Dileğimiz Türk Düşüncesinin Gelişmesidir

Son Güncelleme: 17 Ocak 2009 Cumartesi

Önce Özgürlük,

Sonra Haklar ve İnanç!

 

 

“Söylesem tesiri yok;

sussam gönül razı değil”

Fuzuli

Özgürlük düşüncesine inanan, bağımsız düşünüp davranabilen, geleceği düşünceleriyle kazıyanlar, bizimle olsun!

Site Meter

www.turkdirlik.com










Yorumsuz -Türk Dirlik-


Yırtıcılar az yaşar... Uzun sürmez doğanlık...


Her ışığın ardında gizlidir bir kahramanlık;
 

Adsız sansız olsa da, en büyük kahramanlık:
 

Göz kırpmadan saldırıp bir daha dönmemektir.



Gazze ve Filistin İçin Hac ve Umre Boykotu -Barak Badılı-


Gazze’de yaşanan acı olaylara duyarsız kalan İslam dünyasını uyarmak için bütün Türkleri ve diğer dünya Müslümanlarını, Filistin Devleti tam olarak kurulana kadar bütün hac ve umre ziyaretlerini ertelemeye, Türk Dışişleri bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığını bu öneriyi hayata geçirmek için gereğini yerine getirmeye çağırıyoruz. Filistin Tam Bağımsız olana kadar Hac ve Umre Yok! Türkler ve dünya Müslümanları Hac ve umre yerine Türkistan’ın Yesi şehrindeki Ahmet Yesevi Türbesini veya Konya Mevlana dergâhını ziyarete çağırıyoruz. Filistin Tam Bağımsız olana kadar Hac ve Umre Yok! Bütün samimi Müslümanları önerimizi desteklemeye çağırıyoruz! Bu çağrı uygulamaya geçen bir gerçekliğe dönüşürse bağımsız Filistin Devleti’nin Silahlı Kuvvetlerinin eğitim maliyetlerini Türk Ordusu’nun karşılamasının meşru zemini de oluşmuş olacaktır.



Nazım İstiklal ve Filistin -Arif Ekim-


Dolu dizgin bir süreç yaşıyoruz. Hem dünyada, hem de ülkemizde, dolu dizgin bir gidiş… Küreselleşme, çatır çutur, mali dedikleri krizle birlikte yeni açlar, yeni yoksullar yaratarak, göçtü gider. ABD’nin başına oturacak olan merak ediliyor, ama, beni hiç de ilgilendirmiyor; çünkü, arkasındaki büyük güçlere bakarım ben: Savaş sanayi gibi dev bir ekonomik gücün desteğiyle seçilen, ne barış getirir dünyaya ne de huzur. Getirmeyeceğini de Filistin’de, Gazze’de göstermeye başladı zaten…



Susurluk -Ergenekon Hattının Kirli Senaryosu -Bedri Baykam-


Atatürkçüler önce yıllarca öldürüldü, terör tehdidi altında yaşadı. Şimdilerde ise ülkemiz gelişti. Artık cinayete kurban gitmiyorlar, tutuklanıp cezaevine konuyorlar! İşte ben buna “medeniyet” derim, demokratik bir hukuk devleti olma doğrultusunda demek ki bayağı yol kat etmişiz… Nedenleri her iki “sağ ve sol ucundan”  malum bu ilerleme(!), hangi gerçeklerle yaşandı, onu zaten biliyorsunuz!



Sanatın Çirkin Yüzleri: "İçeridekiler" -Bedri Baykam-


Yıllardır medyadan takip ettiğimiz ve ne yazık ki kanıksadığımız bir durum vardır: 2.Cumhuriyetçi medyada, ulusalcı ve solcular sansür edilirler, dünyaya hep anti-Kemalist gözlükle bakılır. Medyada yıllardır hangi sergi veya kitabımın hangi basın organlarında, nasıl sayfalardan son anda çıkarılarak yok edildiğini, içinden örneklerle biliyorum. Siyasi duruşumla direkt olarak bağlantılı olan bu zavallılıklara, Kemalizm’e hayatımın onuru olarak baktığım için aldırmadım. Artık, aynı grubun kültüre sızmış kesimi, bu iğrenç tavrı sanat yaşamımıza yönlendiriyor.



Gazze Trajedisi -İvo Molinas-


Gazze’de olanlar gerçek bir trajedidir.

Gazze’de gerçekleşenler, insan olarak umutlarımızın tükenişinin resmidir.

 

Gazze’de olanlar, yöneticileri ile onların, saldırıya davetiye çıkardıkları ‘düşmanları’ arasında kalmış bir halkın acı fotoğrafıdır.



Sanatın Çirkin Yüzleri: "Dışarıdakiler" -Bedri Baykam-


Sabrın taştığı noktalar vardır bir insanın yaşamında. Yapılan her türlü haksızlığa, atılan her türlü iftiraya karşı, “it ürür kervan yürür” dersiniz, tepki vermemek için direnerek… Sonra bir an gelir, öyle yeni bir alçaklık yapılır ki, o andan itibaren susmanız mümkün olmadığı gibi, sessiz kalmanızın tam tersine, ülkenize, tarihinize zarar veren bir “iç saygısızlık” olduğunu fark edersiniz… İşte öyle bir an yaşıyorum. Bugün size yurtdışından karşıma örülen bazı duvarları anlatacağım. Ama esas bardağımı taşıran “yerel yüzsüzlükleri”, haftaya konuşacağız.



Karhane mi Olacak -Arif Ekim-


17 Ağustos 1999 ve peşi sıra 12 Kasım 1999 tarihlerinde yaşanan depremlerde, depremin neden olduğu travma sonrası ruhsal rahatsızlık içinde bulunan yüz binlerle ifade edilen insanımıza psikolojik destek verecek kurumsal bir yapı olmaması büyük sıkıntı yaratmış ve eleştiri konusu olmuştu. Japon Kızılhaç’ının girişimiyle, Uluslararası Kızılhaç tarafından temin edilen parayla, 3 Ağustos 2001 tarihinde dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, SSK Genel Müdürlüğü, Kızılay ve Kızılhaç temsilcileri arasında imzalanan bir protokolle,  öncelikle afetzedelerin ihtiyacını “herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tabi olma şartı aranmaksızın” karşılamak üzere, bu tesisin yapımı kararı alınmıştı.



