Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

Son Güncelleme: 20 Ağustos 2008

 

 

Bilgimece

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

www.turkdirlik.com


Kırgızların Kökeni Meselesi -Rüstem Abdumanapov -Çeviren: Ahsen Batur-


Güney Sibirya, Kazakistan, Moğolistan ve Çin’in eski gerçekleriyle ilgili olduğu için, Orta Asya etnik tarihininin en tartışmalı ve çetrefil meselelerinden birisi Kırgızların kökeni konusudur. Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için öncelikle kullanılacak terminolojinin belirlenmesi gerekir. Biz burada eski Orta Asya Kırgızlarının resmi adı “Kırgız”ı kullanacağız. “Eski Kırgızlar” terimiyle ise 840 yılında Kırgız Hakanlığı adıyla bilinen devleti kuran ve Minusin çanağı ile Sayanlarda yaşayan halkı kastetmiş olacağız.

 

Kırgızların kökeni meselesi birkaç yüzyıldır bilim adamlarının kafasını ağrıtmıştır, ama bugüne kadar bu Kırgızların kim oldukları, vahit bir etnik topluluk olarak ne zaman şekillendikleri, şimdiki vatanları Kırgızistan topraklarına ne zaman yerleştikleri konusunda bir görüş birliği sağlanabilmiş değil.



Çıplakça -Emine Yavuz-


Bu, bir kadın./Erkek, bu./İşte./İnsan.

 

Çalıştığım hastanede ameliyat olmuştu. Öteden beri çok güler, çok konuşurdu. Geçenlerde gülümsemenin çene kaslarını geliştirdiğini anlattı. Bir bedenin uyarılışa geçmesi üzerine de bir şeyler söylemişti; şimdi ne söylediğini çıkaramayacağım. Susmak nedir bilmezdi. Ameliyattan çıkartıldıktan hemen sonra bile konuşup durdu. Gerçekten ne konuştuğunu bilemiyorum. Bildiğim, o konuştukça keyifli keyifli gülmeye başladığımdı; onu dinlerken  gülmemek elde değildi. Zaman zaman saçmalasa da sevimli biriydi.



Stefan Zweig'ın Biyografi Yazarlığı -Haluk Güriz-


Stefan Zweig 1881 tarihinde Viyana’da köklü ve zengin Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Okul çağının can sıkıcı monotonluğunu Viyana kentinin olanaklılığı ile kitapçılar, tiyatrolar, konser ve müze salonlarında aşar. Lise öğrencisi iken şiir ve öykü yazmaya başlar. Yaşamı boyunca bir örgüte veya partiye üye olmaya karşı sert bir tavır gösterir. Yaşamı seven, zamanı iyi kullanan bir yazar olan Zweig ilk gençliğinden itibaren tiyatro, şiir, öykü, roman ve biyografi alanında yapıtlar verir. Yahudiliğin kendisine nasıl bir duygu hissettirdiğini şu sözlerle tanımlar.



Stoa Felsefesinin Günümüzdeki Önemi ve Tarihçesi -Haluk Güriz-


Stoa felsefesi “davranış tutarlılığı”yla “düşünce tutarlılığı”nın insan için önemini bildiren, gerçek anlamda bir bilgelik ahlakıdır. İnsanın insanlığına, onun değerlerine sahip çıkmak, bu arada insanın usdışından kaynaklanan eksikliklerini, sakatlıklarını, boşluklarını ussallıkla gidermek temeline dayanır. Stoa felsefesi tam anlamında bütüncül bir felsefedir. Bu felsefe sıradüzenli bilgi anlayışını yadsır, bilginin konusu olan evreni biryapılı sayar. Bilgeliğin bilinçsel gücü gerektirdiğini, bilge kişinin sürekli bir arayışla, sürekli seçimlerle kendini var ettiğini, hiçbir büyüğün kendini bir çırpıda yaratamayacağını bildirir. Stoa felsefesinde “erdem” kavramı özellikle uygulamaya dönüktür yani somuta yönelmiştir. Bu, bilgelikle sağlanmış bir dinginlik ve mutluluk öngörüsüdür. Onda her şey insanın yüce mutluluğu içindir.



