Yazar |

Yağmur Atsız |
 | |
Kişisel Web |
Ekim 1910, Yusuf Akçura
-----------------------
"...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki
kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün
ehalisidir..."
-----------------------
Sırat-ı Mustakim Dergisi |
 | |
 |
Maksim Gorki
-----------------------
"Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye
başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için
sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."
-----------------------
Ekmeğimi Kazanırkeni | | |
|

"Yalaka"
Le Figaro
-Yağmur Atsız-
Vaktiyle bir süre Belçika’da sürtdüm.
Çok yıllar önce. Dámad Ferid Paşa’nın ilk sadáreti sırası felan...
Orada Ergin adında bir Türk arkadaşım, Ergin’in de Justine adlı bir
sevgilisi vardı, Çifte Kumrular... Bir gün Ergin Justine’e okkalı
bir tokat atdı. Ben o ánı görmedim ama Justine’in, burnundan kanlar
akarak bana doğru koşduğunu ve arkasından da Ergin’in boş ve donuk
nazarlarla bakınarak yaklaşdığını fark etdim. Kız kollarımın arasına
ádetá yığılırken dehşetle irkilerek Türkçe seslenmişim:
‘Oğlum, bu ne kepázelik?’
Bakışları kadar donuk bir sesle cevab verdi:
‘Evet, onu resmen tokatladım. Ama dün olduğu gibi bugün de
hálá çok seviyorum.’
‘İyi ki seviyorsun. Ya bir de sevmesen acabá neler yapacakmışsın!’
Ben şimdi bu hikáyeyi neden anlatdım?
İnsan yaşlandıkça o an yaşadığı olaylar onu bir hamlede onyıllar
öncesine savuruyor sık sık. Bir komutanımız çete kurmakdan sanık
başka bázı sábık komutanlarımızı hapishánede resmen ziyáret ederek
hasret gidermiş. Bázı başka komutanlarımız ise bu ziyáretin
‘bütün Türk Silahlı Kuvvetleri adına’ yapıldığını
belirtmiş. Sonra ‘Dün olduğu gibi bugün de
adálete saygımız tamdır.’ şeklinde bir temînát vererek
ürkek yüreklerimize su serpmişler.
Ben de ansızın onyıllar öncesine savrulup gitdim. Yaşlılıkda oluyor
böyle haller. Bázı komutanlarımızın ‘post-modernite’
(modernlik sonrası) ile sorunları var benimse anlaşılan
‘pre-senilite’ (bunaklık öncesi) ile...
Yoksa kızın adı ‘Justine’ değil de
‘Justice’ miydi?
‘VAZGEÇİLMEZ TÜRKİYE’
4 Eylül tárihli ‘Le Figaro’nun başyazısı
bu serlevhayı taşıyor: ‘Indispensable Turquie’.
Keşke yerim olsaydı da bu metni sizlere kelimesi kelimesine
aktarabilseydim. Yazarı Pierre Rousselin dünki Şam Zirvesi
vesîlesiyle Türkiye’nin artık nasıl tekrar bütün Ortadoğu,
Balkanlar, Kafkasya ve Karadeniz bölgeleri için anahtar ülke
konumuna geldiğini uzun uzadıya ve misalleriyle anlatmaya başlarken
Perşembe günü Sûriye Başkenti’nde düzenlenen ve ayrıntılarını diğer
sütunlarda okuyabileceğiniz Zirve’yi şu ‘üç şáyán-ı dikkat
gelişme’nin kanıtı olarak karakterize ediyor:
Fransa’nın Ortadoğu’ya avdeti, Sûriye Rejimi’nin içinde bulunduğu
tecerrüdden çarpıcı tarzda sıyrılması ve Türkiye’nin merkezî konuma
gelmesi (la centralité turque) .
Yazarın kanaatince gerek AB ve gerekse ABD Ortadoğu’daki ve
Kafkasya’daki dramatik durumlardan ‘yarasız beresiz’
(indemne) kurtulabilmeyi istiyorsa bunun için behemehál Türkiye’ye
muhtacdır.
Le Figaro Başyazarı’nın bağlarken vardığı sonuç da ilginç. Diyor ki
Fransız ve Türk Háriciyeleri’nin yürütdükleri çok yanlı çalışmalar
bir eşgüdüme sokulursa hem daha verimli olur ve hem de Türkiye’nin
AB’ye tam üyeliği konusunda iki ülke arasında patlak veren krizin
aşılmasına yardım sağlar. Bu şans kaçırılmamalıdır.
Gazetenin başka bir köşesinde Cumhurbaşkanı Gül’ün Erivan ziyáreti
de ‘tárihî’ olarak niteleniyor ve gelişmenin arka
planı ayrıntılı şekilde anlatılıyor.
Bu ‘Le Figaro’ da amma ‘yalakalık’
etmiş haaa!
Bu yazıyı, AK Parti’nin her yapdığına sövüp saymayı muhálefet sanan
‘akl-ı áhirler’e itháf ediyorum.
‘Yiğidi öldür ama hakkını yeme!’ diye bir
atasözümüz olduğundan acabá haberleri var mı?
‘Yandaş’ Muharririnizden muhabbetle!!!
Yağmur Atsız
5
Eylül 2008
|
Notlar...
Notlar...
-Yağmur Atsız-
Dış politika doludizgin öylesine
üzerimize üzerimize geliyor ki iç politika geri plana düşdü. İyi
de oldu çünki öğürmekden bir hál olmuşdum. Biz zamánında bir
Çiller’e bir Yılmaz’a bile bana mısın demezken... Yaşlanıyoruz,
monşer... Onun için lütfen geliniz bir dış politik bir ufuk turu
yapalım, bir devr-i áfak, bir tour d’horizon:
|
Kedi
Gibi
-Yağmur Atsız-
Olayların tabiatı gereği
Kafkasya-Rusya-Batı problemlerine sıkça değiniyorum şu sıralar.
Gerekçem bu meselelerden belki en fazla etkilenecek ülkenin Türkiye
olması. Bu konuyla ilgili olarak aldığım okuyucu mesajlarından
azımsanamayacak bir bölümü ise beni irkiltiyor. Hattá içlerindeki
bázı ifádelerden tedehhüş ediyorum, yáni dehşete kapılıyorum. Özü
şu: ‘Ey Amerikan Yalakası, onlar Irak’da yapmadıkları
rezillik bırakmazken iyiydi, sesin çıkmıyordu da
şimdi Ruslar Gürcistan’a girince mi
telaşlanıyorsun?’ Türkiye’de ne kadar kolaylıkla
‘yalaka, uşak, satılmış vs.’ olunduğu ibretlikdir.
|
21.
Yüzyılı Anlamak
-Yağmur Atsız-
Fakat burada şunu da unutmamak gerekir
ki demokrasiler, dikta rejimleri tarafından baskına uğradıkları ilk
anlarda hantal ve şaşkın gibi görünseler bile uyanınca fená
uyanırlar. İkinci Dünyá Savaşı bunun en báriz örneklerinden biridir.
Çok kuvvetle muhtemeldir ki bu ‘başarı’ Rusya’nın
yanına kár kalmayacakdır. Sovyetler Birliği gibi bir silahlanma
yarışına girmesi için Rusya bütçesinin yüzde 40’ını askerî
harcamalara ayırmak zorundadır ki SSCB záten bu yüzden batmışdır.
Gürcistan Harekátı’nın ikinci günü Moskova Borsası’nın zararı on bir
milyar dolardır!!! İkincisi bu olay Kremlin’in gerçek çehresini
göstermesi bakımından da bir ‘şok terapi’ etkisi
uyandırmışdır. Bunu Bayan Merkel ve Bay Sarkozy’nin bile kavramış
olduğu izlenimi yaygındır.
|
| |

