Yazar |

Yağmur Atsız |
 | |
Kişisel Web | Ekim 1910, Yusuf Akçura ----------------------- "...Avrupa sermayedarlığının geceli gündüzlü çalıştırdığı iki kölesinden birisi Garb`ın amelesi ise, diğeri de Şark`ın bütün ehalisidir..." ----------------------- Sırat-ı Mustakim Dergisi |
 | |
 | Maksim Gorki ----------------------- "Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi hissetmeye başlasanız da fark etmiyordu. Bu sefer de böyle davrandığınız için sizi kınarlardı. Onlar böyle insanlardı işte."----------------------- Ekmeğimi Kazanırkeni | | |
|

Vladikavkaz
(Kafkaslara'ya Hükmet!)
-Yağmur Atsız-
Kuzey Osetya Başkenti’nin adı
‘Vladikavkaz’dır ve Rusça ‘Kafkas’a Hükmet!’
anlamına gelir. Aslında Rusya buraları zabtederken 1820’lerde kurdukları
bir garnizon şehriydi. İsim değil ‘program’. Kuzey
Osetya Rus Federasyonu’na bağlıdır. Güney Osetya ise Gürcistan’nın bir
parçasıdır ama 16 yıldır Tiflis’den kopuk olarak varlığını sürdürüyor ve
Rusya’ya katılıp Kuzey Osetya ile birleşmek istiyor.
Ve bu da Rusya’nın çok işine geliyor. Záten Moskova’nın güçlü askerî
desteği olmasa ne 70.000 nüfuslu Güney Osetya kopmaya cür’et edebilirdi
ne de 80.000 nüfuslu Abhazya. Bu bölgelerden ilki Gürcistan’ın tam
kuzeyindedir öbürü Kuzetbatısında ve Karadeniz kıyısında. Rusya’nın
aktif askerî yardımıyla bu iki bölgedeki toplam 300.000 Gürci 1990-92
arası topraklarından sürülmüşdür ve mültecî durumunda sefîláne
yaşamakdadır. Türkiye’nin hemen bitişiğindeki Acaristan ise, doğrudan
Rusya ile sınırı olmadığı için aynı şekilde Gürcistan’dan kopmayı
başaramamışdır.
Rusya 1820’lerde Kafkasya’yı istîlá edip 1828 tárihli
‘Türkmençay Andlaşması’yla bölgeyi resmen ilhák edince ,
Ermenistan ve Ázerbaycan da dáhil olmak üzere Kafkas kavimlerinden
milyonu hayli aşan sayıda insan Türkiye’ye ilticá etmişdir. Bugün
yurddaşlarımızdan önemli bir bölümü Kafkasya kökenlidir. Genellikle
Çerkesler ve Ázerîler bilinir ama aslında istisnásız hepsinden selámeti
Türkiye’de bulan olmuşdur.
Resmin bütünü
Bu tárihî arkaplanı hatırlatmakdan kasdım şu: Bugün
Gürcistan’da olanları anlayabilmek için resmin tamámını görmek
zorundayız.
Aslında 15. Yy.’dan bu yana Rusya kendini mütemádiyen bir
‘kuşatılmışlık’ içinde hissetmişdir. Durmaksızın her yana doğru
yayılmasını bu duyguyla açıklayan tárihçi çokdur. ‘Onlar bana
hükmetmeden ben onlara hükmedeyim!’ psikolojisi. Nitekim
Pasifik Okyanusu’na kurdukları limanın adı da ‘Vladivostok’dur.
Doğuya hükmet!
Bugün Kremlin’e hákim olan duygu yine ‘kuşatılmışlık’
olarak görünüyor ama bu sefer ‘reel’ bir temele
dayanmadığını iddia etmek de pek kaabil değildir. Bakınız, Rusya,
1785’de Kırım’ı bizden alarak açıldığı ve gitgide Türkiye’yi bunaltdığı
Karadeniz’de bugün dev adımlarıyla ufalıyor. Bulgaristan ve Romanya
Moskova boyunduruğundan kurtuldu. Ukrayna ve Gürcistan hákezá. Kırım
bugün Ukrayna’nın. Halbuki Rus Karadeniz Donanması’nın Ana Üssü, Odesa
(Türkçesi Hocapaşa) artık Ukrayna’nın. Moskova’nın bu
üssü kullanmaya devám için Kiyef’le yapdığı anlaşma süresi 2015’de
doluyor. Bulgaristan ve Romanya bugün NATO’da. Ukrayna ve Gürcistan
kapıda. Ázerbaycan da öyle. ABD ise birkaç yıldır Karadeniz’de
rahatlıkla bandıra gösterebiliyor. Gürcistan’da dört Rus üssü vardı,
bugün iki kaldı. Birkaç yıla kadar onlar da kapatılacak. Moskova’nın
bugün sözü geçen tek devlet ‘Truva Atı’ Ermenistan ama
onunla da direkt bağlantısı kalmadı. Arada Gürcistan var.
Türkiye’nin rolü
Bu durumda Rusya’nın endîşeleri ‘evham’ değil.
Kafkaslar’da ne kadar hır-gür çıkarırsa kendini o kadar
‘lüzumlu’ kılacağı hesábı bu...
Güney Osetya ve tabii Abhazya problemi gerçi daha eski ama geçen yıl
Kosova’nın bağımsızlığa yönelip bunu gerçekleştirmesi Kremlin’i alarme
etdi. Üstelik Türkiye’nin de Kosova’yı desteklemesi bu etkiyi
kuvvetlendirdi. Şimdi Rusya ‘karşı hamle’ olarak
‘yeni Kosovalar ve KKTC’ler’ yaratma ‘kozu’nu
oynuyor ama bu ‘koz’un, eğer fazla ileri giderse ters
tepeceğini kendisi de iyi biliyor herhalde. Zîrá bu takdirde gerek