Bir ‘Keriman Halis Ece’ vardı... -Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-


“Müftehir olduğumuz (övündüğümüz) tabii güzelliğinizi fenni tarzda muhafaza etmesini biliniz ve bu yolda uyanık bir tekamülün (gelişmenin) mütemadi (sürekli) tahakkukunu ihmal etmeyiniz. Bununla beraber, asıl uğraşmaya mecbur olduğunuz şey, analarınızın ve atalarınızın oldukları gibi yüksek kültürde, yüksek fazilette birinciliği tutmaktır” Evet... Atatürk, en önemlisi yüksek kültür ve fazilette birinci olmaktır, diyor.



Tarkan-Who? -Kürşad Kahramanoğlu-


Popüler müzik yapan bir sanatçı, bu müziği yaptığı toplumdan kopmuş olarak nasıl yaratıcılığını, inandırıcılığını devam ettirebilir? Aşklarının bilinmediği, söylediklerini yaşamış olduğunu ve böylece paylaşabileceğimizi hissetmediğimiz bir Sezen Aksu, Miami'den yüreklerimizi bu kadar hoplatabilir mi? Tarkan yanlış yönlendiriliyor ve git gide, içi kof karton bir levhaya dönüşüyor. Bütün bu yazdıklarımın uzun bir süre Tarkan'a mali bir sorun çıkaracağını zannetmiyorum.' Koyunun bulunmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler' hesabı bugüne kadar biriktirdiği ünle uzun bir süre Tarkan Türkiye'de para kazanır, yılbaşlarında TRT'ye çıkar ama Türkiye popüler kültümde, jenerasyonun en umut veren yıldızının hiçbir yere varamadığını görür.



Kenar Mahalle Çocukları -Ahsen Batur-


Uygarlığın güya öncüsü ve kurucusu olduklarını savunan Batılı bilim adamları, dünya halklarını medeniyet skalasında tasnife tabi tutarken, özellikle Türkleri, Amerika’nın yerli halklarını ve Afrikalı milletleri görmezden gelirler ve bazen de lutfedip incelenmeye değmez “kenar mahalle” kültürleri olarak takdim ederler. Onlara göre Amerikalı yerlilerin uygarlıkları yoktur; barbar ve kültürsüzdürler. Afrikalılar zaten siyah, cahil ve geri kalmış lüzumsuz varlıklardır. Türkler ve Turani halklar, hem barbar, hem göçebe, hem yağmacı ve hem de parazit topluluklardır. Hatta Arnold Toynbee, “A Study of  History” (Tarih Bilinci) adlı eserinin birinci cildinde, uygarlıkların tasnifini yaparken Türklerin adını bile ağzına almaz..

Kürt Meselesi 4 -Dünden Yarına Ne Değişecek- -Ömer Dönderici-


Bir önceki yazımda, geleceği planlarken, her şeyin geçmişteki gibi olacağını düşünmenin, Kürt sorunu için de bir handikap olduğunu söylemiştim. Bugün, ne demek istediğimi biraz daha açmak istiyorum. İnsanlığın uzun tarihinde toprak, yakın zamanlara kadar en değerli varlık olarak kaldı. Toprak, on bin yıl öncesine kadar avlamak ve toplamak için, son on bin yılda tarım için, son birkaç yüzyılda yeraltı zenginlikleri için gerekliydi. Halen de gerekli. Ama son yüzyıl veya yüzyıllara kadar bu bir varlık-yokluk sorunuydu. Verimli topraklara sahip olmamanın bedeli açlıktan ölmek demekti.



