Yazar |

Yağmur Atsız |
 | |
Kişisel Web | Ekim 1910, Yusuf Akçura ----------------------- "...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..." ----------------------- Sırat-ı Mustakim Dergisi |
 | |
 | Maksim Gorki ----------------------- "Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."----------------------- Ekmeğimi Kazanırkeni | | |
|

Çarpışan
Çarpı Yáhut Onikiyi Beş Geçe
-Yağmur Atsız-
Pazar günki yazımda, Kafkaslar’ı
anlayabilmek için resmin tamámını görmek gerektiğine işáret etmişdim.
Bununla ilgili bir iki noktaya daha değinmek istiyorum:
Sovyetler Birliği tárih sahnesinden silinip Bölge’de yeni bir düzen
ortaya çıkarken iki ‘eksen’ teşekkül etdi. Biri
batı-doğu uzantısında ‘Ankara-Tiflis-Bakû Ekseni’ ve
diğeri Kuzey-güney doğrultusunda ‘Moskova-Erivan-Tahran Ekseni’
. Mecázî anlamda bir ‘çarpı işáreti’ ve yıllardır bu
‘çarpı’nın iki hattı çarpışıyor. Altı gündür
Gürcistan’da yaşanan kanlı olayları bu mücádelenin yeni bir raundu
olarak kabûl etmek yerinde olur sanıyorum.
1990’dan sonra tekrar birer egemen devlet olarak enternasyonal arenada
yerlerini alan Ázerbaycan ve Gürcistan var güçleriyle Rus etki ve
nüfûzundan sıyrılıp Batı ile bütünleşme imkánlarını aradılar ki bu
amaçlarına ulaşmak için sáhib bulundukları en ‘yakın avantaj’
Türkiye idi. Bu bağlamda, Sovyetler Birliği’nin Son Dışişleri Bakanı ve
yeniden kurulan bağımsız Gürcistan Cumhûriyeti’nin İlk Devlet Başkanı
Eduard Şevardnaze’nin bir sözü ádetá tüm ülke politikasını özetler:
‘Gürcistan Rusya’nın güneydoğu uzantısı değil Türkiye’nin
kuzeybatı uzantısıdır!’
Ázerbaycan’la ise záten çok daha köklü bağlantılar olduğu
bilinir. Osmanlılar, Ázerîler ve Türkmenler etnik olarak ‘Batı
Türkleri’ yáhut ‘Oğuz Türkleri’ denilen grubu
oluştururlar. Lütfen yanlış anlaşılmasın! Burada sádece ‘etnik’
bir akrabálıkdan sözediyoruz. Gerçi ‘iki devlet tek millet’
sloganı ile bu akrabálığı özellikle vurgulamak isteyen politikacılar da
vardır ama bunu daha ziyáde belágat sanatı bakımından değerlendirmek
kanaatimce daha doğru olur. Nitekim Türkmenistan bağlamında da aynı
cümle sıkça kullanılır.
‘Moskova-Erivan-Tahran Ekseni’ ise biraz daha
karmaşıkdır ve tam değilse bile önemli ölçüde ‘Düşmanımın
düşmanı dostumdur.’ felsefesi üzerine oturmakdadır.
Kremlin Kafkasya’daki etkinliğini mümkin mertebe devám etdirebilmek
amacıyla Ermenistan’ı bir tür ‘Truva Atı’ olarak
istismár etmekde, ama bu durum Ermenistan’ın da işine gelmektedir. Çünki
maalesef daha kurulduğu andan îtibáren kendini açmaza düşürerek
anayasasına koyduğu bir maddeyle ‘Batı Ermenistan’ (yáni
Doğu Türkiye toprakları) üzerinde hak iddia etmeğe başlamış, ayrıca
‘1915 Olayları’ (Soykırım tezi) konusunda son derece
katı bir tutum takınarak Türkiye ile tam bir çatışma rotasına girmişdir.
Bugün Türkiye’nin kendisine karşı ‘hasmáne’
davrandığını ileri sürmesi bir çarpıtmadır. Çünki Türkiye 1991’de
Ermenistan’ı ilk tanıyan devlet olmuşdur. Eğer Erivan bu hırçın siyáseti
izlemeyip üstelik Karabağ’da Rus askerî desteğiyle Ázerbaycan
topraklarının yüzde 20’sini işgál etmemiş olsaydı bugün iki ülke
arasındaki ilişkiler, ayrıca Ázerbaycan’ın da katılmasıyla normal
yürüyor ve Ermenistan da Türk-Gürci-Ázerî işbirliğinin meyvelerini
paylaşıyor olurdu. Oysa bu ülkede bugün hálá gümrük kapılarına kadar Rus
kontrolü altındadır. Her yıl ülkeden on binlerce insan başka yerlere
kaçmakda ve hattá yaklaşık 70.000 kadar Ermenistan Ermenisi kaçak olarak
(ama Türk makamlarının toleransıyla!) Türkiye’de
çalışmakdadır.
Ermenistan’ın kendi aşırı milliyetçi söylemleri yüzünden bizzat düşdüğü
bu tuzak ëran’ın da işine gelmekdedir. Zîrá Doğu Komşumuz, Önasya’daki
