Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

10 Ağustos 2008

Mustafa Kemal

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Siyaset-Dünya

 

 

 


Vladikavkaz (Kafkaslara'ya Hükmet!)


-Yağmur Atsız-


Kuzey Osetya Başkenti’nin adı ‘Vladikavkaz’dır ve Rusça ‘Kafkas’a Hükmet!’ anlamına gelir. Aslında Rusya buraları zabtederken 1820’lerde kurdukları bir garnizon şehriydi. İsim değil ‘program’. Kuzey Osetya Rus Federasyonu’na bağlıdır. Güney Osetya ise Gürcistan’nın bir parçasıdır ama 16 yıldır Tiflis’den kopuk olarak varlığını sürdürüyor ve Rusya’ya katılıp Kuzey Osetya ile birleşmek istiyor.

Ve bu da Rusya’nın çok işine geliyor. Záten Moskova’nın güçlü askerî desteği olmasa ne 70.000 nüfuslu Güney Osetya kopmaya cür’et edebilirdi ne de 80.000 nüfuslu Abhazya. Bu bölgelerden ilki Gürcistan’ın tam kuzeyindedir öbürü Kuzetbatısında ve Karadeniz kıyısında. Rusya’nın aktif askerî yardımıyla bu iki bölgedeki toplam 300.000 Gürci 1990-92 arası topraklarından sürülmüşdür ve mültecî durumunda sefîláne yaşamakdadır. Türkiye’nin hemen bitişiğindeki Acaristan ise, doğrudan Rusya ile sınırı olmadığı için aynı şekilde Gürcistan’dan kopmayı başaramamışdır.

Rusya 1820’lerde Kafkasya’yı istîlá edip 1828 tárihli ‘Türkmençay Andlaşması’yla bölgeyi resmen ilhák edince , Ermenistan ve Ázerbaycan da dáhil olmak üzere Kafkas kavimlerinden milyonu hayli aşan sayıda insan Türkiye’ye ilticá etmişdir. Bugün yurddaşlarımızdan önemli bir bölümü Kafkasya kökenlidir. Genellikle Çerkesler ve Ázerîler bilinir ama aslında istisnásız hepsinden selámeti Türkiye’de bulan olmuşdur.

Resmin bütünü

Bu tárihî arkaplanı hatırlatmakdan kasdım şu: Bugün Gürcistan’da olanları anlayabilmek için resmin tamámını görmek zorundayız.

Aslında 15. Yy.’dan bu yana Rusya kendini mütemádiyen bir ‘kuşatılmışlık’ içinde hissetmişdir. Durmaksızın her yana doğru yayılmasını bu duyguyla açıklayan tárihçi çokdur. ‘Onlar bana hükmetmeden ben onlara hükmedeyim!’ psikolojisi. Nitekim Pasifik Okyanusu’na kurdukları limanın adı da ‘Vladivostok’dur. Doğuya hükmet!

Bugün Kremlin’e hákim olan duygu yine ‘kuşatılmışlık’ olarak görünüyor ama bu sefer ‘reel’ bir temele dayanmadığını iddia etmek de pek kaabil değildir. Bakınız, Rusya, 1785’de Kırım’ı bizden alarak açıldığı ve gitgide Türkiye’yi bunaltdığı Karadeniz’de bugün dev adımlarıyla ufalıyor. Bulgaristan ve Romanya Moskova boyunduruğundan kurtuldu. Ukrayna ve Gürcistan hákezá. Kırım bugün Ukrayna’nın. Halbuki Rus Karadeniz Donanması’nın Ana Üssü, Odesa (Türkçesi Hocapaşa) artık Ukrayna’nın. Moskova’nın bu üssü kullanmaya devám için Kiyef’le yapdığı anlaşma süresi 2015’de doluyor. Bulgaristan ve Romanya bugün NATO’da. Ukrayna ve Gürcistan kapıda. Ázerbaycan da öyle. ABD ise birkaç yıldır Karadeniz’de rahatlıkla bandıra gösterebiliyor. Gürcistan’da dört Rus üssü vardı, bugün iki kaldı. Birkaç yıla kadar onlar da kapatılacak. Moskova’nın bugün sözü geçen tek devlet ‘Truva Atı’ Ermenistan ama onunla da direkt bağlantısı kalmadı. Arada Gürcistan var.

