






 |
Yorumsuz
-Türk Dirlik-
Yırtıcılar az yaşar... Uzun sürmez
doğanlık...
Her ışığın ardında gizlidir bir kahramanlık;
Adsız sansız olsa da, en büyük
kahramanlık:
Göz kırpmadan saldırıp bir daha
dönmemektir.
|
Gazze
ve Filistin
İçin Hac ve Umre Boykotu
-Barak Badılı-
Gazze’de yaşanan acı olaylara duyarsız kalan
İslam dünyasını uyarmak için bütün Türkleri ve diğer dünya
Müslümanlarını, Filistin Devleti tam olarak kurulana kadar bütün hac ve
umre ziyaretlerini ertelemeye, Türk Dışişleri bakanlığı ve Diyanet
İşleri Başkanlığını bu öneriyi hayata geçirmek için gereğini yerine
getirmeye çağırıyoruz. Filistin Tam Bağımsız olana kadar Hac ve Umre
Yok! Türkler ve dünya Müslümanları
Hac ve umre yerine Türkistan’ın Yesi şehrindeki Ahmet Yesevi Türbesini
veya Konya Mevlana dergâhını ziyarete çağırıyoruz. Filistin Tam Bağımsız
olana kadar Hac ve Umre Yok! Bütün samimi Müslümanları önerimizi
desteklemeye çağırıyoruz! Bu çağrı uygulamaya geçen bir gerçekliğe
dönüşürse bağımsız Filistin Devleti’nin Silahlı Kuvvetlerinin eğitim
maliyetlerini Türk Ordusu’nun karşılamasının meşru zemini de oluşmuş
olacaktır.
|
Nazım
İstiklal ve Filistin
-Arif Ekim-
Dolu dizgin bir süreç yaşıyoruz. Hem
dünyada, hem de ülkemizde, dolu dizgin bir gidiş… Küreselleşme,
çatır çutur, mali dedikleri krizle birlikte yeni açlar, yeni
yoksullar yaratarak, göçtü gider. ABD’nin başına oturacak olan
merak ediliyor, ama, beni hiç de ilgilendirmiyor; çünkü,
arkasındaki büyük güçlere bakarım ben: Savaş sanayi gibi dev bir
ekonomik gücün desteğiyle seçilen, ne barış getirir dünyaya ne
de huzur. Getirmeyeceğini de Filistin’de, Gazze’de göstermeye
başladı zaten…
|
Susurluk
-Ergenekon Hattının Kirli Senaryosu
-Bedri Baykam-
Atatürkçüler önce yıllarca öldürüldü, terör tehdidi
altında yaşadı. Şimdilerde ise ülkemiz gelişti. Artık cinayete kurban
gitmiyorlar, tutuklanıp cezaevine konuyorlar! İşte ben buna “medeniyet”
derim, demokratik bir hukuk devleti olma doğrultusunda demek ki bayağı
yol kat etmişiz… Nedenleri her iki “sağ ve sol ucundan” malum bu
ilerleme(!), hangi gerçeklerle yaşandı, onu zaten biliyorsunuz!
|
Sanatın
Çirkin Yüzleri: "İçeridekiler"
-Bedri Baykam-
Yıllardır medyadan takip ettiğimiz ve ne yazık ki
kanıksadığımız bir durum vardır: 2.Cumhuriyetçi medyada, ulusalcı ve
solcular sansür edilirler, dünyaya hep anti-Kemalist gözlükle bakılır.
Medyada yıllardır hangi sergi veya kitabımın hangi basın organlarında,
nasıl sayfalardan son anda çıkarılarak yok edildiğini, içinden
örneklerle biliyorum. Siyasi duruşumla direkt olarak bağlantılı olan bu
zavallılıklara, Kemalizm’e hayatımın onuru olarak baktığım için
aldırmadım. Artık, aynı grubun kültüre sızmış kesimi, bu iğrenç tavrı
sanat yaşamımıza yönlendiriyor.
|
Gazze
Trajedisi
-İvo Molinas-
Gazze’de olanlar gerçek bir
trajedidir.
Gazze’de gerçekleşenler, insan olarak
umutlarımızın tükenişinin resmidir.
Gazze’de olanlar, yöneticileri ile onların,
saldırıya davetiye çıkardıkları ‘düşmanları’ arasında kalmış bir
halkın acı fotoğrafıdır.
|
Sanatın
Çirkin Yüzleri: "Dışarıdakiler"
-Bedri Baykam-
Sabrın taştığı noktalar vardır bir insanın yaşamında.
