrular... Bir gün Ergin Justine’e okkalı bir tokat atdı. Ben o ánı görmedim ama Justine’in, burnundan kanlar akarak bana doğru koşduğunu ve arkasından da Ergin’in boş ve donuk nazarlarla bakınarak yaklaşdığını fark etdim. Kız kollarımın arasına ádetá yığılırken dehşetle irkilerek Türkçe seslenmişim: ‘Oğlum, bu ne kepázelik?’  Bakışları kadar donuk bir sesle cevab verdi: ‘Evet, onu resmen tokatladım. Ama dün olduğu gibi bugün de hálá çok seviyorum.’



Dişlilerin Dünyası -Arif Ekim-


Türkçe sözlüklerde “dişli” bakın hangi anlamlara geliyor: Acar, baskın, erkli, forslu, güçlü, iktidarlı, kadir, kuvvetli, kudretli, muktedir, nüfuzlu, otoriter, pençeli, salahiyetli, şedit, şiddetli, yetkili, yağız, zorlu… Kubbealtı’nın Misalli Büyük Türkçe Sözlük’ünde de, “dediğini yaptıran, tuttuğunu koparan, sözünü gerekirse zorla geçiren, güçlü” karşılığını buluyoruz. Bu karşılıklara, isterseniz, son günlerde yaşanılanlara bakarak, şunları da ekleyebilirsiniz: Küstah, vurdumduymaz, korkusuz, hak hukuk nedir bilmez, edepsiz…



Sonuna "M" Koyduğum Cumhurbaşkanı -Kürşad Kahramanoğlu-


Taraflı ağabeylerim, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı pek coşkulu kutladı. Paşalar, GATA’daki mezuniyet törenine katılan Cumhurbaşkanı Gül’ü, “Sayın Cumhurbaşkanım” diye selamlamışlardı! Birinci sayfadan “Generaller M diyebiliyorlarmış” başlığı, 11. sayfada “GEÇEN YIL ‘M’ KRİZİ YAŞANMIŞTI” diye büyük harf puntolarla devam ediyor. Taraf’ın en büyük abisi ise, yine aynı sayfada demokrasi dersi veriyor ve yakınıyor; “Paşanın biri ‘m’ harfini söyleyebiliyor diye, biz siyasi analizlerimizi bu harfin üstüne bina ediyoruz… Bir memleket böyle yönetilebilir mi?” İşin komik yanı, ondan başka bütün yazısını bu konuya ayıran başka bir köşe yazarı yok!



Notlar... Notlar... -Yağmur Atsız-


Dış politika doludizgin öylesine üzerimize üzerimize geliyor ki iç politika geri plana düşdü. İyi de oldu çünki öğürmekden bir hál olmuşdum. Biz zamánında bir Çiller’e bir Yılmaz’a bile bana mısın demezken... Yaşlanıyoruz, monşer... Onun için lütfen geliniz bir dış politik bir ufuk turu yapalım, bir devr-i áfak, bir tour d’horizon:



Kedi Gibi -Yağmur Atsız-


Olayların tabiatı gereği Kafkasya-Rusya-Batı problemlerine sıkça değiniyorum şu sıralar. Gerekçem bu meselelerden belki en fazla etkilenecek ülkenin Türkiye olması. Bu konuyla ilgili olarak aldığım okuyucu mesajlarından azımsanamayacak bir bölümü ise beni irkiltiyor. Hattá içlerindeki bázı ifádelerden tedehhüş ediyorum, yáni dehşete kapılıyorum. Özü şu: ‘Ey Amerikan Yalakası, onlar Irak’da yapmadıkları rezillik bırakmazken iyiydi, sesin çıkmıyordu da şimdi Ruslar Gürcistan’a girince mi telaşlanıyorsun?’ Türkiye’de ne kadar kolaylıkla ‘yalaka, uşak, satılmış vs.’ olunduğu ibretlikdir.



