Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

8 Kasım 2006

Abdulvaris Kaşgari

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Kişiler

 


68 Yıldır Türk Ulusu'nun Kalbinde Yaşıyor


-Mustafa Cemil Kılıç-


Türk Ulusu 68 yıl önce, yetiştirdiği en büyük evlatlarından birini bağrına gömerek sonsuzluğa uğurladı. Kuşkusuz ölüm her canlı için kaçınılmazdır. Yüce Allah bunu böyle takdir etmiş. Dolayısıyla Allah'ın koyduğu yasalara karşı boynumuz kıldan incedir. Her canlı gibi biz de bir gün ölümü tadacağız.  

 

Ancak kimi ölüler vardır; birkaç gün yahut birkaç yıl içinde unutulur gider. Kimileri ise onlarca, yüzlerce, binlerce yıl geçtiği halde unutulmaz.  İşte Türk Ulusu'nun yüce önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk de asla unutulmayacak olanlardandır. Değil 68 yıl, 6800 yıl bile geçse ne Türk Ulusu ne de insanlık alemi onu unutmaz. Unutamaz.

 

Nasıl unutabiliriz ki onu ?

 

O değil midir yok edilmek istenen bir ulusu yeniden ayağa kaldıran ?

 

O değil midir herkesin ümidini yitirdiği ve çeşitli emperyalist devletlerden hangisinin sömürgesi olursak daha iyi olur diye kafa yorduğu anda “ YA BAĞIMSIZLIK YA ÖLÜM “ diyerek ulusal kurtuluş savaşını başlatan kahraman ? O değil midir ?

 

Evet nasıl unutabiliriz ki onu ?

 

Gök Türk imparatorluğundan sonra tarihte 2. kez Türk adıyla devlet kurarak Türklüğün adını yücelten o değil midir ?

 

Türk Ulusu'nun tarihini 600 yıllık, bin yıllık bir zamana hapseden anlayışı yıkarak, biz İslam’dan önce de büyük bir ulustuk ve bizim tarihimiz beş bin yıllık,  yedi bin yıllık bir tarihtir, diye haykıran o değil midir ?

 

Bize Türk tarihinin büyük önderleri olan Oğuz Hanı, Mete Hanı, Alper Tunga’yı, Bilge Kağan’ı, Timur’u, Attila’yı, Cengizhan’ı, Alparslan’ı, Şah İsmail’i, Dede Korkut’u, Kaşgarlı Mahmut’u, Pir Sultan’ı, Hacı Bektaş – ı Veli’yi, Yunus Emre’yi ve diğerlerini öğreten o değil midir ?

 

Evet O bizim baş öğretmenimizdir !

 

Bize insanlığımızı ve ulusal kimliğimizi öğreten baş öğretmenimizi nasıl unutabiliriz ki ?

 

Ondan önce cemaatler ve tarikatler tarafından sarılmış, kuşatılmış paramparça bir insan kümesi iken onun sayesinde TÜRK ULUSU haline gelmedik mi ? 

 

Bizi medeniyet denilen aydınlık yola taşıyan uygarlık savaşçısı o değil midir ?

 

Kadınıyla erkeğiyle Türk insanı onun sayesinde modern bireyler mertebesine yükselmedi mi ?

 

Ondan önce insan yerine bile konmayan Türk kadını onun sayesinde seçme ve seçilme hakkına kavuşmadı mı ?

 

Şeriat yasaları gereği mahkemelerde şahitliği erkeklerin yarısı kadar olan ve ancak iki kadın bir erkeğe eşitken, kız çocukları mirastan erkeğin yarısı kadar pay alabilirken Türk kadınlarını, kızlarını en azından yasalar önünde erkeklerle eşit hale getiren o değil midir ?

 

Evet o değil midir Türk kızlarını ve kadınlarını peçe ve kara çarşaf gibi çağ dışı kıyafetlerden kurtarıp modern elbiselerle çağdaş bir görünüme kavuşturan ?

 

Bugün Türk kızları erkelerle birlikte okula gelebiliyorsa, doktor, mühendis, mimar, öğretmen, milletvekili, bakan, başbakan olabiliyorsa hep onun sayesinde değil midir ?

 

Ondan önce bırakın okulda eğitim görmeyi, bırakın mimar mühendis olmayı Türk kızları evlerinden çıkabiliyorlar mıydı ? Kadının yeri evidir, diyen çağ dışı zihniyet Türk kadınlarını toplumsal yaşamın dışına itmiş değil miydi ?

 

Türk kadınları onun sayesinde yaşamın her alanında varlık gösteren çağdaş bireyler haline geldiler.

 

Tiyatro, bale, opera, sinema, resim, heykel, müzik, estetik, moda vb. her alanda Türk kadını dünya kadınlarıyla birlikte yarışabilme imkanına onun sayesinde kavuşmadı mı ?

 

Dilimizi yabancı diller boyunduruğundan kurtaran o değil midir ? Bugün on bin yıllık bir geçmişe sahip olan güzel Türkçe’mizle yazıyor ve konuşabiliyorsak bunu ona borçlu değil miyiz ?

