Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

26 Ağustos 2008

Mustafa Kemal

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Dünya

 

 

 


"Yalaka" Le Figaro


-Yağmur Atsız-


Vaktiyle bir süre Belçika’da sürtdüm. Çok yıllar önce. Dámad Ferid Paşa’nın ilk sadáreti sırası felan... Orada Ergin adında bir Türk arkadaşım, Ergin’in de Justine adlı bir sevgilisi vardı, Çifte Kumrular... Bir gün Ergin Justine’e okkalı bir tokat atdı. Ben o ánı görmedim ama Justine’in, burnundan kanlar akarak bana doğru koşduğunu ve arkasından da Ergin’in boş ve donuk nazarlarla bakınarak yaklaşdığını fark etdim. Kız kollarımın arasına ádetá yığılırken dehşetle irkilerek Türkçe seslenmişim:

‘Oğlum, bu ne kepázelik?’

Bakışları kadar donuk bir sesle cevab verdi:

‘Evet, onu resmen tokatladım. Ama dün olduğu gibi bugün de hálá çok seviyorum.’

‘İyi ki seviyorsun. Ya bir de sevmesen acabá neler yapacakmışsın!’

Ben şimdi bu hikáyeyi neden anlatdım?

İnsan yaşlandıkça o an yaşadığı olaylar onu bir hamlede onyıllar öncesine savuruyor sık sık. Bir komutanımız çete kurmakdan sanık başka bázı sábık komutanlarımızı hapishánede resmen ziyáret ederek hasret gidermiş. Bázı başka komutanlarımız ise bu ziyáretin ‘bütün Türk Silahlı Kuvvetleri adına’ yapıldığını belirtmiş. Sonra ‘Dün olduğu gibi bugün de adálete saygımız tamdır.’ şeklinde bir temînát vererek ürkek yüreklerimize su serpmişler.

Ben de ansızın onyıllar öncesine savrulup gitdim. Yaşlılıkda oluyor böyle haller. Bázı komutanlarımızın ‘post-modernite’ (modernlik sonrası) ile sorunları var benimse anlaşılan ‘pre-senilite’ (bunaklık öncesi) ile...

Yoksa kızın adı ‘Justine’ değil de ‘Justice’ miydi?

‘VAZGEÇİLMEZ TÜRKİYE’

4 Eylül tárihli ‘Le Figaro’nun başyazısı bu serlevhayı taşıyor: ‘Indispensable Turquie’. Keşke yerim olsaydı da bu metni sizlere kelimesi kelimesine aktarabilseydim. Yazarı Pierre Rousselin dünki Şam Zirvesi vesîlesiyle Türkiye’nin artık nasıl tekrar bütün Ortadoğu, Balkanlar, Kafkasya ve Karadeniz bölgeleri için anahtar ülke konumuna geldiğini uzun uzadıya ve misalleriyle anlatmaya başlarken Perşembe günü Sûriye Başkenti’nde düzenlenen ve ayrıntılarını diğer sütunlarda okuyabileceğiniz Zirve’yi şu ‘üç şáyán-ı dikkat gelişme’nin kanıtı olarak karakterize ediyor:

Fransa’nın Ortadoğu’ya avdeti, Sûriye Rejimi’nin içinde bulunduğu tecerrüdden çarpıcı tarzda sıyrılması ve Türkiye’nin merkezî konuma gelmesi (la centralité turque) .

Yazarın kanaatince gerek AB ve gerekse ABD Ortadoğu’daki ve Kafkasya’daki dramatik durumlardan ‘yarasız beresiz’ (indemne) kurtulabilmeyi istiyorsa bunun için behemehál Türkiye’ye muhtacdır.

Le Figaro Başyazarı’nın bağlarken vardığı sonuç da ilginç. Diyor ki Fransız ve Türk Háriciyeleri’nin yürütdükleri çok yanlı çalışmalar bir eşgüdüme sokulursa hem daha verimli olur ve hem de Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği konusunda iki ülke arasında patlak veren krizin aşılmasına yardım sağlar. Bu şans kaçırılmamalıdır.

Gazetenin başka bir köşesinde Cumhurbaşkanı Gül’ün Erivan ziyáreti de ‘tárihî’ olarak niteleniyor ve gelişmenin arka planı ayrıntılı şekilde anlatılıyor.

Bu ‘Le Figaro’ da amma ‘yalakalık’ etmiş haaa!

Bu yazıyı, AK Parti’nin her yapdığına sövüp saymayı muhálefet sanan ‘akl-ı áhirler’e itháf ediyorum.

‘Yiğidi öldür ama hakkını yeme!’ diye bir atasözümüz olduğundan acabá haberleri var mı?

‘Yandaş’ Muharririnizden muhabbetle!!!