Ey Türk Milliyetçileri Bir Senaryonun Oyuncusuymuşuz Ya!!! -Hakan Paksoy-


20. yüzyılın başlarında olup bitenlerden hiç ders alınmamış gibi hala; “hürriyet, adalet, müsavat”  çığlıkları atılmakta, insan hakları, demokrasi, özgürlükler denilmekte, itiraz edilemez bu değerlere nasıl hangi formatta sahip olunacağını öğrenmek için, çağdaşlaşmak ve batılılaşmak için Avrupa kapıları aşındırılmaktadır. Bu kavramların ardına saklanılıp, kültürel ve inanç özgürlükleri öne sürülerek Türk milleti ayrıştırılıp, ardından da ayrılıklara yol açabilecek yeni yapılanmalara yol alınmaktadır. Arada bir de zevahiri kurtarmak için “efendim, bunlara Türk insanı layıktır, bunlar evrensel değerlerdir” denilerek bu dayatılanlara kılıflar bulunmaya çalışılmaktadır.



Kitlesel İntihar veya Mankurtlaşma -Muharrem Kılıç-


“Mankurt”un ne demek olduğu konusunda bilgi sahibi olmayanlar için çok kısa bir açıklama ile başlayalım yazımıza. Mankurt, geçmiş zamanlarda, Asya’da birbirine düşman kabilelerden birinin, diğer kabileden bir genci kaçırarak, uzun işkencelerden sonra belleğini silmeleri ile meydana getirdikleri yeni bir kimliktir diyebiliriz. Bu işkencenin en klasik uygulaması şöyle yapılmaktadır: Kaçırılan gencin saçları ustura ile kazınır. Kafasına yeni yüzülmüş bir deve derisi geçirilerek, güneşin altında elleri ayakları bağlı şekilde yatırılır. Sadece yaşayabileceği kadar, çok az yiyecek verilir, çok az su verilir. Bu arada, kafasından çıkmaya başlayan yeni saçlar, taze deve derisinin içine doğru işler.  Güneşin etkisi ile kurumaya başlayan deve derisi kafayı sıkmaya başlar. Aç, susuz, yakıcı güneş altında saçlarının ve deve derisinin verdiği acı ile genç bilincini kaybeder. Hiçbir şey düşünemez hale gelir. O an için ölüm bile o kişi için bir kurtuluştur. Ancak, sahipleri(!) buna izin vermezler.



Kampanya: Barış, Anlamsız Özürlerden Geçmiyor! -Bedri Baykam-


Ayrıca birçok ek soru vardır: 1915 olaylarını kim, hangi sebeple başlatmıştır? Hoşgörüsüyle tanınan bir ulus, yüzyıllardır barış içinde bir arada yaşadığı insanlara nasıl olur da durup dururken en güçsüz olduğu dönemde bir ”soykırım” yapmaya kalkışabilir? “Tehcir”, acaba hangi nedenlerle gündeme getirilip uygulanmıştır? Yaşanan olaylar bir “soykırım” idi ise, İstanbul’daki Ermeniler neden yok edilmemiştir? Neden ortada bir tek Nazivari karar veya slogan yoktur? Bugüne kadar gerek 1918, gerek tarih boyunca kıyıma uğratılan onca Türk için kim özür dilemiştir? Bu “vicdani” özürün ardından toprak ve tazminat talepleri gelmeyeceğini kim söyleyebilir?



Türkiye'li Özürlülerden Özür -Hüseyin Özbek-


Türkiyeli aydınların, Türkiyeli akademisyenlerin 1915 Tehcir’ i –zorunlu göç- için Ermenilerden özür dileme kampanyası yılbaşında başlayacakmış! Bilindiği gibi Ermenistan dışında dünyanın değişik ülkelerinde yaşayan Ermeni topluluğu Diyaspora olarak adlandırılmaktadır. ABD ve AB başta olmak üzere arkasındaki güçlü müttefiklerin desteğiyle uluslararası arenadaki konumunu sağlamlaştıran Diyaspora’nın Türkiye’ yi içerden sıkıştıracak etkili yandaşlar bulmakta da zorlanmadığı anlaşılıyor.



Mustafalaştırma, Sıradanlaştırma, Buharlaştırma -Hüseyin Özbek-


Bazı adlar, imgeler akıldan geçirildiğinde, yahut dillendirildiğinde olumlu çağrışımlara yol açar. Mustafa Kemal, bu değerlendirmeye uygunluk açısından verilecek örneklerin başında gelir. Atatürk adıyla birlikte bilincimizde bağımsızlık, onur, direnme, baş eğmeme, saygınlık, askeri deha, yüksek komutanlık vasıfları, ulusu kurtarma, devlet kurma başta olmak üzere bir sürü kavramın resmigeçidi başlar. Bunun nedeni, siyasal, sosyal tercihleri farklılıklar taşısa bile sıradan insanlarımızın ezici çoğunluğu için Atatürk’ ün hem kişisel hem de kolektif bir gurur, onur simgesi olmaya devam etmekte oluşudur. 



Bir Gerçek "Mustafa Kemal” Filmi Özlemi... -Bedri Baykam-


Geçen hafta “Mustafa” filminde, Can Dündar’ın “herkese yaranmaya çalışma” hırsı içinde kendini imha edişiyle ortaya çıkan “ölüm noktasını” yazmıştım. Dündar, Atatürk’ün o dönemde hiçbir batılı liderde bile görülmeyen demokratikleşme çabalarını bilinçli olarak örterek ne yazık ki, kötü niyetini tescil etmiş oldu. Bugün ise size Dündar’ın filminin gaflarının kanıtlarını saymaya devam ederek zamanınızı çalmayacağım. Özellikle Turgut Özakman’ın nefis dizisinden sonra…



Uluslararası Örgütler ve Sivil Toplum Kuruluşları Artık Sorgulanmalı -Reşat Doğru-


Uluslararası kuruluşların, devletler arasında işbirliğinden, tutun da barışın korunmasına kadar görevler yapması tüzüklerinde yazılmıştır. Ancak şu anda Irak yanıyor, 1,5 milyon insan ABD işgalinden dolayı öldü. Afganistan, yıkılıyor. Kafkaslar, Balkanlar, Ortadoğu da görevlerini tam olarak yaptıklarını söyleyebilir imiyiz? Uluslararası kuruluşların, Tarihte bir kaç devletin kontrolün de, istedikleri kararları çıkartan, istedikleri ülkelere saldırtan, istedikleri yaptırımları yapan, durumdan kurtulduklarını, tarafsızlık içerisinde olduklarını söyleyebilir miyiz?



