Yazar |

Yağmur Atsız |
 | |
Kişisel Web |
Ekim 1910, Yusuf Akçura
-----------------------
"...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki
kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün
ehalisidir..."
-----------------------
Sırat-ı Mustakim Dergisi |
 | |
 |
Maksim Gorki
-----------------------
"Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye
başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için
sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."
-----------------------
Ekmeğimi Kazanırkeni | | |
|

Notlar...
Notlar...
-Yağmur Atsız-
Dış politika doludizgin öylesine
üzerimize üzerimize geliyor ki iç politika geri plana düşdü. İyi de
oldu çünki öğürmekden bir hál olmuşdum. Biz zamánında bir Çiller’e
bir Yılmaz’a bile bana mısın demezken... Yaşlanıyoruz, monşer...
Onun için lütfen geliniz bir dış politik bir ufuk turu yapalım, bir
devr-i áfak, bir tour d’horizon:
PAZARTESİ, KÜKREYEN FÁRE - Evvelki gün Brüksel’de
AB sert konuşdu ama sert hareketden kaçındı. Rusya’ya yaptırım
uygulanmayacak, zîrá elde böyle bir koz yok. Demokrasiler hayátî
kararlar alırken hantal olurlar ama mekanizma bir kere işlemeğe
başladı mı dikta rejimlerini sudan çıkmış balığa çevirmekde
máhirdirler. 1 Eylül netámeli bir tárih. 1 Eylül 1939’da İkinci
Dünyá Savaşı başlamışdı. 1 Eylül 2008 ise Putin Rusyası için
‘Sonun Başlangıcı’ olarak kayda geçecek. Türkiye bakımından
ise bunun anlamı, ‘Enerji Koridoru’ olarak öneminin
bir kat daha artacak olması.
SALI, BOĞAZİÇİ’NDE SATRANÇ - Rus Dışişleri Bakanı
Sergey Lavrof’un Istanbul’da Türk Muádili Babacan’la görüşmesi daha
ziyáde bir kimin nereye kadar gidebileceğini tesbît manevrası.
Zannımca Sayın Lavrof Türkiye siner mi bunu yoklayacak. Lákin Türk
Háriciyesi, son yıllarda bizzat oyun kurma yeteneğini yitirdiyse ve
ancak yeni yeni toparlanıyorsa bile ‘oyun bozma’
konusunda hüner sáhibidir. Ankara, içinde barınan birtakım
ipsiz-sapsız ve de çapsızlara rağmen yerinin ve yönünün Batı
olduğunu hiç unutmaz!
ÇARŞAMBA, ‘SELÁM, RUMELİ’ - Bugün Bosna-Hersek
Cumhurbaşkanlığı Konseyi Başkanı Haris Zilayciç ve iki Konsey üyesi
Ankara’ya geliyor. Türkiye’nin bir Balkan devleti olarak Şimálî
Rumeli’ndeki en sağlam dayanaklarından biri Bosna-Hersek’dir ve özel
tárihî bağlarımız Türkiye’nin de hem politik hem kültürel ve hem de
ekonomik bakımdan bu ülkeye dayanak olmasını gerektirir. Bosna-Hersek’in
Türkiye’den önce AB üyesi olması ihtimáli, bağların daha da sıkı
olması için ek bir sebebdir.
PERŞEMBE, ŞÁM-I ŞERëF - Sûriye Devlet Başkanı
Beşşar Esad, Arab Birliği Örgütü Dönem Başkanı sıfatıyla yarın bir
dörtlü zirveye ev sáhibliği yapacak. Başbakan R.T. Erdoğan da
dávetli. Öbür konuklar, Körfez İşbirliği Konseyi Dönem Başkanı Katar
Emîri Şeyh Hámid bin Halîfe el Tánî ile ‘Yetenekli TV
Yıldızı’ ve ‘Carla’nın Beyi’ Bay Nicolas
Sarkozy ki boş zamanlarında Fransa Devlet Başkanlığı da yapar. Bay
Sarkozy Şam’a gerçi AB Dönem Başkanı sıfatıyla gidiyor ama Berlin ve
Londra gibi başkentlerde daha ziyáde Fransa’ya ‘Levante’
adı verilen bu Sûriye-Lübnan-Filistin Bölgesi’nde etkinlik
kazandırma amacı gütdüğü kanaati hákim. Bu bakımdan Sayın Esad’ın bu
zirveye ille Türkiye’nin de katılması yolundaki ısrárı mánîdardır.