Mütareke Medyasından Günümüze Yansımalar -Hüseyin Özbek-


Bu dönemde devletin merkezi İstanbul, siyasal, düşünsel, toplumsal bir karmaşa içinde debelenmektedir. Saray ve Damat Ferit hükümetleri manda ve himayenin kabulü ile işgalin en az zararla geçiştirilebileceği, direniş yerine teslimiyetçiliğin en makul çözüm olacağı düşüncesini topluma benimsetmeye yönelik bir yaklaşım içindedirler. Mütareke sonrasında Anadolu’dan yükselen sesler ise ulusal bağımsızlığı savunur ve bu doğrultuda başlayan kongreler süreciyle İstanbul dışındaki çözüm arayışlarının yönetsel ve hukuksal temelleri atılmaya başlanır. İşgal İstanbul’unun teslimiyetçi yaklaşımıyla Anadolu’nun bağımsızlıkçı duruşu, birbirinden tamamen farklı iki anlayış ve uygulamayı temsil etmektedirler. 



Ulus-Devlet ve -Devir-Teslim Konuşması- -İlker Başbuğ-


Küreselleşme çağında, bireyin ve özgürlüklerin daha çok öne çıkışı doğaldır. Ancak “Devlet”, “Birey” ve “Özgürlük” kavramları var olabilmek için birbirlerine ihtiyaç duyarlar. Birinin diğerinin aleyhine genişlemesi her üçünü birden tehlikeye sokar. Dolayısıyla, bu hassas dengenin korunması demokrasiler için özel bir önem taşır. Bu dengeyi sağlamak ve korumak ise siyaset adamlarına düşen önemli bir görevdir. Bu noktada kitle iletişim araçlarına, medyaya da sorumluluk düşmektedir. Bugünün ulusal ve uluslararası politik ortamında, medyanın sağladığı olanaklarla insanların zihinleri gerçek anlamda bir mücadele alanıdır.



21. Yüzyılı Anlamak -Yağmur Atsız-


Fakat burada şunu da unutmamak gerekir ki demokrasiler, dikta rejimleri tarafından baskına uğradıkları ilk anlarda hantal ve şaşkın gibi görünseler bile uyanınca fená uyanırlar. İkinci Dünyá Savaşı bunun en báriz örneklerinden biridir. Çok kuvvetle muhtemeldir ki bu ‘başarı’ Rusya’nın yanına kár kalmayacakdır. Sovyetler Birliği gibi bir silahlanma yarışına girmesi için Rusya bütçesinin yüzde 40’ını askerî harcamalara ayırmak zorundadır ki SSCB záten bu yüzden batmışdır. Gürcistan Harekátı’nın ikinci günü Moskova Borsası’nın zararı on bir milyar dolardır!!! İkincisi bu olay Kremlin’in gerçek çehresini göstermesi bakımından da bir ‘şok terapi’ etkisi uyandırmışdır. Bunu Bayan Merkel ve Bay Sarkozy’nin bile kavramış olduğu izlenimi yaygındır.



Dördüncü Cumhuriyet -Yağmur Atsız-


Eğer bütün belirtiler yanıltıcı değilse Türkiye yeni bir cumhûriyetin eşiğinde. Dördüncü Cumhûriyet!  Şöyle îzáh edeyim:  Cumhûriyet rejimleri anayasalarıyla kaaimdirler. Rejime temel teşkîl eden anayasa yürürlükden kalkarsa o cumhûriyet de sona erer. Yerine başka bir rejim gelir. Bu kıstása göre Osmanlı İmparatorluğu sona erdikden sonra Türkiye’de üç cumhûriyet teşekkül etmişdir. BİRİNCİ CUMHÛRİYET: 20 Ocak 1921-27 Mayıs 1960 arasıdır.



Ergenekon 3 -Adaletin Kılıcı Kimin Elinde?- -Ömer Dönderici-


Önceki yazılarımı okuyanlar bilirler: Cumhuriyeti kuran –ve şimdi de mirasçısı- güçler karşısında halkın önlenemez yükselişinin, Türklüğün hayrına olduğunu savuna geldim. Bu bağlamda, son seçimler sonrası düş kırıklığına uğratmış olsa da, AKP iktidarının, bu dönüşümün bir tecellisi olduğunu düşündüm. Bu yüzdendir ki, normal şartlar altında, Ergenekon yargılamasını hararetle savunmam gerekirdi. Ama bir şeyler, beni bundan alıkoyuyor. Üstüne üstlük, Cumhuriyeti koruma adına miting üstüne miting düzenleyenlerin, adeta mezar sessizliğine bürünmeleri, beni, bu yazıyı yazmaya daha da teşvik etti. Yanlış anlaşılmak istemem: Hukuk dışına çıkanlar, hele de bunu şahsî menfaat sağlamak için yaptılarsa, kim olursa olsun yargılanıp hesap vermeliler. Hatta, böylesi yargılamalar, -nedeni ne olursa olsun, çalışan-emekli, asker-sivil gibi ayrımlar yapılmadan, cesaretle gerçekleştirilmelidir.  O zaman sorun ne?