hegemonya planları dolayısıyla kendine en büyük bölgesel hasım olarak
gördüğü Türkiye’ye zarar verebilecek her türlü oluşumun ‘tabii
yandaşı’ olarak ‘temeyyüz’ etmekdedir. O
bakımdan Erivan’a her türlü desteği sağlamak Tahran’ın dış politika
önceliklerinden biridir. ëran’ın son zamanlarda Türkiye ile
‘dostáne’ münásebetler kurar gibi yapması ‘kerhen ve
mecbûren’dir. Türkiye, görebildiğim kadarıyla, elbet Tahran’ın
‘dost’ elini geri çevirmeyecekdir. Lákin Türk
Háriciyesi hiç şübhesiz ‘gerçeklerin ardındaki
gerçekler’i çok iyi değerlendirmeyi de bilecekdir.
Son olarak şu noktayı da gözardı etmemek yerinde olur kanaatindeyim:
Rusya gerçi Güney Osetya ve Abhazya’da Gürcistan’ın etinden et
koparmakla tabii ki bir yandan Kosova’nın bağımsızlığıyla uğradığı
yenilginin öcünü almakdadır ama asıl etken kendini devre dışı bırakan
‘Bakû-Tiflis-Ceyhan Hattı’nın öcünü almak ve son bir
ümid bu hayátî projeye ağır bir darbe indirmek, hattá bu saatden sonra
bunu yoketmekdir.
Bu saatden sonra!!!
Yáni onikiyi beş GEÇE!!!
Yağmur Atsız
12
Ağustos 2008
|
Vladikavkaz
(Kafkaslara'ya Hükmet!)
-Yağmur Atsız-
Kuzey Osetya Başkenti’nin adı
‘Vladikavkaz’dır ve Rusça ‘Kafkas’a Hükmet!’
anlamına gelir. Aslında Rusya buraları zabtederken 1820’lerde
kurdukları bir garnizon şehriydi. İsim değil ‘program’.
Kuzey Osetya Rus Federasyonu’na bağlıdır. Güney Osetya ise
Gürcistan’nın bir parçasıdır ama 16 yıldır Tiflis’den kopuk olarak
varlığını sürdürüyor ve Rusya’ya katılıp Kuzey Osetya ile birleşmek
istiyor.
|
Bundesnachrichtendienst
(Federal İstihbárát Servisi) -Yağmur Atsız-
Bundesnachrichtendienst’
(Bundesnaahrihtendiinst) bizim MİT’in Almanya’daki muádili. Rümûzu
ise BND (Be-En-De).
Şimdi Bay Uhrlau Güngören Vahşeti hiç
üzerine vazîfe olmadığı halde, muhtemelen aramızdaki ‘samîmiyete’
dayanarak, veyá yalnızca masaya dayanarak lafa karışdığına ve bizler
de, eh, artık herşey herkesin içişidir fehvásınca bunu
kabullendiğimize göre acabá bizim Hükûmet de Berlin’e aynı suali
tevcîh etse fená mı olur? ‘PKK’ya, ayıbdır söylemesi, bir
şeyler verdiniz mi?’ Öyle ya, artık herşey herkesin içişi
değil mi?
|
Kara
Bahtım Kel Tálihim
-Yağmur Atsız-
Türkiye, 1948’den 2008’e tam 50 yıldır kimsenin
başaramadığı bu işi başarır ve İsráil ile Sûriye arasında barışı
sağlayabilirse bunun bütün Ortadoğu’ya nasıl bir huzur ve istikrar
sağlayacağını ve bir katalizatör etkisiyle, záten öbürüne bağlı bulunan
Filistin Anlaşmazlığı’nın çözümüne nasıl bir katkı sağlayacağını kavramak
için ille dış politika uzmanı olmak gerekmez. Bakınız İsráil ve Filistin
Fatah Örgütü arasında en alt düzeyde bir mutábakat sağlamak isteyen Mısır’ın
çabaları akaamete uğradı. Şarme-ş-Şeyh’deki (Şarm el Şeyh) görüşmeler,
uzlaşmanın imkánsız görülmesi üzerine kesildi. Halbuki Türkiye daha sekiz
hafta önce, Lübnan’da 18 aydır sürüncemede kalan Cumhurbaşkanı şeçimini yine
güvenilir arabulucu olarak sessiz sadásız hallediverdi. Yine iki hafta önce
Sırbistan’daki Müslüman unsurlar üzerindeki dostáne nüfûzundan yararlanarak
Radovan Karaciç’in Lahey’e teslîm edilmesinde muhtemelen hayátî rollerden
birini oynadı. Çünki bizim tecrübemiz var.
|
| |
 Yağmur Atsız
4 Kasım 1939 tarihinde İstanbul’da doğdu. Almanya’da Bonn Üniversitesi’nde Siyasal Bilgiler, Şarkıyat ve Devletler Genel Hukuku öğrenimi gördü. Öğrencilik yıllarında radyoculuğa, daha ileriki yıllarda televizyonculuk ve gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde köşe yazıları, araştırma ve incelemeleri yayınlandı. Bir Alman televizyonunda da program sorumlusu ve yayıncı olarak çalışmaktadır. “Günlerimiz” ve “Unutkan Şehir” adlı iki şehir kitabı bulunmaktadır. Şu anda
Star Gazetesi yazarıdır.
|
|
 | Dünyada Neler Oluyor |

