Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

3 Eylül 2008

Mustafa Kemal

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Dünya

 

 

 


Notlar... Notlar...


-Yağmur Atsız-


Dış politika doludizgin öylesine üzerimize üzerimize geliyor ki iç politika geri plana düşdü. İyi de oldu çünki öğürmekden bir hál olmuşdum. Biz zamánında bir Çiller’e bir Yılmaz’a bile bana mısın demezken... Yaşlanıyoruz, monşer...

Onun için lütfen geliniz bir dış politik bir ufuk turu yapalım, bir devr-i áfak, bir tour d’horizon:

PAZARTESİ, KÜKREYEN FÁRE - Evvelki gün Brüksel’de AB sert konuşdu ama sert hareketden kaçındı. Rusya’ya yaptırım uygulanmayacak, zîrá elde böyle bir koz yok. Demokrasiler hayátî kararlar alırken hantal olurlar ama mekanizma bir kere işlemeğe başladı mı dikta rejimlerini sudan çıkmış balığa çevirmekde máhirdirler. 1 Eylül netámeli bir tárih. 1 Eylül 1939’da İkinci Dünyá Savaşı başlamışdı. 1 Eylül 2008 ise Putin Rusyası için ‘Sonun Başlangıcı’ olarak kayda geçecek. Türkiye bakımından ise bunun anlamı, ‘Enerji Koridoru’ olarak öneminin bir kat daha artacak olması.

SALI, BOĞAZİÇİ’NDE SATRANÇ - Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrof’un Istanbul’da Türk Muádili Babacan’la görüşmesi daha ziyáde bir kimin nereye kadar gidebileceğini tesbît manevrası. Zannımca Sayın Lavrof Türkiye siner mi bunu yoklayacak. Lákin Türk Háriciyesi, son yıllarda bizzat oyun kurma yeteneğini yitirdiyse ve ancak yeni yeni toparlanıyorsa bile ‘oyun bozma’ konusunda hüner sáhibidir. Ankara, içinde barınan birtakım ipsiz-sapsız ve de çapsızlara rağmen yerinin ve yönünün Batı olduğunu hiç unutmaz!

ÇARŞAMBA, ‘SELÁM, RUMELİ’ - Bugün Bosna-Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi Başkanı Haris Zilayciç ve iki Konsey üyesi Ankara’ya geliyor. Türkiye’nin bir Balkan devleti olarak Şimálî Rumeli’ndeki en sağlam dayanaklarından biri Bosna-Hersek’dir ve özel tárihî bağlarımız Türkiye’nin de hem politik hem kültürel ve hem de ekonomik bakımdan bu ülkeye dayanak olmasını gerektirir. Bosna-Hersek’in Türkiye’den önce AB üyesi olması ihtimáli, bağların daha da sıkı olması için ek bir sebebdir.

PERŞEMBE, ŞÁM-I ŞERëF - Sûriye Devlet Başkanı Beşşar Esad, Arab Birliği Örgütü Dönem Başkanı sıfatıyla yarın bir dörtlü zirveye ev sáhibliği yapacak. Başbakan R.T. Erdoğan da dávetli. Öbür konuklar, Körfez İşbirliği Konseyi Dönem Başkanı Katar Emîri Şeyh Hámid bin Halîfe el Tánî ile ‘Yetenekli TV Yıldızı’ ve ‘Carla’nın Beyi’ Bay Nicolas Sarkozy ki boş zamanlarında Fransa Devlet Başkanlığı da yapar. Bay Sarkozy Şam’a gerçi AB Dönem Başkanı sıfatıyla gidiyor ama Berlin ve Londra gibi başkentlerde daha ziyáde Fransa’ya ‘Levante’ adı verilen bu Sûriye-Lübnan-Filistin Bölgesi’nde etkinlik kazandırma amacı gütdüğü kanaati hákim. Bu bakımdan Sayın Esad’ın bu zirveye ille Türkiye’nin de katılması yolundaki ısrárı mánîdardır. Biz bu ülkelerde 11. Yy.’dan beri varız. Fransa’nın mevcûdiyeti ise 1918-1946 arası topu topu 28 yıldır.

CUMÁ, SUR LE PONT D’AVIGNON - Bu bir çocuk şarkısıdır. ‘Avignon (Avinyon) Köprüsü üzerinde’ diye başlayan. Önümüzdeki mübárek Cumá Günü AB Dışişleri Bakanları bu Doğu Fransa Şehri’nde toplanıyor. Üye olmasa bile Türk Dışişleri Bakanı’nın da oraya dáveti önemlidir. Balkanlar, Kafkasya, Ortadoğu, Doğu Akdeniz ve Karadeniz havzalarında Türkiye olmaksızın işlerin, yürüse bile ancak ağır aksak yürüyeceğini Bázı Avrupa başkentlerindeki vurdumduymazlar da idráke başladı. Darısı Ankara’daki bázı vurdumduymazların başına!

CUMARTESİ, REVAN SEFERİ - Ben Türkiye ile Ermenistan arasındaki ağır ve vahîm problemlerin, iki taraf için de sîneye çekilebilir tarzda çözümlenmesini bütün kalbiyle arzûlayanlardan biriyim. Fakat bu yapılırken Ázerbaycan’ın incinmemesi ve zarar görmemesine de hayátî önem atfederim. Biz Türkiye olarak tek başımıza Diaspora Azgınlarıyla da Ermenistan içindeki azılı milliyetçilerle de baş edebiliriz. Ama biz ipin ucunu bırakırsak Ázerbaycan’ın tek başına Karabağ Problemini halletmesi çok, ama çok zordur. Türk Háriciyesi herhalde bu husûsu enine boyuna hesablamadan Sayın Cumhurbaşkanı’nı Erivan’a yolcu etmez.

