Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

9 Mayıs 2005

Hacı Bektaş Veli

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Dünya

 

 

 


Kırım Savaşı90. ve 60. Yıldönümü


-Yağmur Atsız-


Bu kez HAMİŞ ile başlayalım:


24 Nisan "90. Yıldönümü"ne tekaddüm eden haftalarda defalarca Türkiye'nin bu meselede "ofansif" (taarruzi) oynaması ve konuyu mütemadiyen bizzat gündeme getirerek bir "Enternasyonal Araştırma Komisyonu" kurması gerekdiğine dikkati çekdim.

Saygınlığı ve dürüstlüğü kimse tarafından inkâr edilemeyecek kalitedeki böyle bir uzmanlar heyeti "soykırım" var mı yok mu konusunu -istisnasız tüm belgeleri inceleyerek- kesin karara bağlasın istiyordum ve istiyorum.

Federal Şansölye (Başbakan) Gerhard Schröder'in de son ziyaretinde, birkaç zamandır Türk Hükûmeti tarafından nihayet benimsenen bu tezi kabul etmesi Türkiye için son derece önemli bir başarıdır.

Böylece Türkiye bir "stratejik puan" kazanmış ve ilk defa olmak üzere inisiyatifi ele geçirmişdir. Şimdi yapılacak olan, işin peşini hiç bırakmamak ve hamle üzerine hamle tazelemekdir. Aşırı milliyetçi Ermeni tarafı daha şimdiden bu teklifi reddederek korkduğunu ortaya koydu. Şansölye Schröder'in konuşması, Almanya'nın bu konuda "resmen" Türk Tezi'ne çarketmesidir!!! Anlayana...

Ben bu sonuca benim "deham"(!) sayesinde varıldığını zannedecek kadar akılsız değilim. Ama "Akıl için yol birdir." fehvasının yirmi otuz yıl geç de olsa doğru çıkdığını görerek mutlu oluyorum.

Ve 1980'den beri doğru tezi savunduğum için de -sahte tevazua ne hacet- biraz övünüyorum.

Şimdi gelelim sadede:

8 Mayıs 1945 İkinci Dünya Savaşı'nın Avrupa'da sona erdiği tarihdi. Dün Batılı Müttefikler 60. Sene-i Devriyesi'ni büyük törenle andılar. Nazi Almanyası Doğu Cebhesi'nde Sovyetler Birliği'ne bir gün sonra teslim olduğu için Moskova'da 9 Mayıs esas alınır. Ruslar bugün anıyor ve kutluyor.

Evet, "Büyük Vatan Savaşı" diye adlandırdıkları İkinci Dünya Savaşı'nda zaferi kazanmalarını kutluyorlar ama başda Cumhurbaşkanı Vladimir Putin olmak üzere Rus yöneticilerinin pek mutlu oldukları söylenemez.

Çünki hem üç Baltık Ülkesi, güneyden kuzeye Litvanya, Letonya ve Estonya ve hem de Polonya bunun kendileri için bir kurtuluş değil "yeni bir işgal" olduğunu vurgulayarak pişmiş "Rus Aşı"na soğuk su katıyorlar. Bilindiği üzere Stalin Savaş'dan sonra "kurtardığı"(!) üç Baltık Ülkesi'ni ilhak etmiş, Polonya'nın ise doğudaki üçde birini SSCB'ye katıp Almanya'nın doğu vilayetlerini Polonya'ya "ihsan" etmişdi.

Zaten "Hitler-Stalin Paktı", "Katyn Ormanı Faciası" yahut 1960'lara kadar bütün bu ülkelerde inteligentsiyanın sistematik olarak imhası gibi akıllara durgunluk verici olaylar, Ruslar tarafından "kurtarılma"nın ne mene birşey olduğunu yeteri kadar anlatdığı için ilk sırada Baltık ülkeleri, ama ilaveten Polonya, öbür Doğu Avrupa ülkeleri ve hatta o sıra Rus boyunduruğu altında bulunan Ukrayna bile Kremlin'den bir tür "cürüm itirafnamesi" taleb etmekdedir.

Bu ise Putin'i ve ekibini öfkeden handiyse kudurma raddesine getirmekdedir. Bu yüzden Litvanya ve Estonya Cumhurbaşkanları Moskova'daki törenlere katılmayı reddetdiler. Litvanya Cumhurbaşkanı Bayan Vike-Freiberg ise Putin'e bu konudaki görüşlerini "aktarmak" üzere Moskova'ya gideceğini belirterek âdeta sol gösterip sağ çakmışdır.

Polonya Cumhurbaşkanı Kvaşniyevski ile Ukrayna Cumhurbaşkanı Yuşçenko'nun tavırları da yine aynen "Keşke hiç gelmeselerdi daha iyi olurdu." dedirtecek cinsdendir.

Başkan Bush'un, Moskova'ya gelmeden önce Baltık Ülkeleri'ni ziyaret edip her üç Cumhurbaşkanına apaçık hak verdiğini söylemesi ise düpedüz Putin'e bir tokatdır.