Başbakan'ın Hazinesi -Aydoğan Kekevi-


Doktorun bekleme odasında dergilere göz atıyorum. En üste Bunte dergisi var, biraz eskice, Temmuz 2008 den kalma. Sayfalarını karıştırırken gözüme “KANZLER’in HAZİNESİ” başlıklı yazı ilişti. Başbakan Bayan Merkel’i  Cezayir’de Karşılama Bölüğü’nü selamlarken gösteren bir de resim, onun altında da Başbakanların hazinesinde bulunan ve sergilenen  hediyelerden bazılarının resimleri. Bunlar Almanya Başbakanlığı’nın hazine odasında bulunan 4.000 hediyeden 800’ü bayan Merkel’e verilen hediyelerin bazılarıymışlar... Ötekiler de Merkel’in seleflerinin yani öncellerininmiş.



Türk Dünyası İlgi Bekliyor, TİKA Asli Görevini Yapmalı -Reşat Doğru-


Türk Dünyası ile ilişkilerde maddi kaynaklı projeler yanında ilişkilerin geliştirilmesine katkısı olan işbirliği çalışmalarına, eğitim çalışmalarına ve sempozyum ve konferans gibi toplantılara önem verilmeli ve bunların sayıları artırılmalıdır. Geçtiğimiz ay içersinde İstanbul’da gerçekleştirilen yerel Yönetimler Sempozyumu gibi toplantıların daha sık yapılması gerekmektedir. Bu tür etkinliklerin kardeş ülke topluluklar ilişkilerin gerçekleşmesine daha çok yarar sağlayacağına olan inancımı belirtmek isterim.



Alevi Mitingi Neye Hizmet Eder? -Mustafa Cemil Kılıç-


İnkar edilmez bir gerçek daha kazındı belleklere; Aleviler, Alevilik adına ilk kez bir meydanda toplanıp kimliklerini bu denli net ve hatta yer yer sert bir şekilde haykırdılar. Belki bu mitingi düzenleyenler, kamuoyuna ilan edilenlerin dışında da hedefler güdüyorlardı. Belki bu mitingin bir amacı da Alevi kurumları arasındaki taban kapma yarışında öne geçmekti. Hatta belki Alevilik tanımlamalarındaki kimi yeni yaklaşımları tabana kabullendirme amacı da söz konusuydu; Alisiz ve İslamsız Alevilik gibi…



“Mustafa” Filmi’nin Ölüm Noktası….(1) -Bedri Baykam-


“Filmin ikinci yarısında, 1930’da, Atatürk’ün üç haftalık bir yurt gezisine çıktığı, halktaki hoşnutsuzluğu, dalkavuklardan ve rüşvetlerden şikayetlerini biraz şaşkınlıkla öğrendiği anlatılıyor.  Oğlumun kulağına fısıldıyorum “bak şimdi Serbest Fırkadan söz edecek”. Ne gezer! Dündar, o noktadan sonra birden 1933’e, 10.yıl nutkuna atlıyor, sonrada ardından Atatürk’ün yine ne diktatörlüğü kalıyor, ne de muhalefeti toptan yok etmesi…. Yani Atatürk’ün 1930’da uzun aylara yayılan bir süreçte Fethi Okyar’ı çağırttığı, kendi partisinin yani CHP’nin karşısında bir muhalefet partisi oluşturması için görev verdiği; Okyar’ın da bunu gerçekleştirdiği “yaşanmamış”  sayılıyor.



İtiraf -Mustafa Cemil Kılıç-


2 yıl kadar Kur’an kursu eğitimi aldım. Arap harflerini telaffuz etmeyi haftalar süren bir uğraş sonucunda başarabildim. Kolay değildi. Türkmen’dim ve Türkçe dışında hiçbir başka dil işitmemiştim. Gırtlağımız Türkçe’ye göre şekillenmişti ve Türkçe’nin seslerini çıkarabilir biçimde yetişmiştik. Ne var ki anlamını bile bilmediğimiz bir dilin harflerini kutsal sanarak söylemeye çabaladık ve bunu yaparken de hocamızın telkiniyle sevap işlediğimizi düşündük durduk…  Kur’an kursunda sadece Kur’an okumayı değil İslam dininin kimi kurallarını da öğreniyorduk. 32 farz denilen kurallar bunların başında geliyordu. Sürekli tekrar ediyorduk aynı bilgileri. Bir de hiçbir şey anlamadığımız Arapça cümleleri kutsal sözler diyerek yineleyip duruyorduk… Bir gün bir arkadaşımız Arap harflerini “İslam harfleri “ şeklinde nitelemiş ve “ Biliyor musunuz beton kemal İslam harflerini yasaklamış ve gavur yazısını yazmayı emretmiş “ deyivermişti. Çocukça bir saflıkla beton kemal kim, diye sormuştum. Gülüşmeler eşliğinde heykelleri kastedilerek Atatürk’e böyle bir yakıştırma yapıldığını o gün öğrenmiş ve uzun bir konuşmanın ardından Atatürk’e nefret duyguları ile dolmuştum.



Yüzyıllık Hesaplaşma -Hüseyin Özbek-


Birinci Dünya Savaşını bizim açımızdan yenilgiyle sona erdiren 30 Ekim 1918’ de imzalanan Mondros Silah bırakışması daha sonra dayatılacak Sevr için emperyalist cepheyi cesaretlendirecek hükümler içeriyordu. Mondros Silah bırakışmasına ilişkin metinden, emperyalist bağlaşıkların Osmanlı’nın 30 Ekim 1918 tarihi itibariyle elinde kalan toprak parçasında bile egemenliğini sürdürmesine izin vermeyecekleri anlaşılmaktadır. 1918- 1922 arası İstanbul hükümetleri yenilgiyi kabullenmişlerdir. Milli direnişi hayallerinden bile geçirmeyen bir teslimiyet psikolojisi içinde, emperyalist cephenin öncüsü İngiltere’ den merhamet ve icazet bekleyen acınası bir durumdadırlar. 