 

 

Yağmur Atsız

3 Eylül 2008



Kedi Gibi -Yağmur Atsız-


Olayların tabiatı gereği Kafkasya-Rusya-Batı problemlerine sıkça değiniyorum şu sıralar. Gerekçem bu meselelerden belki en fazla etkilenecek ülkenin Türkiye olması. Bu konuyla ilgili olarak aldığım okuyucu mesajlarından azımsanamayacak bir bölümü ise beni irkiltiyor. Hattá içlerindeki bázı ifádelerden tedehhüş ediyorum, yáni dehşete kapılıyorum. Özü şu: ‘Ey Amerikan Yalakası, onlar Irak’da yapmadıkları rezillik bırakmazken iyiydi, sesin çıkmıyordu da şimdi Ruslar Gürcistan’a girince mi telaşlanıyorsun?’ Türkiye’de ne kadar kolaylıkla ‘yalaka, uşak, satılmış vs.’ olunduğu ibretlikdir.



21. Yüzyılı Anlamak -Yağmur Atsız-


Fakat burada şunu da unutmamak gerekir ki demokrasiler, dikta rejimleri tarafından baskına uğradıkları ilk anlarda hantal ve şaşkın gibi görünseler bile uyanınca fená uyanırlar. İkinci Dünyá Savaşı bunun en báriz örneklerinden biridir. Çok kuvvetle muhtemeldir ki bu ‘başarı’ Rusya’nın yanına kár kalmayacakdır. Sovyetler Birliği gibi bir silahlanma yarışına girmesi için Rusya bütçesinin yüzde 40’ını askerî harcamalara ayırmak zorundadır ki SSCB záten bu yüzden batmışdır. Gürcistan Harekátı’nın ikinci günü Moskova Borsası’nın zararı on bir milyar dolardır!!! İkincisi bu olay Kremlin’in gerçek çehresini göstermesi bakımından da bir ‘şok terapi’ etkisi uyandırmışdır. Bunu Bayan Merkel ve Bay Sarkozy’nin bile kavramış olduğu izlenimi yaygındır.



Dördüncü Cumhuriyet -Yağmur Atsız-


Eğer bütün belirtiler yanıltıcı değilse Türkiye yeni bir cumhûriyetin eşiğinde. Dördüncü Cumhûriyet!  Şöyle îzáh edeyim:  Cumhûriyet rejimleri anayasalarıyla kaaimdirler. Rejime temel teşkîl eden anayasa yürürlükden kalkarsa o cumhûriyet de sona erer. Yerine başka bir rejim gelir. Bu kıstása göre Osmanlı İmparatorluğu sona erdikden sonra Türkiye’de üç cumhûriyet teşekkül etmişdir. BİRİNCİ CUMHÛRİYET: 20 Ocak 1921-27 Mayıs 1960 arasıdır.


 

Yağmur Atsız


4 Kasım 1939 tarihinde İstanbul’da doğdu. Almanya’da Bonn Üniversitesi’nde Siyasal Bilgiler, Şarkıyat ve Devletler Genel Hukuku öğrenimi gördü. Öğrencilik yıllarında radyoculuğa, daha ileriki yıllarda televizyonculuk ve gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde köşe yazıları, araştırma ve incelemeleri yayınlandı. Bir Alman televizyonunda da program sorumlusu ve yayıncı olarak çalışmaktadır. “Günlerimiz” ve “Unutkan Şehir” adlı iki şehir kitabı bulunmaktadır.

 

Şu anda Star Gazetesi yazarıdır.


 Dünyada Neler Oluyor



Ortadoğu Politikası


İtiraf edeyim ki Türkiye'nin bir Ortadoğu politikası olup olmadığını ben anlayabilmiş değilim. Daha uzakça bölgeler şöyle dursun Irak, İsrail, Filistin, Suriye ve Lübnan politikalarımız nedir yahut nelerdir kestiremiyorum.

 

"Yok" demeye dilim ve kalemim varmıyor. Bir Türk vatandaşı sıfatıyla ağırıma gidiyor ama çok istekli olmama rağmen öğrenemedim.


 Türk Dünyası



Muhammed Salih


Muhammed Salih gibi demokrasiye inanmış dürüst Özbek Türkleri'nin yeşertmeğe gayret etdiği narin demokrasi fidanı daha ekilirken hoyratça sökülüp atıldı. Muhammed Salih canını Türkiye'ye dar atdı ama Kanlı Diktatör İslam Kerimof'un önünde dize gelmekden hiç fütur duymayan "Demokrasi Havarimiz" Bülent Ecevit kendisini Norveç'e sürdü. Ve hatta o pek hayran olduğu İskandinavya'ya, hasret gidermek üzere, yapdığı resmi gezide oteline kabul edip bir elini sıkmakdan bile korkdu.


 Arayış



Türkiye'nin Gücü


Güney Kıbrıs daha ilk turda son kozunu (VETO TEHDİ) oynadı, Türkiye resti gördü ve Güney Kıbrıs tornistan etdi. Hidayete erdiği için değil, Yunanistan bile el altından Rumlar'a uyarıda bulunduğu için. Çünki Türkiye'nin en azılı aleyhdarları dahi bu çapda ve kendi genellikle farkında olmasa bile bu kapasitede bir ülkeyi aşırı derecede tahrik etmenin ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini biliyor. Ferdlerin hayatında olduğu gibi enternasyonal münasebetlerde de bir devletin ağırlığı, başka devletlere verebileceği zararla doğru orantılıdır. İşte kötüye kullanıp da çar-çur etmezse Türkiye'nin avantajı da bu. Türkiye mecbur kalırsa -kendi de adamakıllı mutazarrır olmak kaydıyla- başkalarına zarar verme imkânları yüksek bir devlet.