Hâramîler Hangi Dağı Bastı? -Yağmur Atsız-


Sakın yanlış anlaşılmasın: Gürcistan’ın da Oset ve Abhazlara karşı sütden çıkma ak kaşık olduğunu iddia etmiyorum. Fakat 1992’de Abhazya ve G. Osetya’dan toplam 300.000 Gürci’yi 80.000 Abhazla 60.000 Oset mi sürdü? Onbinlercesini Rus yardımı olmaksızın öldürebilirler miydi? Rusların en az ‘Enerji Koridorları’ kadar nefret etdikleri ikinci bir proje de ‘İpek Yolu’! Türk Kamuoyu’nun dikkatini çekmedi ama Ruslar Perşembe günü, Tiflis’in 45 km. batısında bulunan Kapsi Kasabası yakınındaki köprüyü tahrîb etdiler. Yáni Bakû-Tiflis-Kars Demiryolu’nu, yáni İpek Yolu’nu kestiler!!!



Ergenekon 2 -Gerçekten İki Kutup mu?- -Ömer Dönderici-


Bir önceki yazımda Türkiye’yi iki kutba bölmeyi başardığımızı söylemiştim. Bizimkiler ve ötekiler diye... Bugün, “gerçekten iki kutup mu?” diye soracağım. Aslında canhıraş sürdürdüğümüz kavgayı bir an unutup, vicdanımızla baş başa kalsak ve kendimize “bizimkileri” sorsak: “Bizimkilerin hepsi aynı mı?” diye, ne cevap alırdık? Eminim ki, taraftarlarımızı, bir sürü farklı eksende, çok farklı yerlere oturturduk. O herkesi bir kutupmuş gibi hissettiren dinsel turnosol, bir örtü gibi kapladığı idrakimizin üstünden çekilirse, kutupların hiç te fikirsel homojenitesinin olmadığı görülecektir.



Deprem ve Dokuz Yılın Muhasebesi -Arif Ekim-


Depremleri hep uzaktan izlemiş, yaşanan yıkımları yörelerin geri kalmışlığına bağlamış, kendi başına benzerlerinin gelebileceğini hiç düşünmemiş, imar ve yapılaşma konusunda yaptıklarından emin, bilim adamlarının uyarılarına kulak asmayan, depreme duyarlı kişileri “biz yörenin kalkınmasını, yöreye yatırımcı gelmesini istiyoruz, siz ise deprem diye diye insanları buradan kaçırıyorsunuz” sözleriyle suçlayan ve sırtını dönen bir toplum… Sonuç ne?



Appeasement -Yağmur Atsız-


Yatıştırma’ demek olan İngilizce ‘appeasement’ (epiyzment) kelimesi 1938’den bu yana politik bağlamda ‘barış uğruna düşmana boyun eğme’ mánásına da kullanılır. O zamanki Britanya Başbakanı Neville Chamberlain sırf Adolf Hitler’i öfkelendirmemek için onun Avusturya’yı ve ardından, Çekoslovakya’ya áid olan, Südetler Bölgesi’ni işgálini sîneye çekmiş, ama Diktatör’ün kendisini küçümseyerek hiçe saymasını ve Polonya’ya da taarruz etmesini önleyemeyerek tárihin ‘Kalburüstü Budalalar’ Galerisi’ndeki mümtaz yerini almışdı. İkinci Dünyá Savaşı’na çanak tutan şahsiyet olarak. Fransa Devlet Başkanı Bay Nicolas Sarkozy ve Almanya Şansölyesi (Başbakanı) Bayan Angela Merkel’in şimdi Gürcistan Krizi karşısındaki tutum ve hallerini gördükçe aklıma hep 70 yıl öncesi geliyor.