Evliya Çelebi'de Yalova -Arif Ekim-


Evliya Çelebi’nin muhteşem eseri Seyahatname, insanı zaman zaman şaşırtan, yaşadığı dönemle ilgili tanık olduğu olaylar, gezdikleri yörelerle ilgili anlatımlarıyla tarih araştırmacıları için eşi benzeri az bulunur dev bir kaynaktır. Bu kaynağı okur ve incelerken ihtiyatlı olunması gerektiği hususunda hemen hemen bütün tarihçiler birleşmektedir. Örneğin, 1611-1682 yılları arasında yaşamış olan Evliya Çelebi'nin, yazdıkları, başka kaynaklarca doğrulanmamış ise, kuşku ile karşılanmalıdır düşüncesini ifade eden tarihçilerimizden birisi de M. Cavid Baysun’dur. MEB tarafından basılan İslam Ansiklopedisi'nde, ilgili madde içinde, M. Cavid Baysun, bakın Seyyahımızı nasıl değerlendiriyor: “Anlattıklarına ekseriya fevkalade şeyler katmak itiyadı” olan, “sergüzeşte meyli kadar muhayyilesi de kuvvetli olan” bir kişidir Evliya Çelebi.



Kemálsiz Kemalizm -Yağmur Atsız-


Tasavvur buyrulsun ki bir Bay Baykal çıkıp ‘Atatürk yalnız bir adam değildi.’ demek fütursuzluğunda bulunabiliyor. 20. Yüzyıl’ın tur farkıyla En Yalnız Türkü için bunu söyleyebilmek emînim ki ya eşi menendi bulunmayan bir cehálet ya da derin bir foyalar meydana çıkacak korkusuyla kaabildir. Bana inanmıyorsanız Fálih Rıfkı Bey’in ‘Çankaya’sını okuyun! İnsan biraz utanır! Ölümünden 70 sene sonra hálá mektublarını fellik fellik milletinden saklıyorlar! Bağlayacak olursak Türkiye Cumhûriyeti bir ‘Riyá İmparatorluğu’dur. Gerek kuruluş şeması ve gerekse terminolojisi bakımından George Orwell’in o ünlü romanı ‘1984’ ile irkiltici benzerlikler göstermekdedir. Bu kábusdan kurtulmanın tek yolu olan demokratikleşme, saydamlık ve hukuk devleti düzeni ise ancak, henüz tam teşekkül edememiş bulunan, bir geniş, bir kitlesel bağdaşma ile mümkindir. Yoksa biz 2023 Yılı’nda da yine AB Komisyonu İlerleme Raporu’ndan cımbızla ‘olumlu nokta’ aramaya devám ederiz. Tabii 2023’e kadar hálá bir Türkiye Cumhûriyeti kalırsa...



Yüksek Kültür -Kürşad Kahramanoğlu-


Bu yazı, Türkiye’nin iyiye doğru geliştiğine inanan ve bu gelişmenin motorunun da, AKP olduğunu zannedenlere ithaf edilmiştir. (Özellikle de, Taraf’lı genç arkadaşlarımın okumalarını rica ederim). Biliyorsunuz, 2010 yılında İstanbul’umuz Avrupa’nın Kültür Başkenti olacak. Şehrimizi bu önemli şerefe hazırlamak için de, yapılandırılmış bir Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Yürütme Kurulu Başkanlığı var. Bu ajansın başkanlığında da, eski Mao’cu Nuri M. Çolakoğlu Bey oturmakta. Ben, bu eski Mao’cuları bilirim. Sayıları Batı’da azdır. İngiltere’de birkaç tane tanıdım; içlerinden bazıları da yakın arkadaşım oldu. Sisteme çok iyi uyum sağlarlar.



O, Benden Daha Beyaz -Ege Cansen-


Bu yılın mart ayında bizim evde, hanım tarafından kırk yıllık dostumuz olan Amerikalı bir aile kaldı. Ailenin babası Chris, felsefe tahsil etmiş ama geçimini konser piyanisti olarak sağlayan keskin dilli İrlanda kökenli bir Amerikalıdır. Ailenin tüm fertleri Bush'tan hiç hoşlanmıyordu. Tartıştığımız konuların başında da pek tabii yaklaşmakta olan ABD'deki başkanlık seçimleri geliyordu. O günlerde Bayan Clinton'la yarışmakta olan Obama, henüz Demokrat Parti'nin başkan adayı değildi. Ama olacak gibi duruyordu. Her yabancı gibi ben de bir siyahinin ABD'ye başkan olmasının zor olduğunu düşünüyordum. Chris'e bunu sordum. Teni káğıt beyazı olan Chris "Obama, benden daha beyazdır" dedi. Bu yanıttan anladım ki Amerikan seçmeninin Obama'yı algılaması benim zannettiğim gibi "siyah" olmayacaktı.



Aşka Dáir -Yağmur Atsız-


Endîşem odur ki "modern"(!) İttihadcılarımız da Türkiye'yi severken boğacaklar. Atatürk'ü böyle sınırsızca sevdiklerini söyleyen ve muhtemelen gerçekden de seven kimselerin, Atatürk Fikriyátı'ndan bu derece nasibsiz olduklarını görmek yürek burkan bir tesbît. 12 Eylül Zorbaları'nın Elebaşısı Evren bir gün gazetecilere şu "hikmet"i yumurtlamışdı: "Çocuklarımıza Fransız İhtiláli'ni öğretdik ama Atatürk Devrimleri'ni öğretemedik." Tasavvur buyrulsun! O kadar cáhil ki daha Atatürk Devrimleri'nin Fransız İhtiláli'nin öz-be-öz evládı olduğundan ve o olmasa Atatürk Devrimleri'nin sözkonusu bile edilemeyeceğinden bî-haber!!! Mankafa áşıklar sevgililerini mahvederken kendileri de mahvolurlar. Bu benim umurumda değil ama sevgili umurumda... Benim de sevgilim çünki...



“Belgesel”miş, Hadi Ordan Sen de! -Aydoğan Kekevi-


Madem ki Atatürk’e karşı her bu tür girşiminizden sonra kendinizi savunur, bizi de uyuturken sık sık söylediğiniz gibi “Güneş balçıkla sıvanmaz”, “Altın değerinden kaybetmez”;se bunu söyleyen günümüzün politikacıları,  yazarları, entelleri sizler de toplumumuzun birer güneşi, birer Reşadiye altunlarısınız: Dökün  özelliklerinizi, nerenizde ne var bilelim, kimin basuru var, kimin neresinde nesi eksik nesi fazla hepsi dökülsün bir bir ortaya; dökün ortaya özel aile içi envanterinizi, kim kime ne diyor neyi nasıl yapıyor, rakıyı sulu mu susuz mu içiyor bilelim; dökün servetlerinizin kaynaklarını kalmasın gizliniz saklınız, nasıl olsa toplumumuzun güneşi, paslanmaz altınlarısınız...