 

Cumhuriyeti kurduktan sonra Anadolu’nun dört bir yanını fabrikalarla donatan, yurdu demir ağlarla ören o değil midir ?

 

Onun sayesinde ay yıldızlı bayrağın altında yaşıyor, onun sayesinde günde beş kez ezan dinliyor ve özgürce ibadet ediyor değil miyiz ?

 

Yine o değil midir, paşam çok şey başardınız, zafer kazandınız denildiğinde, “ hayır zafer bana ait değil bütün Türk Ulusuna aittir. Türk anaları daha nice Mustafa Kemaller doğuracaktır. “ diyen halk evladı ?

 

Ulaştığı bütün başarıları, kazandığı tüm zaferleri kendi şahsına bağlamayıp ulusuna armağan eden o büyük kahramanı bu millet nasıl unutabilir ki ?

 

Kuşkusuz onu unutmak ihanetlerin ve nankörlüğün en büyüğüdür. Asla unutmadık, asla unutmayacağız !

 

O bizim yüreğimizde yaşıyor. Adını kalbimize kazıdık. Kalbimiz onun sevgisiyle dolu. 68 yıl sonra bile daima çoğalan bir sevgiyle Türk Ulusu haykırıyor:

 

Seni seviyoruz yüce Atatürk !

 

Seni seviyoruz yüce Atatürk !

 

Seni seviyoruz yüce Atatürk !

 

 

 

Kuşku yok ki ulu önderin yaşamı da sadece zaferlerle dolu değildir. Aslında hüzün ve acıdan o da payına düşeni almıştır. Bu da yüce Atatürk’ün yaşamının bir diğer yüzünü oluşturmaktadır.

 

Şöyle bir bakalım onun yaşamına…

 

Mustafa Kemal, 7 yaşında iken babasını kaybetti, yetim düştü.

 

 - 8 yaşında okuldan alındı.

- 10 yaşında okuldaki hocasından dayak yedi.

- 24 yaşında tutuklandı. 2 ay hücrede kaldı.

- 30 yaşında doğduğu şehir düşmanın eline geçti. Amiri onu, fiilen işsiz kalacağı bir göreve gönderdi.

- 37 yaşında böbrek hastalığına yakalandı. 2 ay Viyana'da refakatçisiz tedavi gördü. Dönüşte, komutan olarak atandığı ordu dağıtıldı.

- 38 yaşında görevinden alındı. Giyebileceği tek sivil elbisesi bile olmadığı için ödünç aldı. En yakın 5 arkadaşından 3'ü, onun kongre temsil heyetine üye olmaması için aleyhinde oy kullandı.

- 39 yaşında ölüm cezasına çarptırıldı.

 

 

 

Bu listeyi daha da uzatabiliriz. Tüm bu sıkıntılara rağmen O hiç yılmadı ve tüm ömrünü ulusuna adadı. Bize , “ en büyük eserim “ dediği cumhuriyeti emanet bıraktı. Bu emanete sahip çıkmak her Türk’ün namusudur.

 

“Cumhuriyeti biz kurduk. Onu yükseltecek olan sizlersiniz !” diyen yüce atamıza bu önemli gün vesiylesiyle bir kez daha söz veriyoruz ki LAİK CUMHURİYETİMİZİ KORUYACAK VE YÜKSELTECEĞİZ !

 

Karanlığa, yobazlığa ve gericiliğe teslim olmayacağız. Bilimin yol göstericiliğinde hurafe ve boş inançlara karşı laiklik ilkesini daha da yükseklere taşıyacağız.

 

Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelen iç ve dış tehditlere karşı 5 Ağustos 1929 gecesi yüce Atatürk’ün Sakarya Gazetesi baş muhabirine verdiği demeçteki sözleri tekrar ederek yanıt vermeyi sürdüreceğiz:

 

 

''Türk Milleti, kendinin ve ülkesinin yüksek çıkarları aleyhine çalışmak isteyen bozguncu, alçak, vatansız, milliyetsiz, beyinsizlerin saçmalamalarındaki gizli ve kirli hedefleri anlamayacak ve onlara hoşgörüyle bakacak bir toplum değildir. Türk milletinin sosyal düzenini bozmaya yönelen didinmeler boğulmaya mahkûmdur...”

 

Rahat uyu Yüce Atatürk ! Emanetinin yılmaz bekçileriyiz !

Ruhun şad olsun !

Senin yüce hatıran önünde en derin saygı ve minnet duygularımla eğiliyor ve o en muhteşem sözlerinle konuşmamı tamamlıyorum:

Varlığım Türk varlığına armağan olsun.

Ne Mutlu Türküm Diyene !

 

Mustafa Cemil Kılıç

İstanbul 8 Kasım 2006



Ey Devlet!


İnsan halkına küser mi?
İnsan devletine darılır mı?
İnsan bir millete mensup olduğu halde kendini yapayalnız ve milletsiz hisseder mi?
İnsan kendisinin devletin üvey vatandaşı olduğu kanısına kapılır mı?