| Ortadoğu Politikası
İtiraf edeyim ki Türkiye'nin bir Ortadoğu politikası olup olmadığını ben anlayabilmiş değilim. Daha uzakça bölgeler şöyle dursun Irak, İsrail, Filistin, Suriye ve Lübnan politikalarımız nedir yahut nelerdir kestiremiyorum. "Yok" demeye dilim ve kalemim varmıyor. Bir Türk vatandaşı sıfatıyla ağırıma gidiyor ama çok istekli olmama rağmen öğrenemedim.
|
|
 | Türk Dünyası |

| Muhammed Salih
Muhammed Salih gibi demokrasiye inanmış dürüst Özbek Türkleri'nin yeşertmeğe gayret etdiği narin demokrasi fidanı daha ekilirken hoyratça sökülüp atıldı. Muhammed Salih canını Türkiye'ye dar atdı ama Kanlı Diktatör İslam Kerimof'un önünde dize gelmekden hiç fütur duymayan "Demokrasi Havarimiz" Bülent Ecevit kendisini Norveç'e sürdü. Ve hatta o pek hayran olduğu İskandinavya'ya, hasret gidermek üzere, yapdığı resmi gezide oteline kabul edip bir elini sıkmakdan bile korkdu.
|
|
 | Arayış |

| Türkiye'nin Gücü
Güney Kıbrıs daha ilk turda son kozunu (VETO TEHDİ) oynadı, Türkiye resti gördü ve Güney Kıbrıs tornistan etdi. Hidayete erdiği için değil, Yunanistan bile el altından Rumlar'a uyarıda bulunduğu için. Çünki Türkiye'nin en azılı aleyhdarları dahi bu çapda ve kendi genellikle farkında olmasa bile bu kapasitede bir ülkeyi aşırı derecede tahrik etmenin ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini biliyor. Ferdlerin hayatında olduğu gibi enternasyonal münasebetlerde de bir devletin ağırlığı, başka devletlere verebileceği zararla doğru orantılıdır. İşte kötüye kullanıp da çar-çur etmezse Türkiye'nin avantajı da bu. Türkiye mecbur kalırsa -kendi de adamakıllı mutazarrır olmak kaydıyla- başkalarına zarar verme imkânları yüksek bir devlet.
|
|
|