IMF'nin Reçetesi Hep Ümük Sıkmaktır -Ege Cansen-


Başbakan haklıdır! Ülkenin ümüğünü ne IMF'ye ne de başka bir kuruluşa sıktırmamak gerek. Ümük bu; sıkılırsa insan ölebilir. Mademki IMF ile ilişkiler "ümük sıkma ya da sıktırtmama" benzetmesine indirgendi biz de aynı çizgiden devam edelim. Bu IMF denilen ve patronluğunu Amerika'nın yaptığı kuruluş, aslında bir bankadır. Döviz sıkışıklığına giren ülkelere faizi mukabilinde ödünç para verir. Bu parayı verirken de borçlanan ülkenin, aldığı borcu geri ödeyebilmesi için yapması ve yapmaması gerekenleri dikte eder. İşte ümük sıkma meselesi burada devreye girmektedir.



Temel Ayırıcı Özellik; Şahsiyet -Sırrı Çınar-


Sosyal, siyasi, ekonomik ve insanla ilgili her türlü problemin varlığında ve çözümünde temel faktör insanın ürettiklerinin tamamı yani inandıkları, davranışları, düşünceleridir.  Bunlar genel kapsayıcı kavram ve tanımlamalardır. Bu genel kapsayıcının altında yatan ise insanın kazanımlarıdır. Bu kazanımlar, doğduğu andan itibaren başlayan öğrenmeyle edinilen birbirine bağlı gelişen algılama, anlama, muhakeme etme, yorumlama, taklit etmeyle, yaratılış ve genetik özelliklerinin, beslenme, sosyal ve fiziki çevrenin kattıklarıyla tamamlanır. Boyu, rengi, ağırlığı, görüntüsü, cinsiyeti gibi dıştan görünen özellikleriyle algılanan insanı asıl insan yapan ise kazanımlarıyla elde ettiği ayırıcı özelliği olan “şahsiyetidir”.



Ankara Başkent ise İstanbul Ne? -Aydoğan Kekevi-


Şimdi bir Bilgi yarışması düşünün, yarışmanın sorusu da “ Türkiye Cumhuriyeti’nin Başkenti neresidir?” gibi kolay bir soru olsa, katılımcımız da buna “İstanbul” dese ne olur?; ne olacak “puan” muan alamaz değil mi ? Teorik olarak  Ankara’nın Türkiye Cumhuriyeti’nin Başkenti” olduğu resmi kayıtlara göre doğrudur, peki  pratik de durum nasıldır?: Sanırım sizlerin de benim gibi dikkatinizi çekmiştir; özellikle şu son 2-3 yıldır ülkemizde düzenlenen uluslararası siyasal toplumsal  etkinliklikleri bir düşünün.



Taraf, Önünü Gördü mü? -Kürşad Kahramanoğlu-


Hazır, ezber bozan durumlara değinirken, bir de son ekonomik(!) krizle aklıma geliveren bir iki soruyu da sizlerle paylaşayım: Adına ekonomik, global kriz diyorlar ama bu aslında bir düzen krizi değil mi? Hani bu kapitalist sistem, kendi kendini ayarlayabiliyordu? Yapılacak en kötü şey, devletin piyasalara müdahalesiydi? Milyonlarca işçiyi işinden eden özelleştirme, devletin elini özel sektörden çekmesi olarak bizlere,  zorla kabul ettirilmemiş miydi? Bu hükümet Meclis’teki büyük çoğunluğu ile “Sosyal Güvensizlik” tasarısını geçirirken, “geleceğimizi güvenceye” almıyor muydu? Ülkenin, fakirin, fukaranın durumlarını düşünmüyorlar mıydı? Şimdi bu sistem krizi karşısında; sistemin gerek iç gerek dış müdafilerinin çözüm önerilerine ne buyurulur? Gel de, Chávez’in Bush’a “yoldaş” diye hitab etmesine kıs kıs gülme!



Türkiye'den Ufkun Ötesine Bakmak -Bir Deneme- -Galip Türkmen-


Türkiye kendisi ile boğuşmaktan vazgeçip toparlandığı takdirde yeniden küresel bir güç olmanın bütün imkanlarına sahiptir. Ancak, küresel anlamda bir güç olmak ne kadar isabetli olacaktır? Ben şahsen bütün dünya ile barış içinde ilgilenmek gerektiğine inanıyorum. Tanımı gereği hegoman olması gereken “küresel güç” Türkiye için ne kadar istenilebilecek bir şey buna emin değilim. Her geçen gün dünyanın merkezi haline gelen bir bölgede “bölgesel güç” olarak ayakta kalmak büyük başarı olacaktır. Adriyatik’ten Kıtay’a (Çin’e) bu gücün barış içinde, insan hakları ve adalet temelli olarak derinleştirilmesi önümüzdeki yüzyılın başlıca konusu olmalıdır.



Mu Uygarlığı Bir Türk Uygarlığı mıydı? -Muharrem Kılıç-


Son yıllarda dünyanın her yerinde Mu kıtası konulu çalışmalar yapılamaktadır. Araştırmacılar, gelişen teknolojiden de yararlanarak geçmişte yapılan araştırmaları derinleştirmekte ve daha yeni, daha detaylı bilgilere ulaşmaktadırlar.  Bu çerçevede de araştırmacının kimliğine ve düşünce yapısına göre farklı bilgiler ortaya çıkmakta, deyim yerindeyse bir bilgi karmaşası, hatta zaman zaman “bilgi kirliliği” diyebileceğimiz durumlar oluşmaktadır. Mu kıtası hakkında ilk objektif sayılabilecek çalışmayı İngiliz araştırmacı James Churchward yapmıştır.



Devletini/Milletini Arayan Millet/Devlet -Yağmur Atsız-


Herkesin öfkesi burnunda ve herkes herkesi sayıyla kendine gelmeye dávet ediyor. Pek ümîdim yok ama belki tozun dumanın bir mikdar yatışmasına katkısı dokunur düşüncesiyle bir iki noktaya dikkat çekmek istiyorum. Toz duman yatışırsa en azındasn yumruğu nereye salladığımızı biliriz. Çünki insanın kendi çenesine kroşe patlatması muhtemelen márifetdir ama makbûl márifet sayılmaz. Önce yaşı müsáid olanlara bir sual: Son 40 yıl boyunca sizin kaç subay komşunuz oldu?