Dünya Değiştiren mi, Değer Yargısında Bulunan mı? -H. Bülent Paksoy-


‘Para Kazanan’  kişiler de dünyayı değiştirir. Bu, kaçınılmaz bir gerçektir; ama para kazanan ile dünya değiştiren düşünce üreten kişi arasındaki ayrılık ve ayrıcalıkların yok olduğu anlamına gelmez.  Her neden ise, para kazanan, ‘yargıçlık’ yapmak ‘yeteneğini’ de kendinde bulur.  Bu yargıçlık, yalnız ‘yasal’ konularda da kalmaz; bütün toplumun yaşamının ayrıntılarına da uzatılır.  Bu görüş’ün ‘çağdaşlık’  bir gelişme olmadığını görmek de güç değildir; belgeleri çok gerilere gider.  İlk kazılı örneği (ATON)  eski Mısır’da görülebileceği gibi, Kutadgu Bilig içinde de gözden kaçmaz.  Ardından geçen yüzyıllar içinde Çin’den İtalya’ya, Güney Afrika’dan Amerika’ya varıncaya kadar birbirlerinden uzak maya’lar içinde bu gerçek durmadan yenilenir.  Sun Tzu (M.O 6 yy), Galileo, (1564-1642), Hezarfen (1609-1640), Divaoglu (1855-1933),  Mitchell’e (1879-1936) varıncaya kadar sayısız örnek gösterilebilir. Holmes, düşüncesinin açıklamasını yapmaktan da geri durmamıştır:  “Bir kişi, parasını genellikle kişisel değerlerinin üzerinde tutar “



Kerbela'yı Doğru Okumak -Hasan Onat-


Kerbela, insanlık tarihinin şahit olduğu en acı olaylardan birisidir. Müslümanların bilinçaltına seçilmiş ve transfer edilmiş bir travma olarak kazınmıştır. Kerbela’ya ağlamak ve yeni olmuşçasına dövünmek yerine, onu doğru okuyup, yeni Kerbela’ların önüne geçmek gerekmektedir. Bunun yolu da, doğru, sağlam ve güvenilebilir bilgiyle, kendi geleceğimizi inşa etmek için harekete geçmektir. Mazide yaşayanların asla gelecekleri olmaz.  Müslümanlar Kerbela’yı doğru okumayı başaramazlarsa, İslam dünyasının her yeri Kerbela haline gelebilir.



Din Alanında Doğru Bilgi Sahibi Olmanın Gerekliliği ve Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersleri -Hasan Onat-


İnsanı sağlıklı bir şekilde anlayabilmenin anahtarı dindir. Din, tarih boyunca, insanın olduğu her yerde, bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Bazen doğrudan kurumlaşmış haliyle etkin olmakta; bazen salt inanç ve ibadet olarak insan hayatına girmekte; bazen de kültürün farklı öğelerinin içine gizlenerek, varlığını hissettirmeden işlevini yerine getirmektedir. Din, hem kültürün en önemli öğelerinden birisidir; hem de kültürün şekillenmesinde etkin olan faktörlerin başında gelmektedir.



Stanford J. Shaw'u Anarken -İskender Öksüz-


Türk kamu oyu, Shaw'u, Ermeni tezlerine karşı tarihî gerçekleri savunmasıyla tanıdı ve bu tanınma, Ermeni terör ahmaklığının 1977'de Los Angeles'deki evini bombalamasıyla doruğa çıktı. Bomba, bir taraftan bizde tanınmasını sağlaması açısından yararlı oldu. Fakat tanınmanın niteliği talihsizdir. Çünkü Shaw, sadece Ermeni iddialarına karşı tutumuyla öne çıkmaz. O, Batı'nın Haçlı Seferleri'nden bu güne kadar süregelen ve şu anda da bütün şiddetiyle devam eden iki yüzlülüğüne ayna tutan bir bilim adamıdır.



Toplumsal İlişkilerin Simülasyonlar Aracılığıyla Bürokratik Bağlamda Yeniden Tasarımı ve Kapitalizmin Teslis Yorumu -Nimetullah Sucu-


“Bir köken ya da bir gerçeklikten yoksun gerçeğin modeller aracılığıyla türetilmesine hipergerçek yani simülasyon denilmektedir.” Buradan hareketle simülasyon denildiğinde bir hakikatten çok hakikat(li)lik payı taşıyan bir modelden söz edilebileceğini söyleyebiliriz. Şöyle ki, hakikat olma vasfına haiz bir şeyin işlevsel boyutu hakikati ifade etmesidir. Oysa simülasyonda işlevsellikten işlemselliğe geçiş söz konusudur. Başka bir deyişle, simülasyon denilince gerçeğin tüm göstergelerine sahip ve bir gerçekliğin oluşması için gerekli tüm aşamalardan geçirilmiş işlemsel bir ikizleme durumu kastedilir. Dolayısıyla simülasyon hakikatin nihai biçimde oluştuğu ana dek tezahür eden göstergelerin inşası sürecidir.



