Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

13 Ekim 2005

Cengiz Han

“Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

Başsayfa

Ilya Prigogine

Yazarlar

Felsefe

 


Sınırlı Bir Yol


-Ilya Prigogine-


Tersinmezliğin, evrenin de doğuşuna bağlı, kozmolojik kaynaklı olabileceğini biraz Önce gördük. Düşüncemizin tutarlılığı için, zaman göstergesi, geçmiş ve gelecek tarafından oynanan rol arasındaki farklılığın, kozmik evrimin, canlı ya da cansız bütün aktörlerince paylaşılan, evrensel bir nitelik oluşturan kozmolojiye bağlı olması gerekir. Ancak tersinmez olaylar, evrenin yaratılmasıyla durmazlar. Güneşteki nükleer tepkimeler ve yeryüzündeki yaşam sürmektedir. Bugünün tersinmez olayları, çıkış noktaları kozmolojik olsa bile, bugünün klasik ya da kuantum fiziğinde ifade edilmeleri gerekir. Bu kitapta söylediğimiz şey budur. Tersinmezliği, doğa yasalarının yeni, olasılıkçı bir formülasyonuna bağlıyoruz. Bu formülasyon bize, yarının evreninin oluşumunu çözmeyi sağlayacak ilkeleri verir, ancak bu evren kurulmakta olan bir evrendir. Gelecek verilmemiştir. Kesinliklerin sonu yakındır. İnsan düşüncesi açısından bu bir yenilgi değil mi? Ben tersine inanıyorum.

 

Italo Calvino, evrenin en erken bir döneminde yaşayan varlıkları düşlediği, çok güzel bir hikâye derlemesi olan Cosmicoıviques’ği kaleme almıştır. Bugün hâlâ bir araya gelip, evrenin, vücutlarının tümüyle kaplayacağı kadar küçük olduğu zor dönemi anımsarlar. Olasılıkları düşleme, olabilecek şey konusundaki spekülasyon, insan zekasının temel özelliklerinden biridir. Newton, bu erken dönemin bir üyesi olsaydı, fizik tarihi ne olacaktı? Parçacıkların doğuşunu ve dağılmasını, madde ve antimaddenin karşılıklı yok oluşunu gözlemlemiş olacaktı. Başlangıçtan itibaren, kararsızlıkları ve İkiye ayrılmalarıyla evren kendisine, dengeden uzak bir sistem gibi görünmüş olacaktı.

 

Bugün, basit dinamik sistemleri izole etmek ve kuantum ve klasik mekanik yasalarını doğrulamak olanaklıdır. Ancak bu yasalar her zaman, sadeleştirmelere ve idealizasyonlara uygun düşerler. Evren, dev bir termodinamik sis­temdir. Bütün düzeylerde, kararsızlık ve çatallanmalara rastlarız. Bu bakış açısı içinde, fizik idealinin, niçin bu kadar uzun süre kesinliğe bağlı olduğunu, yani zamanın ve yaratıcılığın yadsınmasını, kendi kendimize sorabiliriz. Calvino'nun düşsel varlıklarınca sorulan sorular, yazarın onları yaşattığı erken kozmolojik dönemde nasıl anlamlarını kazanıyorlarsa, kuantum ve klasik mekaniğin basit sistemleri de aynı şekilde ılık evrenimize başvururlar. Yine aynı şekilde, fizik tarihini belirleyen kesinliklerin tutkulu araştırması, klasik fiziğin formüle edildiği, kuşkusuz, Avrupa tarihi bağlamına dahil edilmelidir.