Asto-Ekonomi -Ege Cansen-


Finansal krizi aşmak için alınan veya alınacağı söylenen önlemlerin hepsi sanaldır. Mesela AB ülkelerinin hepsinin bütçesi açıktır. (Ayrıca bütçe açığı mutlaka kötü bir şey değildir.) Yani halk değimi ile bu devletlerin kesesi boştur. Hiç boş kesenin ağzı açılınca, içinden 2.5 trilyon dolar çıkar mı? Bundan daha "okus pokus" yani sanal bir şey olur mu? Bütün finansal kararların reel ekonomi üzerinde iki reel etkisi vardır. Birincisi, milli gelirin artması veya azalması, ikincisi ise milli gelirin bölüşümüdür. Alınan önlemleri bu kıstaslardan değerlendirmek gerekir. Toksik kağıt veya kesenin ağzı açıldı láflarına takılıp kalmayın.



İstanbul Kızı Feride ya da Çalıkuşu -Gökhan Ulumlu-


Aradan çok seneler geçti. Yabancı bir şehirde yabancı bir odada kendi fikirlerimle yalnız kalmak için başladığım bu gecede elim hala eski günlerdeki gibi küçük bir çocuk tavrıyla saçlarımı çekiştirmeye devam ediyor. Reşat Nuri Bey’in toprağa düşeli tam elli sene olmuş. İnsan neye tahammül etmiyor ki! Zevcesi onu görmeme ölürken bile müsaade etmedi. Otuz dört sene boyunca beni hiç hatırlamayan Reşat Bey’in ölümü için bugün hissettiklerim sükun ve tevekkül.   


 

Gorhuram


Türk Dirlik


Gorhuram
Mirze Elekber Sabir


Payi piyade düşürem çöllere
Hari müğilan görürem gorhmuram

Seyr edirem berrü biyabanları
Güli biyaban görürem gorhmuram

Gah oluram behrde zövregnişin
Dalgalı tufan görürem gorhmuram

Gah çıhıram sahile her yanda min
Vahşiyi ğerran görürem gorhmuram

Gah sefeg tek düşürem dağlara
Yanğılı vulkan görürem gorhmuram

Üz goyuram gah neyistanlara
Bir sürü aslan görürem gorhmuram

Megberelikde edirem gah mekan
Gebrde hortan görürem gorhmuram

Menzil olur gah mene viraneler
Cin görürem can görürem gorhmuram

Bu kürrei arzda men mühtesar
Mühtelif elvan görürem gorhmuram

Harici mülkünde hetta gezib
Çoh tuhaf insan görürem gorhmuram

Leyk bu gorhmazlıg ile doğrusu
Ay dadaş vallahi billahi tallahi

Harda müselman görürsem gorhuram
Bisebeb gorhmuram vechi var
Neyleyim ahırbu yoh olmuşların
Fikrini gan gan görürem gorhuram
Gorhuram gorhuram gorhuram

.

 

Türk Dirlik


Timur ÇiçeğiTimur Çiçeği


Türk Şiiri



 



 Umumi Siyaset

Bor Pazarında Yeni Ufuklar -Galip Türkmen-


Bor piyasasında alarm zilleri çalmaktadır ve bu makale, alarm zillerinin çaldığının duyurulması için hazırlanmıştır. Çalan ziller, elbette US Borax için kaçınılmaz bir sonu işaret ederken, ülkemiz ve Eti Maden için büyük fırsatları ifade etmektedir. Eti Maden’in her ne kadar rakipleri bulunmaya devam edecekse de –ki, bu gereklidir de- en büyük rakibi piyasadan çekilmektedir. Bunun sonucunda piyasada oluşacak boşluğun doldurulması ve bor pazarında daha büyük bir payın alınması için hızlı davranmak gerekmektedir.


Ulus-Devlet ve -Devir-Teslim Konuşması- -İlker Başbuğ-


Küreselleşme çağında, bireyin ve özgürlüklerin daha çok öne çıkışı doğaldır. Ancak “Devlet”, “Birey” ve “Özgürlük” kavramları var olabilmek için birbirlerine ihtiyaç duyarlar. Birinin diğerinin aleyhine genişlemesi her üçünü birden tehlikeye sokar. Dolayısıyla, bu hassas dengenin korunması demokrasiler için özel bir önem taşır. Bu dengeyi sağlamak ve korumak ise siyaset adamlarına düşen önemli bir görevdir. Bu noktada kitle iletişim araçlarına, medyaya da sorumluluk düşmektedir. Bugünün ulusal ve uluslararası politik ortamında, medyanın sağladığı olanaklarla insanların zihinleri gerçek anlamda bir mücadele alanıdır.


Ergenekon 4 -Kim Yalancı?- -Ömer Dönderici-


Yaratılalı beri canlıların ve irili ufaklı canlı topluluklarının –her birinin- çıkarları çatışmıştır. Bu çatışmaların pek azında, taraflar apaçık savaşır. Aldatma, değişik ton ve dozlarda, bu çatışmaların ayrılmaz bir parçasıdır: Gizlenme, kamuflaj, kılık değiştirme, taklit, göz boyama, görüntü saptırma, yalan bu silahlardan bazısıdır. Söz gelimi, bir düşmanın, “ben düşmanım!” diye haykırmak yerine, dostmuş gibi ortaya çıkması; dost görünümlü örgütler kurması veya dost –ama aptal- örgütlerle işbirliğine gitmesi olasılığı her zaman daha fazladır.


Türkiye’de Dincilik ve Laikçilik - Veya Maraşlı İmam Neyle İştigal Ederdi? -İskender Öksüz-


“Dincilik” kelimesini, dindarlıktan ayrı, hattâ zaman zaman dine zıt bir istismar ve skolastisizm anlamında kullanıyorum. “Laikçilik” de benzer şekilde, laiklikten ayrı ve zaman zaman laikliği ihlal eden bir başka skolastisizm...  Dindarlığı ve dini, dincilikten; bilim metodunu ve laikliği laikçilikten tenzih ederim. Tıpkı Atatürk’ü Atatürkçülük’ten tenzih ettiğim gibi. Önce dincilikle laikçilik arasındaki kavganın sürüp gittiği oyun alanına bir bakalım. Su üstündeki mücadelede karşılıklı cehalet hemen ön plana çıkıyor. Bunun en güzel örneği, bir millî kahramanımızla, Maraşlı sütçü İmam’la ilgili.