Frankfurt Kitab Fuarı Brüksel Çapsızlar Panayırı -Yağmur Atsız-


Önce ikincisinden başlayalım!Son Kafkasya Krizi’ndeki acınacak háli, ‘Avrupa Topluluğu’ (AB) adlı muazzam projenin de nasıl bir kriz içinde bulunduğunu ve tepeden tırnağa nasıl bir kalafata ihtiyácı olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Bundan yıllar önce hergelenin biri AB hakkında şu nükteyi savurmuşdu: ‘AB ekonomik bir dev, politik bir cüce ve askerî bir böcekdir.’ Şimdi Brüksel Güney Osetya’ya ‘gözlemci’ yollama ‘karárı’(!) alınca Rusya Cumhurbaşkanı Dmitriy Medvedyef ve Başbakan Vladimir Putin kimbilir kasıklarını tuta tuta nasıl da kahkahalar atmışlardır! AB inşallah gözlemcilerin eline iyi birer dürbün de verirler ki solucan esnese kaçırmasınlar!



Kafkasya'ya KKTC Modeli -Yağmur Atsız-


Evet, Batı Rus doğalgazına ve petrolüne muhtacdır ama Rusya da o sáyede kasasına giren yüzlerce milyar Dolar ve Avro’ya! Biri müşteriyse öbürü de satıcı. O bakımdan Moskova’nın Gürcistan Meselesi’nde ipleri aşırı gererek bir kopmaya sebebiyet vereceğini sanmıyorum. Sovyetler Birliği 1990’da tárih sahnesinden silinip Rus İmparatorluğu ‘periferisi’ni, yáni dış kuşağını oluşturan ülkeleri kaybedince Kremlin bu bölgelerde hep bir ‘kontrollü istikrarsızlık’ politikası yürütdü. Baltık Ülkeleri’nde, Moldova’da, Ázerbaycan’da Ortaasya’da ve Moldova’da (Transnistriya Cumhûriyeti!) hep bu oyunu izledik ve izliyoruz. Kremlin hattá Kafkasya’daki tek gerçek yandaşı ve ‘Truva Atı’ Ermenistan’da bile tam bir istikrár hüküm sürmesini istemez. Önler.



Çarpışan Çarpı Yáhut Onikiyi Beş Geçe -Yağmur Atsız-


Sovyetler Birliği tárih sahnesinden silinip Bölge’de yeni bir düzen ortaya çıkarken iki ‘eksen’ teşekkül etdi. Biri batı-doğu uzantısında ‘Ankara-Tiflis-Bakû Ekseni’ ve diğeri Kuzey-güney doğrultusunda ‘Moskova-Erivan-Tahran Ekseni’ . Mecázî anlamda bir ‘çarpı işáreti’ ve yıllardır bu ‘çarpı’nın iki hattı çarpışıyor. Altı gündür Gürcistan’da yaşanan kanlı olayları bu mücádelenin yeni bir raundu olarak kabûl etmek yerinde olur sanıyorum.



Vladikavkaz (Kafkaslara'ya Hükmet!) -Yağmur Atsız-


Kuzey Osetya Başkenti’nin adı ‘Vladikavkaz’dır ve Rusça ‘Kafkas’a Hükmet!’ anlamına gelir. Aslında Rusya buraları zabtederken 1820’lerde kurdukları bir garnizon şehriydi. İsim değil ‘program’. Kuzey Osetya Rus Federasyonu’na bağlıdır. Güney Osetya ise Gürcistan’nın bir parçasıdır ama 16 yıldır Tiflis’den kopuk olarak varlığını sürdürüyor ve Rusya’ya katılıp Kuzey Osetya ile birleşmek istiyor.



Ergenekon 1 -Empati- -Ömer Dönderici-


Toplumu iki kutuplu yapmak için, herkes elinden geleni, ardına koymadı. Sonunda başardık. Bu parçaları, herkes uzak geçmişinden getirdikleriyle etiketledi: “Ulusalcı”, ”İslamcı”, “laik”, “demokrat”, “devletçi”, “darbeci”, “şeriatçı”, “dindar”, “halk”, “Tayyip’çi” gibi... Ama etiketler değişse de, iki kutupluluk gerçeği değişmedi...