 

II

 

Kesinliğe nasıl varılır? Bu, Rene Descartes'in temel sorusudur. S. Toulmin, çok ilginç Cosmopolis'inde Descartes'ı kesinlikleri aramaya iten durumları ortaya koyar. Politik İstikrarsızlığın ve din savaşlarının hüküm sürdüğü bir yüzyıl olan XVII. Yüzyılın trajik durumunu vurgular. Bu, Katolik ve Protestanların dogmalar, dinsel kesinlikler adına birbirlerini öldürdükleri bir yüzyıldır. Descartes, başka çeşit bir kesinlik araştırmasına koyulmuştur, bu, bütün insanların dinlerinden bağımsız olarak paylaşabilecekleri bir kesinliktir. Kendisini, muhteşem cogito'sundan* felsefesinin çıkış noktası oluşturmaya ve bilimin tek güvenli yol olan matematik üzerine kurulmasını istemeye iten şey budur. Descartes'in programı, genel bir anlaşmayla sonuçlanmayı sağlayacak bir dil oluşturmaya ve insanlar arasında barışı yeniden kurmaya çalışan Leibniz tarafından yeniden ele alınmış ve değiştirilmiştir. Bilimde, kesinliklerin araştırması, Newton'un yapıtına bağlı "doğa yasaları" kavramında en son noktasına ulaşır. Bu yasalar, üç yüzyıldan bu yana fiziğe model oluşturmuştur.

 

Toulmin'in önerdiği kartezyen arayışın tarihsel ve varoluşçu durumunun ve Einstein'ın bilim karşısındaki tutumunu gösteren İnceleme arasında ilginç bir benzetme bulunmaktadır. Einstein'a göre de, bilim, günlük yaşamın sıkıntılarından kurtulmayı sağlıyordu. Bilimsel yönelimi "kentliyi gürültülü ve karışık ortamının dışına, yüksek dağların sakin yerlerine çeken coşkulu istek'le karşılaştırmıştır. Einstein, İnsan yaşamı üzerine çok kötümser bir görüşe sahipti. Faşizmin, Yahudi düşmanlığının ve dünya savaşlarının hüküm sürdüğü, bir insanlık tarihinin trajik bir çağında yaşıyordu. Fizik konusundaki görüşü, insan aklının aldatıcı ve şiddetli bir dünya üzerindeki büyük başarısı, XX. yüzyılda, nesnel bilgi, belirsiz ve öznel alan arasındaki karşıtlığı arttırmıştır.

 

Ve bununla birlikte, Einstein tarafından, tarihin felaketlerinden kaçmayı sağlıyormuş gibi algılanan bilim, hâlâ bugünün bilimini mi temsil ediyor? Bilim adamı gibi kentli de artık, hava kirliliği olan şehirlerden yüksek dağlara doğru kaçamaz. Bütün çelişkileri ve belirsizlikleriyle birlikte bilimler, yarının toplumunun kurulmasına katılırlar. Umuttan vazgeçemezler, Peter Scott'un terimleriyle, en doğru bir şekilde "dünya, bizim dünyamız, hiç durmadan, bilinen ve değer kaynağı olabilecek şeyin sınırlarını genişletmeye, verilmiş olanı aşmaya, yeni ve daha iyi bir dünya düşlemeye çalışır."

 

Bu kitabın önsözünden itibaren "Batı anlayışının en derin tutkusu, varlığının kaynaklarıyla birlikte birliğine kavuşmuş olmasıdır" diyen Richard Tarnas'dan söz ettim. Bu tutku, aklın gücünün prometheusçu doğrulamasına varır ancak, bir yabancılaşma dramıyla, yaşamın anlamı ve değerini oluşturan bir yadsımayla bir tutulabilir. Bu aynı tutkunun, bugün, dünya görüşümüzde yeni bir birlik çeşidine yol açmaya uygun olduğuna ve bilimin, bu yeni bir tutarlığın kurulmasında önemli bir rol oynaması gerektiğine inanıyorum.