Kim İlkel? -Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-


İnsanlığın bu içler acısı uygarlık yaşantısı geçtiğimiz yüzyılın bilgeleri arasında da tartışılıyordu. 20. yüzyılın ilk yıllarında Dr. Alexis Carrelİnsan Denen Meçhul” adlı eserinde özet olarak şöyle diyordu: “Günümüzün insanı uçaklara biniyor Atlantiği çabucak geçiyor; otomobiller üretiyor; ama bu insanlık insanca davranmıyor. Günümüzün insanı kendisini kendi örsü üzerine koyup, kendi çekici ile kendisine bir insanca biçim vermelidir” Yüz yıl önce söylenen bu söz günümüzde de geçerli. Bu sözün en kısa sürede geçerliliğini yitirmesini diliyoruz. Diliyoruz; çünkü uygar görüntülü yaratıkların vahşetlerinden insanlık erdemi adına utanıyoruz.



Türklerin Kürtleşmesi Ermeniler ve Halaçoğlu'nun Konuşması -Cemal Şener-


Bu konuda kürtçü siyasetçilerin en önemli referanslarından İsmail Beşikçi bile; “Uzun asırlar içerisinde Kürtler tarafından asimile edilmiş Türklerin de varlığından söz etmek gerekir.” Diye yazıyor. Ve Kürtçü siyasetçilerin baş referans kaynağı Abdullah Öcalan ise, adeta Ziya Gökalp’i tekrarlayarak şöyle yazıyor; “Birçok Türk beyinin Mardin’de, Diyarbakır’da, Ahlat’da, Erzurum’da kurduğu beylikler var. Hepsinin içinde Kürt-Türk karışmıştır. Örneğin; Karakeçililer, bugün Karacadağ eteklerinde yaşıyorlar, hepsi de benden daha çok Kürt ve hiç Türkçe bilmezler. Karakeçililer aslında bir Türkmen boyudur, buna benzer birçok boy var.” Diyor, Peki Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’na karşı çıkanlar Abdullah Öcalan, İsmail Beşikçi ve diğer yazılanları okuyunca ne diyecekler.



Doğu Anadolu'da Kürtleşen Türkmen Toplulukları   -Sinan Sungur-


Diyarbakırlı Ziya Gökalp, bölgedeki aşiretlere ilişkin yaptığı incelemeler sonucunda; “Kürtlerle beraber yaşayan Türkmen aşiretlerinin tedricen Kürtleştiklerini, Urfa ile Siverek arasındaki Döger nahiyesine yerleşenlerin Kürtçe öğrendiğini, Urfa ve Diyarbakır’daki Karakeçili aşiretinin Osmanlı’nın ecdadı olan Kayı boyundan ayrıldığını ve Kütahya yöresindeki Karakeçililerin amcazadeleri olup Kürtçe konuştuğunu, yine Diyarbakır’daki Türkan ve Mardin yöresindeki Kiki, Carıkan, Halacan adli Türkmen aşiretlerinin de tamamen Kürtleştiklerini” söylemektedir.



Kaşgarlı MahmudAbdulhamid'in Türkçe'ciliği -Nihad Sami Banarlı-


Gerçi Türkçe'nin devlet dili olarak kullanılması, daha Anadolu Selçukluları sarayında başlar. Fakat bu sarayda resmî lisân olarak daha çok Arapça ve bilhassa Fârisî kullanılmıştır. Karamanoğlu Mehmed Bey'in 15 Mayıs 1277'de Türkçeyi Konya'da devlet dili ilân etmesi, ancak Fârisî'nin birinci derecedeki ehemmiyetine karşı bir harekettir. Yoksa Prof. Fuad Köprülü'nün, Konya sarayında Türkçe'nin Mehmed Bey'den evvel de kullanıldığı hakkındaki görüşü ve işareti doğrudur. Anadolu'da Türkçe, Mehmed Bey'den çok evvel itibar kazanmaya başlamıştı. Bir misâl olarak, İkinci İzzeddin Keykavus'un, o devir Anadolu halkı arasında yaygın ve sevilen bir destani eser olan Danişmendname'yi kendi yazıcısına Türk dili ile yazdırması, Konya Sarayı'nda Türkçeye verilen ehemmiyetin bir ifadesidir.