 

 

Yağmur Atsız

5 Eylül 2008



Notlar... Notlar... -Yağmur Atsız-


Dış politika doludizgin öylesine üzerimize üzerimize geliyor ki iç politika geri plana düşdü. İyi de oldu çünki öğürmekden bir hál olmuşdum. Biz zamánında bir Çiller’e bir Yılmaz’a bile bana mısın demezken... Yaşlanıyoruz, monşer... Onun için lütfen geliniz bir dış politik bir ufuk turu yapalım, bir devr-i áfak, bir tour d’horizon:



Kedi Gibi -Yağmur Atsız-


Olayların tabiatı gereği Kafkasya-Rusya-Batı problemlerine sıkça değiniyorum şu sıralar. Gerekçem bu meselelerden belki en fazla etkilenecek ülkenin Türkiye olması. Bu konuyla ilgili olarak aldığım okuyucu mesajlarından azımsanamayacak bir bölümü ise beni irkiltiyor. Hattá içlerindeki bázı ifádelerden tedehhüş ediyorum, yáni dehşete kapılıyorum. Özü şu: ‘Ey Amerikan Yalakası, onlar Irak’da yapmadıkları rezillik bırakmazken iyiydi, sesin çıkmıyordu da şimdi Ruslar Gürcistan’a girince mi telaşlanıyorsun?’ Türkiye’de ne kadar kolaylıkla ‘yalaka, uşak, satılmış vs.’ olunduğu ibretlikdir.



21. Yüzyılı Anlamak -Yağmur Atsız-


Fakat burada şunu da unutmamak gerekir ki demokrasiler, dikta rejimleri tarafından baskına uğradıkları ilk anlarda hantal ve şaşkın gibi görünseler bile uyanınca fená uyanırlar. İkinci Dünyá Savaşı bunun en báriz örneklerinden biridir. Çok kuvvetle muhtemeldir ki bu ‘başarı’ Rusya’nın yanına kár kalmayacakdır. Sovyetler Birliği gibi bir silahlanma yarışına girmesi için Rusya bütçesinin yüzde 40’ını askerî harcamalara ayırmak zorundadır ki SSCB záten bu yüzden batmışdır. Gürcistan Harekátı’nın ikinci günü Moskova Borsası’nın zararı on bir milyar dolardır!!! İkincisi bu olay Kremlin’in gerçek çehresini göstermesi bakımından da bir ‘şok terapi’ etkisi uyandırmışdır. Bunu Bayan Merkel ve Bay Sarkozy’nin bile kavramış olduğu izlenimi yaygındır.


 

Yağmur Atsız


4 Kasım 1939 tarihinde İstanbul’da doğdu. Almanya’da Bonn Üniversitesi’nde Siyasal Bilgiler, Şarkıyat ve Devletler Genel Hukuku öğrenimi gördü. Öğrencilik yıllarında radyoculuğa, daha ileriki yıllarda televizyonculuk ve gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde köşe yazıları, araştırma ve incelemeleri yayınlandı. Bir Alman televizyonunda da program sorumlusu ve yayıncı olarak çalışmaktadır. “Günlerimiz” ve “Unutkan Şehir” adlı iki şehir kitabı bulunmaktadır.

 

Şu anda Star Gazetesi yazarıdır.


 Dünyada Neler Oluyor



Ortadoğu Politikası


İtiraf edeyim ki Türkiye'nin bir Ortadoğu politikası olup olmadığını ben anlayabilmiş değilim. Daha uzakça bölgeler şöyle dursun Irak, İsrail, Filistin, Suriye ve Lübnan politikalarımız nedir yahut nelerdir kestiremiyorum.

 

"Yok" demeye dilim ve kalemim varmıyor. Bir Türk vatandaşı sıfatıyla ağırıma gidiyor ama çok istekli olmama rağmen öğrenemedim.


 Türk Dünyası



Muhammed Salih


Muhammed Salih gibi demokrasiye inanmış dürüst Özbek Türkleri'nin yeşertmeğe gayret etdiği narin demokrasi fidanı daha ekilirken hoyratça sökülüp atıldı. Muhammed Salih canını Türkiye'ye dar atdı ama Kanlı Diktatör İslam Kerimof'un önünde dize gelmekden hiç fütur duymayan "Demokrasi Havarimiz" Bülent Ecevit kendisini Norveç'e sürdü. Ve hatta o pek hayran olduğu İskandinavya'ya, hasret gidermek üzere, yapdığı resmi gezide oteline kabul edip bir elini sıkmakdan bile korkdu.


 Arayış



Türkiye'nin Gücü


Güney Kıbrıs daha ilk turda son kozunu (VETO TEHDİ) oynadı, Türkiye resti gördü ve Güney Kıbrıs tornistan etdi. Hidayete erdiği için değil, Yunanistan bile el altından Rumlar'a uyarıda bulunduğu için. Çünki Türkiye'nin en azılı aleyhdarları dahi bu çapda ve kendi genellikle farkında olmasa bile bu kapasitede bir ülkeyi aşırı derecede tahrik etmenin ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini biliyor. Ferdlerin hayatında olduğu gibi enternasyonal münasebetlerde de bir devletin ağırlığı, başka devletlere verebileceği zararla doğru orantılıdır. İşte kötüye kullanıp da çar-çur etmezse Türkiye'nin avantajı da bu. Türkiye mecbur kalırsa -kendi de adamakıllı mutazarrır olmak kaydıyla- başkalarına zarar verme imkânları yüksek bir devlet.