Kürd Zaferi -Mustafa Cemil Kılıç-


Batılı emperyalistlerce dünyadaki devletsiz en kalabalık " ulus " olarak nitelenen Kürtler, bu vasıflarını yitirmek üzereler. Yaklaşık yüz yıllık bir proje son aşamaya gelmiş bulunuyor. Emperyalizmin malumlar dünyasındaki üç büyük devletleştirme projesinin son halkası olan Kürdistan Devleti doğmak üzere… Deyim yerindeyse emperyalizmin bir kukla devleti daha olsun diye “ Kürt Ulusu “ doğum sancıları çekiyor.



Aleviler Olmasaydı Ne Olurdu -Mustafa Cemil Kılıç-


Aleviler bu ülkenin inkarı mümkün olmayan bir gerçeğidir. Bu öyle bir gerçektir ki, bu gerçek olmasaydı belki de bu ülke ve bu halk diye bir gerçek de olmayacaktı. Türk ulusal varlığı Alevi varlığıyla öylesine bir ilişki içerisindedir ki Alevilik ulusal kimliğin hayat sahası durumundadır. (Her ne kadar Türk kökenli olmayan Aleviler varsa da Alevilerin yüzde doksandan fazlası Türk / Türkmendir.)


 

Cemil Kılıç


İlahiyatçı / Sosyolog

1975 İstanbul doğumludur. Sinop nüfusuna kayıtlıdır. İlk öğrenimini Sinop ve İstanbulda tamamladı. İstanbul^da Küçükköy İmam Hatip Lisesi^nin ardından Marmara Üniv. İlahiyat Fakültesinin Kelam ve İslam Felsefesi Bölümünü bitirdi. 1998 de aynı Üniversitenin Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Enstitüsü, Sosyoloji ve Sosyal antropoloji Anabilimdalında master eğitimine başladı.1999 yılında Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliğine atandı. 2001 yılında master eğitimini tamamladı. 2005 Yılında " Laik Türkiye İçin Yükselen Alevilik " adlı kitabını yayımladı. Kitabı nedeniyle soruşturma geçirdi. Sürgün edildi. 2006 yılında 2. kitabı olan "Türk Ulusçuluğunun Yeniden Doğuşu" adlı yapıtını yayımladı. www.turkcutoplumcu.com ve www.sultangaliyevinyolunda.com adlı web sitelerinin yöneticiliğini yapmaktadır. Halen eğitimcilik görevini sürdürmektedir.


 Alevilik



Alevilik İslam'ın Türk'e Özgü Yorumudur


Alevilik / Bektaşilik, İslam’ın ve İslam’dan önce gelen bütün göksel dinlerin özüdür. Alevi / Bektaşi inancını İslam dışı olarak nitelemek olanaksızdır.

 

Alevilik / Bektaşilik, İslam’ın Türke özgü yorumudur. Bir anlamda “ İslamiyetin Türkçe konuşmasıdır.” Kadim Türk inançlarının tanrısal vahiyle birleşimidir.


 21 yy'a Girerken Türkçülük



Türk Tanımı


Türk, Türklük soyundan gelen ve Türklük soyundan gelenler kadar Türkleşerek kendini TÜRK BİLENDİR. Başka bir kimliğe sahip olduğu halde kendini Türk hisseden veya hissettiğini söyleyen kimseleri Türk kabul etmeye imkan yoktur. Çünkü; böylesi kimseler bilinçaltlarında bir yerde o gayri Türklük kimliğini muhafaza etmektedir. Bu ise daima potansiyel bir kopuşun mevcudiyetini bildirmektedir. O halde biz, tıpkı Yusuf AKÇURA gibi Türklüğü ırk temelli tanımlıyoruz ki, gerçekten bilimsel olan da budur.


 Tarih Algısında Seçkincilik Sona Ererken



Tarih Algısı


Türk tarihi, içinden çıktıkları Türk / Türkmen halkına yabancılaşmış olan, Türkmenlerden “ Etrak-ı Bi İdrak “ Araplardan ise “ Kavm-i Necib-i Arap “ diye bahseden kimi Osmanlı Sultanlarının ve elitlerinin tarihi değil, Türk ve Moğol halklarını bir devlet altında toplayıp Emevi / Abbasi zulmünün öcünü kanırta kanırta Araplardan alarak Türkün yanan bağrına soğuk sular serpen Cengizlerin, Türk katliamlarının planlandığı Bağdat’ı yakan Hülagu'ların, Sekizinci yüzyılda Azerbaycan’da  Arap ordularına ve Arapların satın aldığı Türk soylu Afşın ile onun satılmışlar ordusuna karşı kahramanca direnen Babek'lerin, “Biz Türkün başbuğuyuz !” diye haykıran Timur'ların, Uzun Hasan'ların tarihidir…


 Okumakta Olduğu Kitaplar
  
  
  
  
  
  
 Son Bir Yıldır Okuduğu Kitaplar