Mezhep Kavramı ve Mezheplerin Doğuş Sebepleri -Hasan Onat-


İslâm'ın "itikâdî ve amelî sahadaki düşünce ekolleri" diyebileceğimiz mezhepler, dinin anlaşılma biçimleri ile ilgili tezâhürlerdir. Müslümanlar, Hz.Muhammed'in vefatından sonra,  muhtelif sebeplerle, dini farklı anlamaya, farklı görüşler üretmeye başlamışlardır. Bu farklılaşmalar, mezheplerin oluşumunu hazırlayan sürecin ilk aşaması olarak alınabilir. Her insan başlı başına bir dünya olduğuna göre, din anlayışında özgün bir boyut kaçınılmazdır. Üstelik bu özgün boyut, sevgi, saygı ve hoşgörü ortamında muazzam bir zenginlik sağlayabilir. Ancak, insanın sosyal bir varlık oluşundan kaynaklanan doğal örgütlenme arzusu, siyaset, ekonomi, sosyal değişme, kısaca insanın yapısından ve içinde yaşadığı koşullardan kaynaklanan birtakım sebepler, farklılaşma ile başlayan süreci, kurumlaşma aşamasına doğru sürüklemektedir. Sonuçta, ortaya, sayıları binlere ulaşan mezhepler çıkmaktadır.



Semah Nedir? -Cemal Şener-


Semah; Aleviler’in ibadeti olan Cem’in ayrılmaz bir parçasıdır. İnanışa göre Hz. Muhammet, Miraç dönüşü Kırklar Meclisi’ne uğrar. Selmani Farisi bir üzüm tanesi ile içeri girer ve Hz. Muhammet’e; “Ey yoksulların hizmetçisi!  Bu üzüm tanesini bize paylaştır.” Der. Cebrail bir tabak getirir ve Hz. Muhammet onun içinde üzüm tanesini ezip şerbet yapar. Bu şerbet, Kırklar’dan birinin dudağına değince tümü kendinden geçer; kalkıp; "“ya Allah"”diyerek semah döner. Semah o gün bugündür erenler meclisinde dönülür.



Hiciv Şiirinin Büyük Ustası: Mirze Elekber Sabir -Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-


Türklüğün birlik ve beraberliğini isteyen; cehaletle kıyasıya alay eden, Türk milletinin çağın ilerisinde bir zihniyete kavuşmasını dileyen, büyük hiciv şairi Mirze Elekber Sabir (Mirza Ali Ekber Sabir) bir Azerbaycan Türküdür. Ne acıdır ki; Sabir, Anadolu’da yetirince bilinmemektedir. Onun ince alayı, cehalete fırlattığı oklar, birliğe susamış mısraları, günümüz dünyasındaki Türklüğün her halde en fazla ihtiyacı olduğu bir zamandır. Sabir, eserlerini HOPHOPNAME adlı kitapta toplamıştı. Bu eseri, 1975 yılında rahmetli Prof. Dr. A. Mecit Doğru, Türkiye Türkçesi’yle yayımladı. Rahmetli Doğru, bu eseri yayımladığında Hophopname ile ilgili olarak kendisiyle ilk röportajı TÖRE dergisi için ben yapmıştım. Bu çalışmamdan dolayı mıdır, nedir bilmem; Sabir’i hiç unutamadım. Kitabı söz gelişi değil, gerçekten yatak odamda başucumda durur. Türkiye’de ‘Sabirlik’ olaylar yaşandıkça açar okurum.



İnsan, kendi başına varolan veya yaratılıştan önce Tanrıda hazır bulunan bir "ideler dünyası"nın sonradan şekillendiricisi değil, dünyada ve kendisinde oluşum içinde bulunan ideler düzeninin birlikte şekillendiricisi, birlikte yapıcısı, birlikte gerçekleştiricisidir. İnsan, "ilk-varolan"ın kendini onda ve onun aracılığıyla kavradığı yer olmakla kalmaz, aynı zamanda, onun özgür karar vermesinde Tanrının kendini gerçekleştirmesi olabilirlik kazanır, insanın dünyadaki yeri, ne yalnızca "kul" ya da uysal bir hizmetkâr ne de kendi içinde tam ve eksiksiz bir Tanrının "çocuğu" olmaktır. Karar verme varlığı olarak insan, Tanrının birlikte savaşçısı," birlikte eylemcisi olmanın yüce onurunu taşır.