 

İki kutupluluğa götüren süreç, çıktılarını da yanında getirdi: “Bizimkiler ve Ötekiler”.



Orduya Saldırmanın Dayanılmaz Ağırlığı -Hüseyin Özbek-


Türk Silahlı Kuvvetlerinin kurumsal yapısına, Türkiye Cumhuriyeti Devleti içindeki anayasal ve yasal statüsüne, Türk milletinin derin bilinç altında yaşattığı ordu algısına yönelik kampanya hız kesmeksizin sürüyor. Atlantik ötesindeki ana karargahta oluşturulan stratejiye AB’nin de sıcak baktığı anlaşılıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığına yönelik stratejik saldırının içerdeki uygulayıcısının müttefiki Türkiyeli sermayenin yazılı ve görsel medyasının da kampanyada özel bir sorumluluk üstlendiği anlaşılıyor.



Türkiye’de Dincilik ve Laikçilik - Veya Maraşlı İmam Neyle İştigal Ederdi? -İskender Öksüz-


“Dincilik” kelimesini, dindarlıktan ayrı, hattâ zaman zaman dine zıt bir istismar ve skolastisizm anlamında kullanıyorum. “Laikçilik” de benzer şekilde, laiklikten ayrı ve zaman zaman laikliği ihlal eden bir başka skolastisizm...  Dindarlığı ve dini, dincilikten; bilim metodunu ve laikliği laikçilikten tenzih ederim. Tıpkı Atatürk’ü Atatürkçülük’ten tenzih ettiğim gibi. Önce dincilikle laikçilik arasındaki kavganın sürüp gittiği oyun alanına bir bakalım. Su üstündeki mücadelede karşılıklı cehalet hemen ön plana çıkıyor. Bunun en güzel örneği, bir millî kahramanımızla, Maraşlı sütçü İmam’la ilgili.



Kemalistler ve Humeynîciler -Yağmur Atsız-


Pazar günki yazımda, kendini ‘Kemalist, Atatürkçü, Ulusalcı, İlerici’ vs. şeklinde niteleyerek tepemizde küstahça ‘Ali-Kıran-Baş-Kesen’lik taslayanların ikiyüzlülüklerine değinmiş ve eklemişdim ki ‘Siz bunların ‘Gericiler Türkiye’yi ëran’a benzetecekler!’ diye riyákárca feryád etmelerine kanmayın! ëran Modeli, tabii ‘İslámiyet’ yerine ‘Kemalizm’ kisvesi altında, bunların asıl tercîh edeceği modeldir. .



Atatürk Atatürkçü Değildi -Yağmur Atsız-


Atatürk ‘hákimiyet-i milliye’ prensibini kendine vazgeçilmez yol gösterici kabûl etmiş bir devlet adamıydı. Bu prensibe öylesine bağlıydı ki Yunan birliklerinin Polatlı’ya dayandıkları, yáni ülke geleceğinin pamuk ipliğine bağlı olduğu o hayat-memat ánında bile kumandayı bizzat ele almak için önce Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kendisine ‘resmen’ bu görevi tevcîh etmesini şart koşmuşdu. Yáni millî irádenin! Hem ‘Atatürk’e bağlıyım.’ demek ve hem de ‘Askerî dikta yönetimi’ni seçimle işbaşına gelmiş meşrû bir hükûmete tercîh etmek, ahmaklığın da ötesinde Yüce Önder’e en ağır hakaaretdir! Atatürk sahtekárlığıdır! Atatürk bezirgánlığıdır! Bulanık suda balık avlama yüzsüzlüğüdür!