Yağmur Atsız
4 Kasım 1939 tarihinde İstanbul’da doğdu. Almanya’da Bonn
Üniversitesi’nde Siyasal Bilgiler, Şarkıyat ve Devletler Genel
Hukuku öğrenimi gördü. Öğrencilik yıllarında radyoculuğa, daha
ileriki yıllarda televizyonculuk ve gazeteciliğe başladı. Daha
sonra Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde köşe yazıları, araştırma ve
incelemeleri yayınlandı. Bir Alman televizyonunda da program
sorumlusu ve yayıncı olarak çalışmaktadır. “Günlerimiz” ve
“Unutkan Şehir” adlı iki şehir kitabı bulunmaktadır.
Şu anda Star Gazetesi yazarıdır.
|
|
 |
Dünyada Neler Oluyor |

|
Ortadoğu Politikası
İtiraf edeyim ki Türkiye'nin bir Ortadoğu politikası olup
olmadığını ben anlayabilmiş değilim. Daha uzakça bölgeler
şöyle dursun Irak, İsrail, Filistin, Suriye ve Lübnan
politikalarımız nedir yahut nelerdir kestiremiyorum.
"Yok" demeye dilim ve kalemim varmıyor. Bir Türk vatandaşı
sıfatıyla ağırıma gidiyor ama çok istekli olmama rağmen
öğrenemedim.
|
|
 |
Türk Dünyası |

|
Muhammed Salih
Muhammed Salih gibi demokrasiye inanmış dürüst Özbek
Türkleri'nin yeşertmeğe gayret etdiği narin demokrasi fidanı
daha ekilirken hoyratça sökülüp atıldı. Muhammed Salih
canını Türkiye'ye dar atdı ama Kanlı Diktatör İslam
Kerimof'un önünde dize gelmekden hiç fütur duymayan
"Demokrasi Havarimiz" Bülent Ecevit kendisini Norveç'e
sürdü. Ve hatta o pek hayran olduğu İskandinavya'ya, hasret
gidermek üzere, yapdığı resmi gezide oteline kabul edip bir
elini sıkmakdan bile korkdu.
|
|
 |
Arayış |

|
Türkiye'nin Gücü
Güney Kıbrıs daha ilk turda son kozunu (VETO TEHDİ) oynadı,
Türkiye resti gördü ve Güney Kıbrıs tornistan etdi. Hidayete
erdiği için değil, Yunanistan bile el altından Rumlar'a
uyarıda bulunduğu için. Çünki Türkiye'nin en azılı
aleyhdarları dahi bu çapda ve kendi genellikle farkında
olmasa bile bu kapasitede bir ülkeyi aşırı derecede tahrik
etmenin ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini
biliyor. Ferdlerin hayatında olduğu gibi enternasyonal
münasebetlerde de bir devletin ağırlığı, başka devletlere
verebileceği zararla doğru orantılıdır. İşte kötüye kullanıp
da çar-çur etmezse Türkiye'nin avantajı da bu. Türkiye
mecbur kalırsa -kendi de adamakıllı mutazarrır olmak
kaydıyla- başkalarına zarar verme imkânları yüksek bir
devlet.
|
|
|