Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

19 Ağustos 2008

Mustafa Kemal

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Dünya

 

 

 


Hâramîler Hangi Dağı Bastı?


-Yağmur Atsız-


Papa III. Julius (1487-1555) iki bakımdan meşhurdur: Biri adam kayırmacılığı (nepotizm) ki bu konuda tam bir üstaddı. Ne kadar akrabá ve taallûkátı varsa hepsine birer kardinallik uydurmuşdur. Şöhretinin ikinci ayağı ise 1553 Yılı’nda bütün İbránice kitabları yaktırması olmuşdur. İnsanlık kültürünü eşi bulunmaz pek çok nadîde eserden ‘kurtarmak’(!) her babayiğidin harcı değildir. Ama bence en az bunlar kadar önemli bir başka eseri de Bologna (Bolonya) Konsili sırası yakınlarına söylediği bir sözdür:

‘Dünyánın ne kadar az akılla idáre edildiğini bilseniz aklınız durur.’

Bir haftadır durup durup hep bu cümle tırmalıyor zihnimi.

Konu kıtlığından değil, meselenin hayátî öneminden ötürü bugün yine Kafkasya, kusûra bakmayın! Gelecek yazıya sizleri neş’eye boğacak, kahkahalarla güldürecek bir başka konu işleyeceğim, söz! Meselá kurulacak yeni bir ‘sol’ parti yáhut CHP’nin ‘yeni’ programı filan gibi... Ama bugün bir kere daha Kafkasya’dan bahsetmek istiyorum.

Cumá günü Almanya Şansölyesi (Başbakanı) Bayan Angela Merkel, Yár-ı Vefákárı Nicolas Sarkozy’nin izinden Gürcistan Başkenti Tiflis’i ziyáret etdi. 48 saat öncesi Karadeniz kıyısındaki Rus sayfiye şehri ve 2014 Kış Olimpiyadları’nın yapılacağı Soçi’de Rusya Devlet Başkanı Dimitriy Medvedyef’le buluşup kısa ve buz gibi bir görüşme yapmışdı. Fransa Devlet Başkanı Sarkozy ise, AB’nin altı aylık dönem başkanı sıfatıyla dünki ‘Le Figaro’da bir makále yayınladı. Yazının başlığı bile ne demek istediğini saráhaten ortaya koyuyor:

‘La Russie doit se retirer sans délai de Géorgie’ (Rusya gecikmeksizin Gürcistan’dan çekilmelidir.)

Metnin sonlarında şöyle bir ilginç cümle de var: ‘Avrupa’nın ilk görevi Avrupalıları korumakdır.’

Bunları okuyunca gayrı-ihtiyárî mırıldanıyorsunuz: ‘Bonjour, Monsieur le Président!’ (Sabáh-ı şerîfiniz hayırlı olsun, Reîs-i Cumhur Hazretleri!)

Bayan Merkel’in Tiflis’de söyledikleri de en az ‘Ortağı’ (yoksa Suçortağı mı demeliydik?) Bay Sarkozy’nin ‘bilgece’ sözleri kadar şáyán-ı dikkat:

‘Gürcistan isterse tabii ki NATO’ya girebilir!’

‘Guten Morgen, Frau Bundeskanzlerin!’
(Günaydın, Sayın Bayan Başbakan!)

Ama Sayın Bayan Başbakan hızını alamayıp başka şeyler de söylemiş:

‘AB Komşuluk Politikası’nı (EU-Nachbarschaftspolitik); Ázerbaycan, Türkmenistan ve Ermenistan’a da teşmîl etmek için sağlam sebeblerimiz var.’

Şimdi gelin de Ásaf Hálet’in o hárikuláde şiirini hatırlamayın:

‘Ferhad!

Hangi dağda kurt öldü?

Harámîler hangi dağı basdı?

Ferhad, Ferhaaad!’

Onu bilmeyecek ne var, Ásaf Ağabey? Harámîler Kaf Dağı’nı basdı!