Nobel Edebiyat Ödülü Konuşması -Orhan Pamuk-


Aslında babama benim gibi bir hayat yaşamadığı, hiçbir şey için küçük bir çatışmayı bile göze almadan toplumun içinde, arkadaşları ve sevdikleriyle gülüşerek mutlulukla yaşadığı için kızıyordum. Ama 'kızıyordum' yerine 'kıskanıyordum' diyebileceğimi, belki de bunun daha doğru bir kelime olacağını da aklımın bir yanıyla biliyor, huzursuz oluyordum. O zaman her zamanki takıntılı, öfkeli sesimle kendi kendime "mutluluk nedir?" diye soruyordum. Tek başına bir odada derin bir hayat yaşadığını sanmak mıdır mutluluk? Yoksa cemaatle, herkesle aynı şeylere inanarak, inanıyormuş gibi yaparak rahat bir hayat yaşamak mı? Herkesle uyum içinde yaşar gibi gözükürken, bir yandan da kimsenin görmediği bir yerde, gizlice yazı yazmak mutluluk mudur aslında, mutsuzluk mu? Ama bunlar fazla hırçın, öfkeli sorulardı.



Asgari Ücret Belirlemek, Ülkeye İhanet Etmektir -Ömer Dönderici-


Demografistler, nüfus profilinin, azgelişmiş ülkelerde daha çok çocukları, gelişmiş ülkelerinse daha çok yaşlılarıyla biçimlendiğini söyler. Sözü edilen her iki grup da tüketim baskın gruplardır. Bu ülkelerde, çocuklar ve yaşlılar arasında sıkışmış görece küçük bir üretken grup, toplumu sırtlamaktadır. Ama gelişmekte olan ülkeler, gelişmiş ülkelerin geçtiği, azgelişmiş ülkelerinse bir gün geçecekleri bir fırsatla karşı karşıyadır. Bu fırsat, her ülkenin, bir kez elde edebileceği bir fırsattır. Türkiye böyle bir fırsatı yaşamakta ve biraz da heba ederek yaşamaktadır. Şöyle ki, gelişmenin bir aşamasında doğurganlık azalmakta, buna karşılık nüfus yeterince yaşlanamamaktadır. Ülkenin ezici çoğunluğu “üretken” durumdadır. Bu durum “fırsat penceresi” olarak adlandırılmaktadır. Türkiye bu pencerede olmakla birlikte, bunu değerlendirebilme becerisini gösterememiş ve gösterememektedir. Üstelik bu pencereyi yarıladığımızı söylemek yanlış olmaz.



Sınırlı Bir Yol -Ilya Prigogine-


Kesinliğe nasıl varılır? Bu, Rene Descartes'in temel sorusudur. S. Toulmin, çok ilginç Cosmopolis'inde Descartes'ı kesinlikleri aramaya iten durumları ortaya koyar. Politik İstikrarsızlığın ve din savaşlarının hüküm sürdüğü bir yüzyıl olan XVII. Yüzyılın trajik durumunu vurgular. Bu, Katolik ve Protestanların dogmalar, dinsel kesinlikler adına birbirlerini öldürdükleri bir yüzyıldır. Descartes, başka çeşit bir kesinlik araştırmasına koyulmuştur, bu, bütün insanların dinlerinden bağımsız olarak paylaşabilecekleri bir kesinliktir. Kendisini, muhteşem cogito'sundan* felsefesinin çıkış noktası oluşturmaya ve bilimin tek güvenli yol olan matematik üzerine kurulmasını istemeye iten şey budur.



Deryadan Bölünmüş Sellere mi Döndük... -Volkan Ekiz-


Deryadan bölünmüş sellere mi döndük, neden bu yetim bakışımız, neden bu kimsesizliğimiz, neden boynu bükük duruşumuz?.. Dolduk da eksildik mi? Hani o kitaplara sığmaz tarih, hani o yiğitliği yaşamaya nakşetmiş atalar ve nasıl bu hal şimdi.

 

Ses ver Anadolu, ses ver ne olur, ne yapayım, senden başka ocağım mı var gideyim?