Ankara gerek Washington ve gerekse Brüksel Moskova’ya şunu
söyleyeceklerdir: ‘Kabûl ama o zaman Çeçenistan, İnguşistan,
Kabardino-Balkar, Karaçay-Çerkes ve Dağıstan Cumhûriyetlerini de bir
‘paket’ hálinde masaya koyarız.’
Rusya pekálá bilir ki KKTC záten artık içinde çatışma potansiyeli
barındırmayan ve muhtemelen çözüme yaklaşan bir problemdir. Kosova’nın
da böyle bir konflikt potansiyeli yok. Sádece Sırplar daha bir süre
ağlamaya ve yas tutmaya belki devám edecekler. Záten bu ikisinin
máhiyeti de Osetya’dakinden çok farklı. Oysa Kafkaslar’da gerçek bir
savaş bir kere patlak verdi mi ucu ta Kızılmeydan’a kadar dayanır ki
bunu Başbakan Vladimir (Barışa Hükmet demek!) Putin de
çok iyi bilir.
Yine bilir ki eğer Dağıstan elden giderse artık Rusya bir ‘Hazar
Denizi Devleti’ olma özelliğini bile kaybedecekdir. Yáni artık
Kafkasya üzerinden Ortadoğu’ya ve Hazar üzerinden Ortaasya’ya kara
yoluyla ulaşamayacakdır.
Burada Türkiye’ye de hayátî görevler düşmektedir:
Rusya Türkiye için çok önemli bir ‘siyásî ve ekonomik’
komşudur. Gürcistan da öyle. İláveten Kafkas kökenli yüzbinlerce
yurddaşımızın da kesinlikle rencîde edilemeyeceği gerçeği Türkiye’nin bu
soruna AB, NATO ve BM vásıtasıyla çözüm aramasını elzem kılmaktadır.
Ben Türkiye’nin bu diplomatik mahárete sáhib bulunduğu kanaatindeyim
Yağmur Atsız
10
Ağustos 2008
|
Bundesnachrichtendienst
(Federal İstihbárát Servisi) -Yağmur Atsız-
Bundesnachrichtendienst’
(Bundesnaahrihtendiinst) bizim MİT’in Almanya’daki muádili. Rümûzu
ise BND (Be-En-De).
Şimdi Bay Uhrlau Güngören Vahşeti hiç
üzerine vazîfe olmadığı halde, muhtemelen aramızdaki ‘samîmiyete’
dayanarak, veyá yalnızca masaya dayanarak lafa karışdığına ve bizler
de, eh, artık herşey herkesin içişidir fehvásınca bunu
kabullendiğimize göre acabá bizim Hükûmet de Berlin’e aynı suali
tevcîh etse fená mı olur? ‘PKK’ya, ayıbdır söylemesi, bir
şeyler verdiniz mi?’ Öyle ya, artık herşey herkesin içişi
değil mi?
|
Kara
Bahtım Kel Tálihim
-Yağmur Atsız-
Türkiye, 1948’den 2008’e tam 50 yıldır kimsenin
başaramadığı bu işi başarır ve İsráil ile Sûriye arasında barışı
sağlayabilirse bunun bütün Ortadoğu’ya nasıl bir huzur ve istikrar
sağlayacağını ve bir katalizatör etkisiyle, záten öbürüne bağlı bulunan
Filistin Anlaşmazlığı’nın çözümüne nasıl bir katkı sağlayacağını kavramak
için ille dış politika uzmanı olmak gerekmez. Bakınız İsráil ve Filistin
Fatah Örgütü arasında en alt düzeyde bir mutábakat sağlamak isteyen Mısır’ın
çabaları akaamete uğradı. Şarme-ş-Şeyh’deki (Şarm el Şeyh) görüşmeler,
uzlaşmanın imkánsız görülmesi üzerine kesildi. Halbuki Türkiye daha sekiz
hafta önce, Lübnan’da 18 aydır sürüncemede kalan Cumhurbaşkanı şeçimini yine
güvenilir arabulucu olarak sessiz sadásız hallediverdi. Yine iki hafta önce
Sırbistan’daki Müslüman unsurlar üzerindeki dostáne nüfûzundan yararlanarak
Radovan Karaciç’in Lahey’e teslîm edilmesinde muhtemelen hayátî rollerden
birini oynadı. Çünki bizim tecrübemiz var.
|
Kemalistler
ve Humeynîciler
-Yağmur Atsız-
Pazar günki yazımda, kendini ‘Kemalist,
Atatürkçü, Ulusalcı, İlerici’ vs. şeklinde niteleyerek tepemizde
küstahça ‘Ali-Kıran-Baş-Kesen’lik taslayanların
ikiyüzlülüklerine değinmiş ve eklemişdim ki ‘Siz bunların
‘Gericiler Türkiye’yi ëran’a benzetecekler!’ diye riyákárca feryád
etmelerine kanmayın! ëran Modeli, tabii ‘İslámiyet’ yerine
‘Kemalizm’ kisvesi altında, bunların asıl tercîh edeceği modeldir.’
.
|
| |
 Yağmur Atsız
4 Kasım 1939 tarihinde İstanbul’da doğdu. Almanya’da Bonn Üniversitesi’nde Siyasal Bilgiler, Şarkıyat ve Devletler Genel Hukuku öğrenimi gördü. Öğrencilik yıllarında radyoculuğa, daha ileriki yıllarda televizyonculuk ve gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde köşe yazıları, araştırma ve incelemeleri yayınlandı. Bir Alman televizyonunda da program sorumlusu ve yayıncı olarak çalışmaktadır. “Günlerimiz” ve “Unutkan Şehir” adlı iki şehir kitabı bulunmaktadır. Şu anda
Star Gazetesi yazarıdır.
|
|
 | Dünyada Neler Oluyor |