Şimdi bir fırsatını bulursam, ki nádiren de olsa bu fırsatlar doğuyor, Sayın Bayan Şansölye’ye şu suali tevcîh edeceğim:

‘Peki ama geçen Nisan Bükreş’deki NATO Zirvesi’nde Gürcistan ve Ukrayna neredeyse diz çöküp de üye kabûl edilmeleri için yalvarırken aklınız nerdeydi?’

Tabii bu sualin eş-muhátabı Bay Sarkozy’dir de...

Bayan Merkel şimdi hızını alamamış üstelik apayrı bir örgüt olan AB’nin ‘Komşuluk Politikası’nı Hazar’ın doğu yakasına, ta Ortaasya içlerindeki Türkmenistan’a kadar uzatmakdan dem vuruyor. Hazır eli değmişken Moğolistan’a da uzansa bári!!!

Şu meretin ortası yok mu?

İpek Yolu da hedef

Sakın yanlış anlaşılmasın: Gürcistan’ın da Oset ve Abhazlara karşı sütden çıkma ak kaşık olduğunu iddia etmiyorum. Fakat 1992’de Abhazya ve G. Osetya’dan toplam 300.000 Gürci’yi 80.000 Abhazla 60.000 Oset mi sürdü? Onbinlercesini Rus yardımı olmaksızın öldürebilirler miydi?

Rusların en az ‘Enerji Koridorları’ kadar nefret etdikleri ikinci bir proje de ‘İpek Yolu’!

Türk Kamuoyu’nun dikkatini çekmedi ama Ruslar Perşembe günü, Tiflis’in 45 km. batısında bulunan Kapsi Kasabası yakınındaki köprüyü tahrîb etdiler.

Yáni Bakû-Tiflis-Kars Demiryolu’nu, yáni

İpek Yolu’nu kestiler!!!

Londra-Pekin Hattı şöyle dursun artık Gürcistan’ın bir ucundan öbürüne trenle gitmek imkánsız!

Gürcistan isterse NATO’ya girebilirmiş!!!

Daha önceleri neredeydiniz?

Yağmur Atsız

19 Ağustos 2008



Appeasement -Yağmur Atsız-


Yatıştırma’ demek olan İngilizce ‘appeasement’ (epiyzment) kelimesi 1938’den bu yana politik bağlamda ‘barış uğruna düşmana boyun eğme’ mánásına da kullanılır. O zamanki Britanya Başbakanı Neville Chamberlain sırf Adolf Hitler’i öfkelendirmemek için onun Avusturya’yı ve ardından, Çekoslovakya’ya áid olan, Südetler Bölgesi’ni işgálini sîneye çekmiş, ama Diktatör’ün kendisini küçümseyerek hiçe saymasını ve Polonya’ya da taarruz etmesini önleyemeyerek tárihin ‘Kalburüstü Budalalar’ Galerisi’ndeki mümtaz yerini almışdı. İkinci Dünyá Savaşı’na çanak tutan şahsiyet olarak. Fransa Devlet Başkanı Bay Nicolas Sarkozy ve Almanya Şansölyesi (Başbakanı) Bayan Angela Merkel’in şimdi Gürcistan Krizi karşısındaki tutum ve hallerini gördükçe aklıma hep 70 yıl öncesi geliyor.



Frankfurt Kitab Fuarı Brüksel Çapsızlar Panayırı -Yağmur Atsız-


Önce ikincisinden başlayalım!Son Kafkasya Krizi’ndeki acınacak háli, ‘Avrupa Topluluğu’ (AB) adlı muazzam projenin de nasıl bir kriz içinde bulunduğunu ve tepeden tırnağa nasıl bir kalafata ihtiyácı olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Bundan yıllar önce hergelenin biri AB hakkında şu nükteyi savurmuşdu: ‘AB ekonomik bir dev, politik bir cüce ve askerî bir böcekdir.’ Şimdi Brüksel Güney Osetya’ya ‘gözlemci’ yollama ‘karárı’(!) alınca Rusya Cumhurbaşkanı Dmitriy Medvedyef ve Başbakan Vladimir Putin kimbilir kasıklarını tuta tuta nasıl da kahkahalar atmışlardır! AB inşallah gözlemcilerin eline iyi birer dürbün de verirler ki solucan esnese kaçırmasınlar!