Türkiye’nin rolü

Bu durumda Rusya’nın endîşeleri ‘evham’ değil. Kafkaslar’da ne kadar hır-gür çıkarırsa kendini o kadar ‘lüzumlu’ kılacağı hesábı bu...

Güney Osetya ve tabii Abhazya problemi gerçi daha eski ama geçen yıl Kosova’nın bağımsızlığa yönelip bunu gerçekleştirmesi Kremlin’i alarme etdi. Üstelik Türkiye’nin de Kosova’yı desteklemesi bu etkiyi kuvvetlendirdi. Şimdi Rusya ‘karşı hamle’ olarak ‘yeni Kosovalar ve KKTC’ler’ yaratma ‘kozu’nu oynuyor ama bu ‘koz’un, eğer fazla ileri giderse ters tepeceğini kendisi de iyi biliyor herhalde. Zîrá bu takdirde gerek Ankara gerek Washington ve gerekse Brüksel Moskova’ya şunu söyleyeceklerdir: ‘Kabûl ama o zaman Çeçenistan, İnguşistan, Kabardino-Balkar, Karaçay-Çerkes ve Dağıstan Cumhûriyetlerini de bir ‘paket’ hálinde masaya koyarız.’

Rusya pekálá bilir ki KKTC záten artık içinde çatışma potansiyeli barındırmayan ve muhtemelen çözüme yaklaşan bir problemdir. Kosova’nın da böyle bir konflikt potansiyeli yok. Sádece Sırplar daha bir süre ağlamaya ve yas tutmaya belki devám edecekler. Záten bu ikisinin máhiyeti de Osetya’dakinden çok farklı. Oysa Kafkaslar’da gerçek bir savaş bir kere patlak verdi mi ucu ta Kızılmeydan’a kadar dayanır ki bunu Başbakan Vladimir (Barışa Hükmet demek!) Putin de çok iyi bilir.

Yine bilir ki eğer Dağıstan elden giderse artık Rusya bir ‘Hazar Denizi Devleti’ olma özelliğini bile kaybedecekdir. Yáni artık Kafkasya üzerinden Ortadoğu’ya ve Hazar üzerinden Ortaasya’ya kara yoluyla ulaşamayacakdır.

Burada Türkiye’ye de hayátî görevler düşmektedir:

Rusya Türkiye için çok önemli bir ‘siyásî ve ekonomik’ komşudur. Gürcistan da öyle. İláveten Kafkas kökenli yüzbinlerce yurddaşımızın da kesinlikle rencîde edilemeyeceği gerçeği Türkiye’nin bu soruna AB, NATO ve BM vásıtasıyla çözüm aramasını elzem kılmaktadır.

Ben Türkiye’nin bu diplomatik mahárete sáhib bulunduğu kanaatindeyim
 

 

Yağmur Atsız

10 Ağustos 2008



Bundesnachrichtendienst (Federal İstihbárát Servisi)  -Yağmur Atsız-


Bundesnachrichtendienst’ (Bundesnaahrihtendiinst) bizim MİT’in Almanya’daki muádili. Rümûzu ise BND (Be-En-De).

 

Şimdi Bay Uhrlau Güngören Vahşeti hiç üzerine vazîfe olmadığı halde, muhtemelen aramızdaki ‘samîmiyete’ dayanarak, veyá yalnızca masaya dayanarak lafa karışdığına ve bizler de, eh, artık herşey herkesin içişidir fehvásınca bunu kabullendiğimize göre acabá bizim Hükûmet de Berlin’e aynı suali tevcîh etse fená mı olur? ‘PKK’ya, ayıbdır söylemesi, bir şeyler verdiniz mi?’ Öyle ya, artık herşey herkesin içişi değil mi?