Türk'ün Yeniden "Ateşle İmtihanı" -Kürşat Karacabey-


Ülkenin en yaralı döneminde kuvvayı milliye ruhu, batının sömürgeci kirli suratına -üstelik bütün mazlum milletlerin sinesinde akis yaratacak şiddette- bir tokat   indirmişti... Aynı ruh, kurduğu modern milli Cumhuriyet’ini; hiçbir milletin sömürülmeyi hak etmediği gibi, hiçbir milletin de sömürmeye lâyık olmadığı anlayışı ile mayalamıştı. Bir çok mazlum millet için umut ve inanç kaynağı olan bu tablonun, batı için “kötülerin kötüsü bir örnek” olduğu ise muhakkaktı… Katı kindarlığını ve iflah olmaz öç alma duygusunu bin bir türlü sinsi örtüye büründürmede pek bir mâhir olan batıdan, bu “kötü örneği” cezasız bırakması elbette ki beklenemezdi.  Nitekim adına sadece “sistem” demeyi yeterli gördüğümüz “batı sömürgeciliği,” Türkiye’de 10 Kasım 1938’den beri hükmünü icra etmektedir.



Dinin Üç Cephesi -İskender Öksüz-


Yine pek farkında olmadığımız bir gerçek, son asırlarda, kültürdeki müslümanlık adına ne varsa hemen tamamının veya en önemli bölümünün bize ait olduğudur. Bizde dinciler de, kategorik olarak dine muhalefet edenler de bunun farkında değildir. Duymağa alıştığımız ezanlar bize aittir. Itrî’nin bestesidir. Taklitleri çoktur ama mevlid bize aittir. Kandiller bize aittir ve o hiç hoşlanmadığımız tarikatler büyük çapta bize aittir. Bu saydıklarımın hemen tamamı, İran ve Suudî Arabistan gibi ülkelerde yasaktır.



Sevgi İklimi -Muharrem Kılıç-


Bizim coğrafyamızda meydana gelecek yaygın bir çatışma, en büyük zararı Türk milletine verecektir. Binlerce yıldır et ve tırnak gibi beraber olduğumuz, aslen Türk olan-olmayan, Müslim-gayrı Müslim bütün unsurlar Türk milletine ve onun devletine emanettir. Yönetimde olanların bunu hiçbir zaman unutmamaları gerekir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin başlangıç tarihi 1923 olmadığı gibi, sorumlu olduğu sınırları da bugünkü sınırları değildir. Mevcut duruma böyle bakmazsak, en baştan yanılgıya düşeriz. 



Dünya Ekonomisinde Yeni Denge -Ege Cansen-


"Being" ile "becoming" arasındaki fark nedir? Bu iki kavramı Türkçeye çevirmek gerekse, birincisine "olmak" ikincisine "oluşmak" denebilir. Olmak, hem bir başlangıç hem de bir sonuçtur. Oluşmak ise bu iki nokta arasındaki süreçtir. Tıbbiyeyi bitiren kişinin unvanı doktordur. Aslında kişinin doktorlaşma süreci, unvanını aldığı günden başlar. Belki de hiç bitmez. Bu analiz, diploma gereken veya gerekmeyen her meslek için geçerlidir. Daha genel kapsamlı bir örnek vereyim. Çocuk doğuran kadına anne denir. Ama kadında anneleşme süreci, çocuk doğurduktan sonra başlar. Belki de bedenen anne olanlar hiçbir zaman ana olamaz.



Tarihi Kavga 3 -Devlet ve Hükümet- -Ömer Dönderici-


Bir gemi düşünün: Sürekli dev dalgaların olduğu sularda; sağında-solunda korsan gemileri dolaşıyor. Üstelik alabora edebilecek bir fırtına, hızla gemiye yaklaşmakta...Yolcu ve mürettebattan bazısı, kızdıkları bir grup yolcu ve mürettebatı boğabilme umuduyla, canhıraş bir biçimde geminin dibini delmeye çalışıyor. Kaptan ve mürettebatın bir bölümüyse, sevmediklerini denize atma telaşındalar.

 

Türkiye’nin hali, bu gemiden ne kadar farklı? Tarafların gözü öylesine dönmüş ki, sapla samanı birbirine karıştırıyoruz.