Biz bu ülkelerde 11. Yy.’dan beri varız. Fransa’nın mevcûdiyeti ise
1918-1946 arası topu topu 28 yıldır.
CUMÁ, SUR LE PONT D’AVIGNON - Bu bir çocuk
şarkısıdır. ‘Avignon (Avinyon) Köprüsü
üzerinde’ diye başlayan. Önümüzdeki mübárek Cumá Günü AB
Dışişleri Bakanları bu Doğu Fransa Şehri’nde toplanıyor. Üye olmasa
bile Türk Dışişleri Bakanı’nın da oraya dáveti önemlidir. Balkanlar,
Kafkasya, Ortadoğu, Doğu Akdeniz ve Karadeniz havzalarında Türkiye
olmaksızın işlerin, yürüse bile ancak ağır aksak yürüyeceğini Bázı
Avrupa başkentlerindeki vurdumduymazlar da idráke başladı. Darısı
Ankara’daki bázı vurdumduymazların başına!
CUMARTESİ, REVAN SEFERİ - Ben Türkiye ile
Ermenistan arasındaki ağır ve vahîm problemlerin, iki taraf için de
sîneye çekilebilir tarzda çözümlenmesini bütün kalbiyle
arzûlayanlardan biriyim. Fakat bu yapılırken Ázerbaycan’ın
incinmemesi ve zarar görmemesine de hayátî önem atfederim. Biz
Türkiye olarak tek başımıza Diaspora Azgınlarıyla da Ermenistan
içindeki azılı milliyetçilerle de baş edebiliriz. Ama biz ipin ucunu
bırakırsak Ázerbaycan’ın tek başına Karabağ Problemini halletmesi
çok, ama çok zordur. Türk Háriciyesi herhalde bu husûsu enine boyuna
hesablamadan Sayın Cumhurbaşkanı’nı Erivan’a yolcu etmez.
Yağmur Atsız
3 Eylül
2008
|
Kedi
Gibi
-Yağmur Atsız-
Olayların tabiatı gereği
Kafkasya-Rusya-Batı problemlerine sıkça değiniyorum şu sıralar.
Gerekçem bu meselelerden belki en fazla etkilenecek ülkenin Türkiye
olması. Bu konuyla ilgili olarak aldığım okuyucu mesajlarından
azımsanamayacak bir bölümü ise beni irkiltiyor. Hattá içlerindeki
bázı ifádelerden tedehhüş ediyorum, yáni dehşete kapılıyorum. Özü
şu: ‘Ey Amerikan Yalakası, onlar Irak’da yapmadıkları
rezillik bırakmazken iyiydi, sesin çıkmıyordu da
şimdi Ruslar Gürcistan’a girince mi
telaşlanıyorsun?’ Türkiye’de ne kadar kolaylıkla
‘yalaka, uşak, satılmış vs.’ olunduğu ibretlikdir.
|
21.
Yüzyılı Anlamak
-Yağmur Atsız-
Fakat burada şunu da unutmamak gerekir
ki demokrasiler, dikta rejimleri tarafından baskına uğradıkları ilk
anlarda hantal ve şaşkın gibi görünseler bile uyanınca fená
uyanırlar. İkinci Dünyá Savaşı bunun en báriz örneklerinden biridir.
Çok kuvvetle muhtemeldir ki bu ‘başarı’ Rusya’nın
yanına kár kalmayacakdır. Sovyetler Birliği gibi bir silahlanma
yarışına girmesi için Rusya bütçesinin yüzde 40’ını askerî
harcamalara ayırmak zorundadır ki SSCB záten bu yüzden batmışdır.
Gürcistan Harekátı’nın ikinci günü Moskova Borsası’nın zararı on bir
milyar dolardır!!! İkincisi bu olay Kremlin’in gerçek çehresini
göstermesi bakımından da bir ‘şok terapi’ etkisi
uyandırmışdır. Bunu Bayan Merkel ve Bay Sarkozy’nin bile kavramış
olduğu izlenimi yaygındır.
|
Dördüncü
Cumhuriyet
-Yağmur Atsız-
Eğer bütün belirtiler yanıltıcı değilse
Türkiye yeni bir cumhûriyetin eşiğinde. Dördüncü Cumhûriyet!
Şöyle îzáh edeyim: Cumhûriyet rejimleri anayasalarıyla
kaaimdirler. Rejime temel teşkîl eden anayasa yürürlükden kalkarsa o
cumhûriyet de sona erer. Yerine başka bir rejim gelir. Bu kıstása
göre Osmanlı İmparatorluğu sona erdikden sonra Türkiye’de üç
cumhûriyet teşekkül etmişdir. BİRİNCİ CUMHÛRİYET: 20 Ocak 1921-27
Mayıs 1960 arasıdır.
|
| |