İran’da Fars Milliyetçiliğinin Üç Dalgası: “İranlılığa” Giden Yol

Arif Keskin


İran’ın çağdaş tarihinde Modern Fars milliyetçiliği ve Geleneksel Fars Milliyetçiliği şeklinde ortaya çıkan Fars milliyetçiliği 1997 yılında Hatemi’nin Başkanlığa seçilmesi sonucunda yapısında değişikliklere gitmek mecburiyetinde kalmıştır. Bu makalede de Modern ve Geleneksel Fars Milliyetçiliği ve 1997’den sonra Fars milliyetçiliğinin yeni biçimi olan “İranlılık” yapısının kuramsal temelleri ve bu temelleri atan düşünürler incelenmiştir.



Hıristiyan Dünyası'ndan 'Medeni Dünya'ya -Lev Nikolayeviç Gumilëv-


Davranış kalıbının süper-etnos boyutundaki değişimi gibi çok büyük bir olay bugüne kadar farkedilmemiş ve anlatılmamış olsaydı, sürpriz olurdu. Hayır; bizim bakış açımızdan farklı bir açıdan, değişik kavram ve terminolojiyle olsa bile, her ikisi de yapıldı. Önemli değil! Farklı referans sistemlerinin terimlerini kendi sistemimize uygulayabiliriz. Doğrudan müşahedeler, bu uygulamanın değerini küçültmez.



Serbest Ticaret Sorunu Üzerine -Karl Marks-


Baylar, sanmayınız ki ticaret özgürlüğünü eleştirirken himayecilik sistemini savunmak gibi bir niyet taşıyoruz. Kişi, eski rejimin dostu olmadan da anayasa rejimine düşman olduğunu ilan edebilir.

 

İngiltere'de Tahıl Yasalarının kaldırılması, 19. yüzyıl serbest ticaretinin en büyük zaferidir. Serbest ticaretten söz edilen her ülkede imalatçıların kafalarındaki başlıca şey, genel olarak tahıl ve hammaddelerin serbest ticaretidir. Yabancı tahıl üzerine koruyucu gümrük konulması çok çirkin bir şeydir; bu, halkların açlığı üstünde spekülasyon yapmak demektir.


Kaşgarlı MahmudBilgimece Hakkında


Türk Dirlik


Bilgimece, Türkleri ilgilendiren belli başlı konularda önemli gördüğümüz bilgilerin birarada sunumunu ve bu sunumu işleyerek zenginleştirmeyi amaçlamaktadır. Bu çalışma özellikle temel bilgilerin biraraya getirilmesinden başlayacakdır. Türk Dirlik,  bilgi den başka, soruların, sorguların, ilişkilerin bir uyum içerisinde sunumunu da hedeflemektedir. Burada yeniden birlikte bilgi oluşturma-işleme-yaratmanın bir yöntemi denenecekdir. Bu yöntemi de sorgulanabilir ve güncellenebilir görmekteyiz. Taslak geliştikçe sizlere bilgilendireceğiz. Katılımı önemsediğimiz bilinsin isteriz.  İlgili konu başlıkları ve yöntem taslakları daha sonra burada sizlerin bilgisine sunulacakdır.

 

 

 

 

Türk Dirlik

 



Biz olmasak gökyüzü, biz olmasak üzüm,

Biz olmasak üzüm göz, kömür göz, ela göz;

Biz olmasak göz ile kaş, öpücük, nar içi dudak;

Biz olmasak ray, dönen tekerlek, yıkanan buğday,

Ayın onbeşi;

Biz olmasak Taşova'nın tütünü, Kütahya'nın çinisi,

Yani bizsiz

Anne dizi, kardeş dizi, yar dizi

Güzel değildir.

Enver Gökçe


Karaçorlu Sehend'den



Sehend


Hakkın hakikatin bağçası her vah,

İnsanla gül açır, insanla solur.

En büyük hakikat insandır ancah,

İnsansız hakikat olsa, kör olur.

 

Bulud Karaçorlu Sehend

 





--------------------------


---------------------


---------------------



-----------------------


---------------------





--------------------


---------------------


 

----------------------



-----------------------------


--------------------------



 

 

-

SİYASET

-

 

 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

TÜRKÇÜLÜK

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 

 

-

KÜLTÜR

-

 

 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 
- 
- 
- 
- 

-

TÜRK DÜNYASI

-

 

 

-

 

-

 

-

 

-

 

-

 

-