Din Hakkında -Yusuf Akçura


Dinler, din olmak bakımından, gittikçe siyasi ehemmiyetlerini, kuvvetlerini kaybediyorlar. İçtimai olmaktan ziyade şahsileşiyorlar. Cemiyetlerde vicdan serbestliği, din birliğinin yerini alıyor. Dinler, cemiyetlerin ek işleri olmaktan vazgeçerek, kalplerin hadi ve mürşitliğini deruhte ediyor, ancak halik ile mahluk arasındaki vicdani rabıta haline geçiyor. Dolayısıyla dinler ancak milletlerle birleşerek, milletlere yardımcı ve hatta hizmet edici olarak, siyasi ve içtimai ehemmiyetlerini muhafaza edebiliyorlar. (1903, Kahire, Üç Tarz-ı Siyaset)



İnsan, kendi başına varolan veya yaratılıştan önce Tanrıda hazır bulunan bir "ideler dünyası"nın sonradan şekillendiricisi değil, dünyada ve kendisinde oluşum içinde bulunan ideler düzeninin birlikte şekillendiricisi, birlikte yapıcısı, birlikte gerçekleştiricisidir. İnsan, "ilk-varolan"ın kendini onda ve onun aracılığıyla kavradığı yer olmakla kalmaz, aynı zamanda, onun özgür karar vermesinde Tanrının kendini gerçekleştirmesi olabilirlik kazanır, insanın dünyadaki yeri, ne yalnızca "kul" ya da uysal bir hizmetkâr ne de kendi içinde tam ve eksiksiz bir Tanrının "çocuğu" olmaktır. Karar verme varlığı olarak insan, Tanrının birlikte savaşçısı," birlikte eylemcisi olmanın yüce onurunu taşır.


 Siyaset

21. Yüzyılı Anlamak -Yağmur Atsız-


Fakat burada şunu da unutmamak gerekir ki demokrasiler, dikta rejimleri tarafından baskına uğradıkları ilk anlarda hantal ve şaşkın gibi görünseler bile uyanınca fená uyanırlar. İkinci Dünyá Savaşı bunun en báriz örneklerinden biridir. Çok kuvvetle muhtemeldir ki bu ‘başarı’ Rusya’nın yanına kár kalmayacakdır. Sovyetler Birliği gibi bir silahlanma yarışına girmesi için Rusya bütçesinin yüzde 40’ını askerî harcamalara ayırmak zorundadır ki SSCB záten bu yüzden batmışdır. Gürcistan Harekátı’nın ikinci günü Moskova Borsası’nın zararı on bir milyar dolardır!!! İkincisi bu olay Kremlin’in gerçek çehresini göstermesi bakımından da bir ‘şok terapi’ etkisi uyandırmışdır. Bunu Bayan Merkel ve Bay Sarkozy’nin bile kavramış olduğu izlenimi yaygındır.


Kurgusal Kutsal Kurumlar -Hasan Bülent Paksoy-


Özellikle yayılma alanında oturanların gücünün ölçülmesi önemlidir. Bu güç, yalnız sayı ile belirlenemez. Mayasal köken, inançlar, eğitim düzeni bu gücün en önemli göstergeleridir. [iv] Balasagunlu Yusuf'un 1069 yılında yazdığı gibi, Beyler ellerini kılıçlarına dayamadan önce, atılabilecek çok adım vardır. Yeter ki, Düşüncelerin Kökenleri gözden kaçmasın. İstesek de, istemesek de, Düşünce İşverenlerinin doğru ya da yanlış olarak ileri sürdükleri, insanlığın yönünü değiştirir. Düşünce İşverenleri de düşüncelerini etkileyen Maya'lardan kaçamazlar. Bu Maya'lar da gerçek ya da kurgusal olabilir.


Sevgili Mustafa Kemal


Köhne düzeni yıkıp Türk Devleti'ni yenileyen seni çok iyi anlıyoruz. Yaptığın her Türk'çe yenilenmenin yinelenmesini isteyen senin ruhun şad olsun. Biz burdayız! Bilge Kağan'dan Mustafa Kemal'e yapılanın bilincindeyiz. Nice Türk'çe yenilenmeler için her an hazırız!


 Edebiyat

"Önce Kendini Düzelt!" -Gökhan Ulumlu-


Oğuz Atay ahlak kurallarını, halka ulaşmayan felsefi düşünceler yerine günlük olaylardan örneklerle vermeyi denedi. Gerçek karakterlerden kendi kurgusal karakterlerini yaratarak sorun nedir, ne yapılıyor, nasıl olmalı sorularına yanıt aradı. Ancak kendi kısa yaşamı boyunca bu yazılarının okunmaması onu üzüyor, basite indirgediği olayların anlaşılmamasını anlayamıyordu. Okurlara hikayelerinde niye okunmadığını bile sordu: “Okurum nerdesin?..”


Türk Romanında Eleştirinin Temel Yapıtları -Haluk Güriz-


Son yıllarda ülkemizde roman ve öykü alanında bir patlama yaşanmaktadır. İlk yapıtlarını yayınlayan çok sayıda yazarın edebiyat yaşamına girdiğini görüyoruz. Sıkça tartışılan konulardan birisi bunca yapıt içinde değerlilerin var olup olmadığı ve buna bağlı olarak Türk edebiyatında eleştirinin olup olmadığıdır. Yapıtı eleştirmenlerce beğenilmeyen yazarlar kolaycı bir yaklaşımla “Türkiye’de zaten doğru dürüst eleştiri yok”, “benim ölçütüm kitabımın satışıdır” diyerek işin içinden çıkmaktadır.


Bir ‘İngiliz Kemal’ Vardı... -Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-


Ünlü Türk casusu “İngiliz Kemal” adıyla tanınan Ahmet Esat Tomruk öleli 42 yıl oluyor. Türk Milleti’nin yetenekli evlatlarından biri olan Tomruk,  I. Dünya Savaşı’nda, İstiklal Savaşı’nda ve 2. Dünya Savaşı’nda, yaptığı istihbarat çalışmalarıyla ordularımıza destek vermiş; ana dili gibi bildiği İngilizce’den dolayı da hep ‘İngiliz Kemal’ olarak anılagelmiş özverili bir memleket evladı.