Üstelik Bush bugün "yeniden imparatorluk malihulyalısı" Putin'e, Gürcistan Cumhurbaşkanı Saakaşvili'nin özel ricası üzerine bu Kafkas ülkesinden elini çekmesi ve Gürcistan'ın toprak bütünlüğüne saygı göstermesi uyarısında bulunacakdır. Üstelik Bush Moskova'dan Gürcistan Başkenti Tiflis'e geçerek Saakaşvili ile orada biraz "dünya ahvali"ni görüşecekdir.

Gürcistan, sabık Cumhurbaşkanı Şevardnadse'nin tabiriyle "Rusya'nın güney uzantısı değil Türkiye'nin kuzey uzantısı" olduğuna nazaran bu mesele Ankara'yı da çok yakından ilgilendirse gerekdir. Washington Hazar Havzası'nda "Bakü Merkezli" ve son derece geniş çaplı bir yeni düzenleme planlamakdadır. Sırf planlaması için ayrılan meblag 100 milyon Dolar...

Ama bu -yersizlikden- Çarşamba'nın Yazısı...

 

Yağmur Atsız

9 Mayıs 2005



Kayıp aranıyor: Türkiye  -Yağmur Atsız-


İtiraf edeyim ki Türkiye'nin bir Ortadoğu politikası olup olmadığını ben anlayabilmiş değilim. Daha uzakça bölgeler şöyle dursun Irak, İsrail, Filistin, Suriye ve Lübnan politikalarımız nedir yahut nelerdir kestiremiyorum.

 

"Yok" demeye dilim ve kalemim varmıyor. Bir Türk vatandaşı sıfatıyla ağırıma gidiyor ama çok istekli olmama rağmen öğrenemedim.



Yaşasın Tûran -Yağmur Atsız-


Aferin, bildiniz, "Hunlu"... Çünki "Hun" yahut daha eski telâffuzuyla "Kun" yahut en eski telâffuzu ve gırtlakdan gelme "Hı" ile "Khun" Arkaik Türkçe'de "Koyun" anlamına gelir. Yâni bu "Proto-Türk/Ön-Türk" kavim kendine totem olarak koyunu seçdiği için "Koyunlu" adını almışdır. Nitekim çok daha sonraları gelen "Akkoyunlu" veya "Karakoyunlu" gibi Türk boyları da vardır.



Dümensiz Gemi Türkiye -Yağmur Atsız-


Bazı örümcek kafalıların anlayabilmesi için hâlâ "İşte mesele bu..." demek gerekiyor. Şekispiyer'in ünlü "Şehzade Hamlet" adlı Faciası'ndan o cümle... Ne günlere kaldık... Evet, Atlantik'in iki yakası, yâni ABD ile Avrupa bundan böyle "o güzel eski mutlu günler"e avdet edebilecekler mi? Ve bu arada Ankara'nın hali ne olacak? İşte mesele bu..


 

Yağmur Atsız


4 Kasım 1939 tarihinde İstanbul’da doğdu. Almanya’da Bonn Üniversitesi’nde Siyasal Bilgiler, Şarkıyat ve Devletler Genel Hukuku öğrenimi gördü. Öğrencilik yıllarında radyoculuğa, daha ileriki yıllarda televizyonculuk ve gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde köşe yazıları, araştırma ve incelemeleri yayınlandı. Bir Alman televizyonunda da program sorumlusu ve yayıncı olarak çalışmaktadır. “Günlerimiz” ve “Unutkan Şehir” adlı iki şehir kitabı bulunmaktadır.

 

Şu anda Tercüman Gazetesi yazarıdır.


 Dünyada Neler Oluyor



Ortadoğu Politikası


İtiraf edeyim ki Türkiye'nin bir Ortadoğu politikası olup olmadığını ben anlayabilmiş değilim. Daha uzakça bölgeler şöyle dursun Irak, İsrail, Filistin, Suriye ve Lübnan politikalarımız nedir yahut nelerdir kestiremiyorum.

 

"Yok" demeye dilim ve kalemim varmıyor. Bir Türk vatandaşı sıfatıyla ağırıma gidiyor ama çok istekli olmama rağmen öğrenemedim.


 Türk Dünyası



Muhammed Salih


Muhammed Salih gibi demokrasiye inanmış dürüst Özbek Türkleri'nin yeşertmeğe gayret etdiği narin demokrasi fidanı daha ekilirken hoyratça sökülüp atıldı. Muhammed Salih canını Türkiye'ye dar atdı ama Kanlı Diktatör İslam Kerimof'un önünde dize gelmekden hiç fütur duymayan "Demokrasi Havarimiz" Bülent Ecevit kendisini Norveç'e sürdü. Ve hatta o pek hayran olduğu İskandinavya'ya, hasret gidermek üzere, yapdığı resmi gezide oteline kabul edip bir elini sıkmakdan bile korkdu.