 

III

 

Bir önceki bölümde sözünü ettiğimiz gibi, Einstein'a, yaşamının sonunda, büyük matematikçi Gödel'in bir katkısını içeren bir deneme derlemesi sunuldu. Gödel, geçmişe doğru yapılan bir yolculuk olasılığını düşleyerek, geçmiş ve gelecek arasındaki eşdeğerliği gösterdiğine inanıyordu. Einstein, Gödel'e verdiği yanıtta bu fikri, reddeder: Sonsuzluk girişimi ne olursa olsun, yeniden geçmişe doğru dönme olasılığını kabul etmek, dünya gerçekliğinin yadsınmasına uygun düşüyordu. Fizikçi olarak Einstein, kendi fikirlerinin mantığına uysa da bu sonucu kabul edemezdi.

 

Büyük yazar, Jose Luis Borges, "Une nouvelle refutation du temps"da aynı karşıtlar birliğini ifade eder. Zamanı İllüzyona dönüştüren doktrinleri açıkladıktan sonra şu sonuca varır: "Ama, böyle olmakla birlikte ... zamanın sürekliliğini yadsımak, kendini yadsımak, astronomik evreni yadsı­mak, görünürdeki umutsuzluk ve gizli avuntuya bağlıdır... Zaman beni meydana getiren maddedir. Zaman, beni kendisiyle birlikte götüren bir ırmaktır, ama beni ırmağım; beni yok eden bir kaplandır, ama kaplan benim; beni yakıp kül eden bir ateştir, ama ateş benim. Dünya, ne yazık ki gerçektir. Ve ben, ne yazık ki Borges'im." Zaman ve gerçeklik indirgenemez bir biçimde birbirine bağlıdır. Zamanı yadsımanın, bir avuntu gibi görünmesi ya da insan aklının büyük bir başarısı gibi ortaya çıkması, her zaman gerçekliğin bir yadsınmasıdır.

 

Zamanın yadsınması, fizikçi Einstein için olduğu kadar, şair Borges için de ilgi kaynağı olmuştur. Bununla be­raber, Einstein'in sorularımızın yanıtının yalnızca rastlantıya bağlı olduğunu kabul etmeyişini anlayabiliriz. Yalnızca rastlantı, gerçekliğin ve dünyayı olduğu kadar determinizmi de anlama isteğimizin bir yadsımasıdır. Bizim oluşturmaya çalıştığımız, hiçbir şeyin genel terimlerle ne betimlenebileceği ne de öngörülebileceği, nedensiz saçma bir dünyaya olduğu kadar, yeniliğe hiçbir yer bırakmayan yasaların yönettiği bir dünyaya yabancılaşmaya da götüren, bu iki kavram arasındaki sınırlı yoldur.

 

Bu sınırlı yolun araştırılması, bu kitabın konusunu oluş­turur. Bu araştırma, yaratıcılığın bilimlerdeki rolünü ortaya koyar. Bilimsel yaratıcılığın bu kadar küçümsenmesi ilginçtir. Shakspeare, Beethoven ya da Van Gogh erken ölmüş olsalardı, hiç kimsenin onların yapıtlarını asla tamamlayamayacağını herkes bilmektedir. Ya bilim adamlarının durumu ne olacak? Newton olmasaydı, başka biri klasik devinim yasalarını bulamayacak mıydı? Termodinamiğin ikinci ilkesinin formülasyonunda Clausius'un kişiliği kendini göstermiyor mu? Bu karşıtlıkta doğru bir şey var. Bilim toplu (kolektif) bir girişimdir. Bilimsel bir problemin çözümünün kabul edilmiş olması için, kesin gereklilikleri ve ölçütleri yerine getirmesi gerekir. Böyle olmakla birlikte, bu karşıtlıklar yaratıcılığı ortadan kaldırmazlar, bunlar yaratıcılığa meydan okumadır.