 


 

-

 Siyaset

- Ekonomi Bilimi, Ekonominin Bilinmezliği -Ege Cansen-

 

 

 

 

 

- T.C. Vatandaşı Bedri’nin, “Ankara’ya” Dilekçesidir… -Bedri Baykam-
- Para Kazaları -Ege Cansen-
- Askerden "Liboş" Olur mu? -Arif Ekim-
- İftihar Değil Güven -Yağmur Atsız-
- Şuurlu Milliyetçiler -Yağmur Atsız-
- Açık ve Net Olarak: Kürt Meselesi Nasıl Çözülür? -Mehmet Kerem Doksat-
- Üçüncü Ermeni Dalgası Sınırları Zorlarken -Hüseyin Özbek-
- CHP, AKP’yi Köşeye Sıkıştırdı… -Bedri Baykam-
- Muhafazakárlığa Giriş -Hadi Uluengin-
- Beş Genelkurmay Başkanı Niçin Ergenekon'la Suçlanıyor? -Mehmet Kerem Doksat-
- Tutucular ve Gericiler -Kürşad Kahramanoğlu-
- Termal'de Yağma Hazırlığı -Arif Ekim-
- Enver Paşa Yáhut Dost Acı Söyler -Yağmur Atsız-
- Solda Birlik ve CHP’ye “Sandık” Kontrol Çağrısı! -Bedri Baykam-
- Severek Yaşayanlar, Sevilerek Ölenler -Şerahil Laçın-
- Bir Yerden Başlamak -Yağmur Atsız-
- Bor Pazarında Yeni Ufuklar -Galip Türkmen-
- Din ve Cinsellik -Kürşad Kahramanoğlu-
- Sola Bak! ve Solaaa Bakk!!! -Yağmur Atsız-

-

 Türkçülük

- Modernler ve Kavimler -Hadi Uluengin-

 

Yükselen Türklük

 

-Milliyetçiliğin Ekonomisi-Ekonominin Milliyetçisi -İskender Öksüz-
-Milliyetçi Türk Gençliğine Hitabe -Nimetullah Sucu-
-Dil, Din, Etnisite İlişkisi ya da Dil, Din, Milliyet İlişkisi -Cemal Şener-
-Devlet ve Devlet Düşmanlığı -Kürşat Karacabey-
-Hars ve Medeniyet -Ayrı mıdır; Birleşik mi?- -İskender Öksüz-
-Bir ‘İstismar’ Öyküsü -Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-
-Sosyalist Türkmen Kızılbaş İsmail Onarlı Uçmağa Yürüdü -Türk Dirlik-
-Millet ve Kültür’ü Tamamlarken- I -İskender Öksüz-
-Ülkücülük -İskender Öksüz-
-

Yeni Dünya Düzeninin Çoklu Oyun Teorisi İçerisinde Konjonktürel Milliyetçilik -Nimetullah Sucu-

-Sultan Galiyev ve Türkçülük -Mustafa Cemil Kılıç-
-Sol Türkiye’de Faşizm Bayraktarlığını Gene Eline Aldı -Volkan Ekiz-
-Paranteze Alınan Milliyetçilik İdeolojisi ve Dışta Bırakılanlar -Nimetullah Sucu-
-Sevgili Kızım -Ziya Gökalp-
-Türkçülük, Türk Kılmakdır! -Dursun Durak-
-Irkçılık -İskender Öksüz-
 

-

 Kültür

  "Barışın Gelini Pippa'yı Anarken..." -Bedri Baykam-

 

 

- Nuh Tufanı -Muharrem Kılıç-
- İnsanlığı Etkileyen ve Dünyaya Yön Veren Uygarlıklar -Muharrem Kılıç-
- Tanık -Mustafa Cemil Kılıç-
- "Önce Kendini Düzelt!" -Gökhan Ulumlu-
- Aleviler Kafir mi? -Mustafa Cemil Kılıç-
- Bayramlara Mütedáir  -Yağmur Atsız-
- Küfür, Hakaret ve Antisosyalleşen Kültürümüz -II- -Mehmet Kerem Doksat-
- Efsanevi Şampiyon Nazmi Bari'nin Ardından -Bedri Baykam-
- Küfür, Hakaret ve Antisosyalleşen Kültürümüz -I- -Mehmet Kerem Doksat-
- Názan Ölçer’e Saygı -Yağmur Atsız-
- Bazar-e Bozurg -Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-
- Türk Romanında Eleştirinin Temel Yapıtları -Haluk Güriz-
- O'ndan Haber Ver Bana -Muharrem Kılıç-
- Kırgızların Kökeni Meselesi -Rüstem Abdumanapov -Çeviren: Ahsen Batur-
- Çıplakça -Emine Yavuz-
- Ulu Tanrım -Muharrem Kılıç-
- Bir ‘İngiliz Kemal’ Vardı... -Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-

-

 Türk Dünyası

- Ali Akış'ın Elvedası -Ali Akış-

 

 

 

- Türk Dünyası ve Türkiye -Nihat Çetinkaya-
- KEİPA Ne Yapmalıdır? -Reşat Doğru-
- Türk Dünyasına Sahip Çıkılmalıdır -Reşat Doğru-
- Ahıska Türkleri Destek Bekliyor -Reşat Doğru-
-Quzey’in Azərbaycanca’sı Güney’in Türkcə’si - Mehran Baharlı-
-26 Şubat Hocalı Katliamı Unutulmamalıdır! -Reşat Doğru-
-Türk Birliği'ne Giden Yolda Hukuksal Uyumun Önemi -Kürşat Karacabey-
-Kazakistan Seçimleri Ne Getirecek? -Reşat Doğru-
-Güney Azerbayca'da Nevruz Geleneği - Perviz Rahimi-
-Kerkük  -Reşat Doğru-
-Hocalı Katliamı 21. Yüzyılın Soykırımıdır! -Reşat Doğru-
-Rusya Federasyonu Sömürgeci İmparatorluk Olarak Kalıyor -Ali Akış-
-Kerkük Türkleri'nin Ruhlarına El Fâtiha -Mehmet Kerem Doksat-
-Fuzûlî ile Kerkük Sohbeti... -Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-