Kaşgarlı MahmudBilgiemece Hakkında


Türk Dirlik


Bilgimece, Türkleri ilgilendiren belli başlı konularda önemli gördüğümüz bilgilerin birarada sunumunu ve bu sunumu işleyerek zenginleştirmeyi amaçlamaktadır. Bu çalışma özellikle temel bilgilerin biraraya getirilmesinden başlayacakdır. Türk Dirlik,  bilgi den başka, soruların, sorguların, ilişkilerin bir uyum içerisinde sunumunu da hedeflemektedir. Burada yeniden birlikte bilgi oluşturma-işleme-yaratmanın bir yöntemi denenecekdir. Bu yöntemi de sorgulanabilir ve güncellenebilir görmekteyiz. Taslak geliştikçe sizlere bilgilendireceğiz. Katılımı önemsediğimiz bilinsin isteriz.  İlgili konu başlıkları ve yöntem taslakları daha sonra burada sizlerin bilgisine sunulacakdır.

 

 

 

 

Türk Dirlik

 




Biz olmasak gökyüzü, biz olmasak üzüm,

Biz olmasak üzüm göz, kömür göz, ela göz;

Biz olmasak göz ile kaş, öpücük, nar içi dudak;

Biz olmasak ray, dönen tekerlek, yıkanan buğday,

Ayın onbeşi;

Biz olmasak Taşova'nın tütünü, Kütahya'nın çinisi,

Yani bizsiz

Anne dizi, kardeş dizi, yar dizi

Güzel değildir.

Enver Gökçe


 Siyaset



Tarihi Kavga 2 -AKP Nereden Nereye?- -Ömer Dönderici-


Pek çoklarını kızdıracağımı biliyorum ama, 2002 yılında işbaşına gelen AKP hükümetini başarılı sayıyorum. Tabii ki, çok şanslıydılar: Ekonomik iflasın eşiğine gelen ülke, IMF’nin verdiği acı ilaçları, koalisyon hükümeti marifetiyle yutmuş; böylelikle AKP, hem görece stabil bir ekonomi devralmış; hem de bu acı reçeteyi yutturan partilerden kurtuluvermişti. Kendine yeni yerler arayan küresel finans da, ekonominin yelkenlerini kolayca şişiriverdi.




Niçin Geri Kaldınız?: Piyasa -İskender Öksüz-


Bir malı, veya bir hizmeti kim üretmeli? Ne kadar üretmeli? Kaça satmalı? Bunlar ekonominin temel sorularıdır. Son yıllarda, “bir derste ekonomi”, “bir sayfada ekonomi” anlatmak moda haline gelmişken Milton Friedman’dan, “bir kelimede ekonomi” talep edilmiş. Friedman önce, “piyasa” demiş. Fakat arkadan değiştirme ihtiyacı duymuş: “fiyat”. İnsanlar, teorik tartışmalardan haberli veya habersiz, bu sorunun cevabını davranışlarıyla verdiler: Piyasa!


---------------------



"Başbuğ Tayyip"

Atila Demirkasımoğlu


Öte yandan Türkiye’de din, himayenin yeni biçimi olarak, 1980’lerden sonra görünmeye başladı. Devlet himayesini tüketen Türkiye’nin siyasi ve düşünce aktörleri dini tüketmek üzere bir himaye aracı olarak piyasaya sürdü. Bu bir zorunluluktu. Ve bu zorunluluk Türkiye’nin oligarkları tarafından da oldukça iyi anlaşılmıştır. Oligarklarla İslamcılar arasında bir çelişki yoktu. Hiç olmadı da. Üstelik o kadar güzel birbirini besliyorlardı ki… İşi bozan sermayenin demokratikleşmesini temsil eden muhafazakâr görünümlü Türk sermayesinin yükselişi oldu.




--------------------


---------------------


 

----------------------



-----------------------------


--------------------------



 

 

-

UMUMİ

 İdeolojilerin Kökenine Dair -Mustafa Tetik-

 

 

 Yorgunluk -Hasan Bülent Paksoy-
 Bir Elinde Das Kapital Bir Elinde Nutuk: Turnusol Solcuların Turnusol Milliyetçiliği -Nimetullah Sucu-
 Küresel Isınma Tanrı'nın Suçu mu? -Muharrem Kılıç-
 İnsanlık İçin Küresel Kadın Şartı -Dünya Kadın Yürüyüşü-