Yağmur Atsız
4 Kasım 1939 tarihinde İstanbul’da doğdu. Almanya’da Bonn
Üniversitesi’nde Siyasal Bilgiler, Şarkıyat ve Devletler Genel
Hukuku öğrenimi gördü. Öğrencilik yıllarında radyoculuğa, daha
ileriki yıllarda televizyonculuk ve gazeteciliğe başladı. Daha
sonra Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde köşe yazıları, araştırma ve
incelemeleri yayınlandı. Bir Alman televizyonunda da program
sorumlusu ve yayıncı olarak çalışmaktadır. “Günlerimiz” ve
“Unutkan Şehir” adlı iki şehir kitabı bulunmaktadır.
Şu anda Star Gazetesi yazarıdır.
|
|
 |
Dünyada Neler Oluyor |

|
Ortadoğu Politikası
İtiraf edeyim ki Türkiye'nin bir Ortadoğu politikası olup
olmadığını ben anlayabilmiş değilim. Daha uzakça bölgeler
şöyle dursun Irak, İsrail, Filistin, Suriye ve Lübnan
politikalarımız nedir yahut nelerdir kestiremiyorum.
"Yok" demeye dilim ve kalemim varmıyor. Bir Türk vatandaşı
sıfatıyla ağırıma gidiyor ama çok istekli olmama rağmen
öğrenemedim.
|
|
 |
Türk Dünyası |

|
Muhammed Salih
Muhammed Salih gibi demokrasiye inanmış dürüst Özbek
Türkleri'nin yeşertmeğe gayret etdiği narin demokrasi fidanı
daha ekilirken hoyratça sökülüp atıldı. Muhammed Salih
canını Türkiye'ye dar atdı ama Kanlı Diktatör İslam
Kerimof'un önünde dize gelmekden hiç fütur duymayan
"Demokrasi Havarimiz" Bülent Ecevit kendisini Norveç'e
sürdü. Ve hatta o pek hayran olduğu İskandinavya'ya, hasret
gidermek üzere, yapdığı resmi gezide oteline kabul edip bir
elini sıkmakdan bile korkdu.
|
|
 |
Arayış |

|
Türkiye'nin Gücü
Güney Kıbrıs daha ilk turda son kozunu (VETO TEHDİ) oynadı,
Türkiye resti gördü ve Güney Kıbrıs tornistan etdi. Hidayete
erdiği için değil, Yunanistan bile el altından Rumlar'a
uyarıda bulunduğu için. Çünki Türkiye'nin en azılı
aleyhdarları dahi bu çapda ve kendi genellikle farkında
olmasa bile bu kapasitede bir ülkeyi aşırı derecede tahrik
etmenin ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini
biliyor. Ferdlerin hayatında olduğu gibi enternasyonal
münasebetlerde de bir devletin ağırlığı, başka devletlere
verebileceği zararla doğru orantılıdır. İşte kötüye kullanıp
da çar-çur etmezse Türkiye'nin avantajı da bu. Türkiye
mecbur kalırsa -kendi de adamakıllı mutazarrır olmak
kaydıyla- başkalarına zarar verme imkânları yüksek bir
devlet.
|
|
|