Kara Bahtım Kel Tálihim -Yağmur Atsız-


Türkiye, 1948’den 2008’e tam 50 yıldır kimsenin başaramadığı bu işi başarır ve İsráil ile Sûriye arasında barışı sağlayabilirse bunun bütün Ortadoğu’ya nasıl bir huzur ve istikrar sağlayacağını ve bir katalizatör etkisiyle, záten öbürüne bağlı bulunan Filistin Anlaşmazlığı’nın çözümüne nasıl bir katkı sağlayacağını kavramak için ille dış politika uzmanı olmak gerekmez. Bakınız İsráil ve Filistin Fatah Örgütü arasında en alt düzeyde bir mutábakat sağlamak isteyen Mısır’ın çabaları akaamete uğradı. Şarme-ş-Şeyh’deki (Şarm el Şeyh) görüşmeler, uzlaşmanın imkánsız görülmesi üzerine kesildi. Halbuki Türkiye daha sekiz hafta önce, Lübnan’da 18 aydır sürüncemede kalan Cumhurbaşkanı şeçimini yine güvenilir arabulucu olarak sessiz sadásız hallediverdi. Yine iki hafta önce Sırbistan’daki Müslüman unsurlar üzerindeki dostáne nüfûzundan yararlanarak Radovan Karaciç’in Lahey’e teslîm edilmesinde muhtemelen hayátî rollerden birini oynadı. Çünki bizim tecrübemiz var.



Kemalistler ve Humeynîciler -Yağmur Atsız-


Pazar günki yazımda, kendini ‘Kemalist, Atatürkçü, Ulusalcı, İlerici’ vs. şeklinde niteleyerek tepemizde küstahça ‘Ali-Kıran-Baş-Kesen’lik taslayanların ikiyüzlülüklerine değinmiş ve eklemişdim ki ‘Siz bunların ‘Gericiler Türkiye’yi ëran’a benzetecekler!’ diye riyákárca feryád etmelerine kanmayın! ëran Modeli, tabii ‘İslámiyet’ yerine ‘Kemalizm’ kisvesi altında, bunların asıl tercîh edeceği modeldir. .


 

Yağmur Atsız


4 Kasım 1939 tarihinde İstanbul’da doğdu. Almanya’da Bonn Üniversitesi’nde Siyasal Bilgiler, Şarkıyat ve Devletler Genel Hukuku öğrenimi gördü. Öğrencilik yıllarında radyoculuğa, daha ileriki yıllarda televizyonculuk ve gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde köşe yazıları, araştırma ve incelemeleri yayınlandı. Bir Alman televizyonunda da program sorumlusu ve yayıncı olarak çalışmaktadır. “Günlerimiz” ve “Unutkan Şehir” adlı iki şehir kitabı bulunmaktadır.

 

Şu anda Star Gazetesi yazarıdır.


 Dünyada Neler Oluyor



Ortadoğu Politikası


İtiraf edeyim ki Türkiye'nin bir Ortadoğu politikası olup olmadığını ben anlayabilmiş değilim. Daha uzakça bölgeler şöyle dursun Irak, İsrail, Filistin, Suriye ve Lübnan politikalarımız nedir yahut nelerdir kestiremiyorum.

 

"Yok" demeye dilim ve kalemim varmıyor. Bir Türk vatandaşı sıfatıyla ağırıma gidiyor ama çok istekli olmama rağmen öğrenemedim.


 Türk Dünyası



Muhammed Salih


Muhammed Salih gibi demokrasiye inanmış dürüst Özbek Türkleri'nin yeşertmeğe gayret etdiği narin demokrasi fidanı daha ekilirken hoyratça sökülüp atıldı. Muhammed Salih canını Türkiye'ye dar atdı ama Kanlı Diktatör İslam Kerimof'un önünde dize gelmekden hiç fütur duymayan "Demokrasi Havarimiz" Bülent Ecevit kendisini Norveç'e sürdü. Ve hatta o pek hayran olduğu İskandinavya'ya, hasret gidermek üzere, yapdığı resmi gezide oteline kabul edip bir elini sıkmakdan bile korkdu.


 Arayış



Türkiye'nin Gücü


Güney Kıbrıs daha ilk turda son kozunu (VETO TEHDİ) oynadı, Türkiye resti gördü ve Güney Kıbrıs tornistan etdi. Hidayete erdiği için değil, Yunanistan bile el altından Rumlar'a uyarıda bulunduğu için. Çünki Türkiye'nin en azılı aleyhdarları dahi bu çapda ve kendi genellikle farkında olmasa bile bu kapasitede bir ülkeyi aşırı derecede tahrik etmenin ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini biliyor. Ferdlerin hayatında olduğu gibi enternasyonal münasebetlerde de bir devletin ağırlığı, başka devletlere verebileceği zararla doğru orantılıdır. İşte kötüye kullanıp da çar-çur etmezse Türkiye'nin avantajı da bu. Türkiye mecbur kalırsa -kendi de adamakıllı mutazarrır olmak kaydıyla- başkalarına zarar verme imkânları yüksek bir devlet.