-

Yeni Dünya Düzeninde "Türk"lük Ortak Paydasının Önemi -Muharrem Kılıç-

-

"Ben Dünya'yı Al'Osman'ın Sanırdım" -Atila Demirkasımoğlu-

-

Kriz Bölgelerinin İncelenmesi ve Türkiye'nin Güvenliğine Etkileri -İlker Başbuğ-

-

Küreselleşen Değerler ve Perspektif Çarpılması Üzerine... -Meral Akşener-

-

'Yeni Güvenlik Ortamı ve Türkiye'ye Etkileri  -Hilmi Özkök-
-Türkiye'nin Batı Sorunu  -Haldun Çancı-
-Ulusalcı Yükselişin Nitelikleri -Haldun Çancı-
-‘Etnik-merkezciliğe’ Karşı ‘Kültürel Görecelilik’ -Haldun Çancı-
-Yeni Zamanın İnsan Hakları -Muhammet Kemaloğlu-

-

Zemin Analizine Doğru  -Atila Demirkasımoğlu-

-

Türkmenlerin Arasında Bir Kara Kedi-Eşariciliğin Etnik Kini -Çimen Çıtır-

-

TÜRKİYE

  Niçin Geri Kaldınız?: Piyasa -İskender Öksüz-

  Tarihi Kavga 2 -AKP Nereden Nereye?- -Ömer Dönderici-
  Laiklik-Siyasal İslam -Emine Yavuz-
 MHP'nin Laiklikle İmtihanı!.. -Hakan Reyhan-
 Kürt Meselesi 1 -Aklı Selim- -Ömer Dönderici-
 Seçimlerin Ardından 6: AKP Yeni Rolüne Hazır mı? -Ömer Dönderici-
 Seçimler 1 -Atila Demirkasımoğlu-
 "Çok Kültürlü Toplumlarda "Birlik" Ulusal Devletle Sağlanmış!.." -Ahmet N. Sezer-
 "AB Müktesebatı Türkiye'yi Paramparça Eder!" -Yaşar Büyükanıt-
 AKP'nin Feri Söndü -Kürşad Kahramanoğlu-
 Ekzistansiyel Milliyetçilik ve Kognitif Milliyetçilik -Durmuş Hocaoğlu-
 "Türk'e Türk Propagandası"!..  -Suat Yalaz-

-

Paranoya  -Yağmur Atsız-
 Recep’in Martini; Diyarbakır ve  Ziya Gökalp (II) -Hanifi Altaş-
 "Başbuğ Tayyip"  -Atila Demirkasımoğlu-
 

Laik Cumhuriyet'in Geleceği ya da Haricilerin Yüzyıllar Sonra Gelen Zaferi Cemil Kılıç

 Ermeni Sorununda Üçüncü Dalga Devam Ediyor -Hüseyin Özbek-
 

-

KURAM

-

 

Farabi

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 
- 
- 
- 
-Serbest Ticaret Sorunu Üzerine -Karl Marks-

-

DÜNYA

  Kraliçe Hazretleri -Kürşad Kahramanoğlu-

Farabi

 

-Sınır Eğlenceleri -Trever Royle- -Çeviri:İskender Öksüz-
-Medeniyetler Çatışması: Küreselleşmenin Sonu -Haldun Çancı-
-Küresel Vatandaşlar  -Haldun Çancı-
-Fikir Özgürlüğü  -Can Macit-
-HAMAS ve Türk İradesi  -Atila Demirkasımoğlu-
-AB'nin En Büyük Siyasi Krizi ve Jeopolitikçilerin Hezimeti! -İbrahim Karagül-
-90. ve 60. Yıldönümü  -Yağmur Atsız-
-Çin Komünizmi İhraç Ediyor  -Galip Türkmen-

-

Üçüncü Dalga ve Uzayıp Giden Tren Yolları -Galip Türkmen-

-

İsrail'in düşürdüğü Suriye MIG'leri, Hariri'ye suikast ve topyekün savaş -İbrahim Karagül-

-

Hariri'ye Suikast ve Düşündürdükleri -Cengiz Çandar-

-

Emperyalist Politikalar ve Türkiye -Mustafa İltekin-

-

Bush'un Bayram Hediyesi  -Yağmur Atsız-

-

Sudan da Parçalanmanın Eşiğine Geldi -Ferruh Sezgin-

-

Bir "Aptal"ın "Hayalperestliği" mi?  -Cengiz Çandar-