 

Zaman çelişkisinin formülasyonu kendi içinde, insan yaratıcılığının ve imgeleminin olağanüstü bir örneğidir. Bilim, yalnız görgüye dayanan olayların incelenmesiyle kendini sınırlamış olsaydı, zaman göstergesini nasıl yadsıyabilecekti? Ve zaman göstergesinin yadsınması yalnızca bir düş değildi. Zamana göre, simetrik yasaların formülasyonu, görgül gözlemleri, kuramsal yapıların yaratımıyla birleştirmeyi başarmıştır. Bu yüzden, zaman çelişkisi, basit bir şekilde alışılmış anlama başvurmakla ya da dinamik yasalardaki ad hoc (uygun) değişikliklerle çözümlenemezdi. Klasik yapının gizli zayıflığını belirlemek de yeterli değildi. Determinist kaosun başlangıç koşullarına ya da Poincare rezonanslarına olan duyarlılık olan bu zayıflığın, pozitif bir anlam kazanması, yeni bir söylemin başlangıcı ve yeni fizik ve matematik sorularının kaynağı olması gerekirdi. Bu, bilimsel bilgiyle bir tuttuğumuz, doğayla olan diyalogun anlamıdır. Bu diyalog sırasında, ilk önce bir engel gibi görüneni, tanıyan ve tanınan arasındaki ilişkiye yeni bir anlam kazandıran kavramsal yapılara dönüştürürüz.

 

Bugün ortaya çıkan, determinist bir dünya vs yalnızca rastlantıya bağlı keyfi bir dünya olan iki bağlayıcı gösterim arasında bulunan orta bir betimlemedir. Yasalar, dünyayı yönetmez, ancak dünya rastlantıyla da yönetilmez. Fizik yasaları, indirgenmez olasılıklı gösterimlerin ifade ettiği yeni bir anlaşılırlık biçimine uygun düşerler. Mikroskopik ya da makroskopik düzeyde olması gereken kararsızlığa bağlıdırlar ve olayları, determinist yasaların tümdengelimsel ve öngörülebilir sonuçlarına indirgemeden olabildiğince betimlemeye çalışırlar. Belki, öngörülebilir ve kontrol edilebilirle, öngörülemez ve kontrol edilemez arasındaki bu ayrım, doğanın anlaşılabilirlik arayışını Einstein'ın yapıtında bulamayacak mıydı?

 

Kör yasalar ve keyfi olaylar arasında sınırlı bir yol oluşturma sürecinde, Whitehead'in bir deyişiyle söylemek gerekirse, etrafımızdaki dünyanın büyük bir bölümünün o zamana dek, "bilimsel filenin ilmikleri arasından kaydığını" keşfederiz. Yeni ufuklar, yeni sorunlar, yeni risklerle karşılaşırız. Bilim tarihinde ayrıcalıklı bir dönem yaşıyoruz. Okuyucularıma bu inancı iletmiş olmayı umuyorum

 

İlya Prigogine

Kesinliklerin Sonu Adlı Kitabından alıntılanmıştır.

 

* Descartes'in ulaştığı kesinliği belirten kalıp cümle, Cogito ergo sum (Düşünüyorum, öyleyse varım)'un kısaltılmışıdır.


 

Ilya Prigogine


..1917 - .. (Moskova)


Brülsel Üniversitesi ve Austin' deki Texas Üniversitesi' nde profesördür.Rastlantısal olayların yaratıcı değerini gün ışığına çıkaran Prigogine, bilimsel yaklaşım için yeni bir metodoloji geliştirdi: '' Yeni Birleşim.'' Onsager' in bulgularını geliştiren kuramsal çalışmalarıyla tersinmez tepkimelerin yanı sıra, denge durumuna erişmesi beklenen tersinir tepkimelerin de termodinamiğinnin gelişmesine katkıda bulundu.


1977 Nobel Kimya Ödülü' nün de sahibi olan Prigogine, özellikle bilimin geleceği ve muhtemelen gelişme perspektifleri üzerinde yoğunlaşmaktadır.


 ----------------------



-----


------


 
 
 
 

Başsayfa

Ilya Prigogine

Yazarlar