| Ortadoğu Politikası
İtiraf edeyim ki Türkiye'nin bir Ortadoğu politikası olup olmadığını ben anlayabilmiş değilim. Daha uzakça bölgeler şöyle dursun Irak, İsrail, Filistin, Suriye ve Lübnan politikalarımız nedir yahut nelerdir kestiremiyorum. "Yok" demeye dilim ve kalemim varmıyor. Bir Türk vatandaşı sıfatıyla ağırıma gidiyor ama çok istekli olmama rağmen öğrenemedim.
|
|
 | Türk Dünyası |

| Muhammed Salih
Muhammed Salih gibi demokrasiye inanmış dürüst Özbek Türkleri'nin yeşertmeğe gayret etdiği narin demokrasi fidanı daha ekilirken hoyratça sökülüp atıldı. Muhammed Salih canını Türkiye'ye dar atdı ama Kanlı Diktatör İslam Kerimof'un önünde dize gelmekden hiç fütur duymayan "Demokrasi Havarimiz" Bülent Ecevit kendisini Norveç'e sürdü. Ve hatta o pek hayran olduğu İskandinavya'ya, hasret gidermek üzere, yapdığı resmi gezide oteline kabul edip bir elini sıkmakdan bile korkdu.
|
|
 | Arayış |

| Türkiye'nin Gücü
Güney Kıbrıs daha ilk turda son kozunu (VETO TEHDİ) oynadı, Türkiye resti gördü ve Güney Kıbrıs tornistan etdi. Hidayete erdiği için değil, Yunanistan bile el altından Rumlar'a uyarıda bulunduğu için. Çünki Türkiye'nin en azılı aleyhdarları dahi bu çapda ve kendi genellikle farkında olmasa bile bu kapasitede bir ülkeyi aşırı derecede tahrik etmenin ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini biliyor. Ferdlerin hayatında olduğu gibi enternasyonal münasebetlerde de bir devletin ağırlığı, başka devletlere verebileceği zararla doğru orantılıdır. İşte kötüye kullanıp da çar-çur etmezse Türkiye'nin avantajı da bu. Türkiye mecbur kalırsa -kendi de adamakıllı mutazarrır olmak kaydıyla- başkalarına zarar verme imkânları yüksek bir devlet.
|
|
|