Kafkasya'ya KKTC Modeli -Yağmur Atsız-


Evet, Batı Rus doğalgazına ve petrolüne muhtacdır ama Rusya da o sáyede kasasına giren yüzlerce milyar Dolar ve Avro’ya! Biri müşteriyse öbürü de satıcı. O bakımdan Moskova’nın Gürcistan Meselesi’nde ipleri aşırı gererek bir kopmaya sebebiyet vereceğini sanmıyorum. Sovyetler Birliği 1990’da tárih sahnesinden silinip Rus İmparatorluğu ‘periferisi’ni, yáni dış kuşağını oluşturan ülkeleri kaybedince Kremlin bu bölgelerde hep bir ‘kontrollü istikrarsızlık’ politikası yürütdü. Baltık Ülkeleri’nde, Moldova’da, Ázerbaycan’da Ortaasya’da ve Moldova’da (Transnistriya Cumhûriyeti!) hep bu oyunu izledik ve izliyoruz. Kremlin hattá Kafkasya’daki tek gerçek yandaşı ve ‘Truva Atı’ Ermenistan’da bile tam bir istikrár hüküm sürmesini istemez. Önler.


 

Yağmur Atsız


4 Kasım 1939 tarihinde İstanbul’da doğdu. Almanya’da Bonn Üniversitesi’nde Siyasal Bilgiler, Şarkıyat ve Devletler Genel Hukuku öğrenimi gördü. Öğrencilik yıllarında radyoculuğa, daha ileriki yıllarda televizyonculuk ve gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde köşe yazıları, araştırma ve incelemeleri yayınlandı. Bir Alman televizyonunda da program sorumlusu ve yayıncı olarak çalışmaktadır. “Günlerimiz” ve “Unutkan Şehir” adlı iki şehir kitabı bulunmaktadır.

 

Şu anda Star Gazetesi yazarıdır.


 Dünyada Neler Oluyor



Ortadoğu Politikası


İtiraf edeyim ki Türkiye'nin bir Ortadoğu politikası olup olmadığını ben anlayabilmiş değilim. Daha uzakça bölgeler şöyle dursun Irak, İsrail, Filistin, Suriye ve Lübnan politikalarımız nedir yahut nelerdir kestiremiyorum.

 

"Yok" demeye dilim ve kalemim varmıyor. Bir Türk vatandaşı sıfatıyla ağırıma gidiyor ama çok istekli olmama rağmen öğrenemedim.


 Türk Dünyası



Muhammed Salih


Muhammed Salih gibi demokrasiye inanmış dürüst Özbek Türkleri'nin yeşertmeğe gayret etdiği narin demokrasi fidanı daha ekilirken hoyratça sökülüp atıldı. Muhammed Salih canını Türkiye'ye dar atdı ama Kanlı Diktatör İslam Kerimof'un önünde dize gelmekden hiç fütur duymayan "Demokrasi Havarimiz" Bülent Ecevit kendisini Norveç'e sürdü. Ve hatta o pek hayran olduğu İskandinavya'ya, hasret gidermek üzere, yapdığı resmi gezide oteline kabul edip bir elini sıkmakdan bile korkdu.


 Arayış



Türkiye'nin Gücü


Güney Kıbrıs daha ilk turda son kozunu (VETO TEHDİ) oynadı, Türkiye resti gördü ve Güney Kıbrıs tornistan etdi. Hidayete erdiği için değil, Yunanistan bile el altından Rumlar'a uyarıda bulunduğu için. Çünki Türkiye'nin en azılı aleyhdarları dahi bu çapda ve kendi genellikle farkında olmasa bile bu kapasitede bir ülkeyi aşırı derecede tahrik etmenin ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini biliyor. Ferdlerin hayatında olduğu gibi enternasyonal münasebetlerde de bir devletin ağırlığı, başka devletlere verebileceği zararla doğru orantılıdır. İşte kötüye kullanıp da çar-çur etmezse Türkiye'nin avantajı da bu. Türkiye mecbur kalırsa -kendi de adamakıllı mutazarrır olmak kaydıyla- başkalarına zarar verme imkânları yüksek bir devlet.