Yapılan her türlü haksızlığa, atılan her türlü iftiraya karşı, “it
ürür kervan yürür” dersiniz, tepki vermemek için direnerek… Sonra
bir an gelir, öyle yeni bir alçaklık yapılır ki, o andan itibaren
susmanız mümkün olmadığı gibi, sessiz kalmanızın tam tersine, ülkenize,
tarihinize zarar veren bir “iç saygısızlık” olduğunu fark edersiniz…
İşte öyle bir an yaşıyorum. Bugün size yurtdışından karşıma örülen bazı
duvarları anlatacağım. Ama esas bardağımı taşıran “yerel yüzsüzlükleri”,
haftaya konuşacağız.
|
Karhane
mi Olacak
-Arif Ekim-
17 Ağustos 1999 ve peşi sıra 12
Kasım 1999 tarihlerinde yaşanan depremlerde, depremin neden
olduğu travma sonrası ruhsal rahatsızlık içinde bulunan yüz
binlerle ifade edilen insanımıza psikolojik destek verecek
kurumsal bir yapı olmaması büyük sıkıntı yaratmış ve eleştiri
konusu olmuştu. Japon Kızılhaç’ının girişimiyle, Uluslararası
Kızılhaç tarafından temin edilen parayla, 3 Ağustos 2001
tarihinde dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, SSK
Genel Müdürlüğü, Kızılay ve Kızılhaç temsilcileri arasında
imzalanan bir protokolle, öncelikle afetzedelerin ihtiyacını
“herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tabi olma şartı
aranmaksızın” karşılamak üzere, bu tesisin yapımı kararı
alınmıştı.
|
Ey
Türk Milliyetçileri Bir Senaryonun Oyuncusuymuşuz Ya!!! -Hakan Paksoy-
20. yüzyılın başlarında olup bitenlerden hiç ders
alınmamış gibi hala; “hürriyet, adalet, müsavat” çığlıkları atılmakta,
insan hakları, demokrasi, özgürlükler denilmekte, itiraz edilemez bu
değerlere nasıl hangi formatta sahip olunacağını öğrenmek için,
çağdaşlaşmak ve batılılaşmak için Avrupa kapıları aşındırılmaktadır. Bu
kavramların ardına saklanılıp, kültürel ve inanç özgürlükleri öne
sürülerek Türk milleti ayrıştırılıp, ardından da ayrılıklara yol
açabilecek yeni yapılanmalara yol alınmaktadır. Arada bir de zevahiri
kurtarmak için “efendim, bunlara Türk insanı layıktır, bunlar evrensel
değerlerdir” denilerek bu dayatılanlara kılıflar bulunmaya
çalışılmaktadır.
|
Kitlesel
İntihar veya Mankurtlaşma
-Muharrem Kılıç-
“Mankurt”un ne demek olduğu konusunda bilgi
sahibi olmayanlar için çok kısa bir açıklama ile başlayalım
yazımıza. Mankurt, geçmiş zamanlarda, Asya’da birbirine düşman
kabilelerden birinin, diğer kabileden bir genci kaçırarak, uzun
işkencelerden sonra belleğini silmeleri ile meydana getirdikleri
yeni bir kimliktir diyebiliriz. Bu işkencenin en klasik uygulaması
şöyle yapılmaktadır: Kaçırılan gencin saçları ustura ile kazınır.
Kafasına yeni yüzülmüş bir deve derisi geçirilerek, güneşin altında
elleri ayakları bağlı şekilde yatırılır. Sadece yaşayabileceği
kadar, çok az yiyecek verilir, çok az su verilir. Bu arada,
kafasından çıkmaya başlayan yeni saçlar, taze deve derisinin içine
doğru işler. Güneşin etkisi ile kurumaya başlayan deve derisi
kafayı sıkmaya başlar. Aç, susuz, yakıcı güneş altında saçlarının ve
deve derisinin verdiği acı ile genç bilincini kaybeder. Hiçbir şey
düşünemez hale gelir. O an için ölüm bile o kişi için bir
kurtuluştur. Ancak, sahipleri(!) buna izin vermezler.
|
Kampanya:
Barış, Anlamsız Özürlerden Geçmiyor!
-Bedri Baykam-
Ayrıca birçok ek soru vardır: 1915
olaylarını kim, hangi sebeple başlatmıştır? Hoşgörüsüyle tanınan bir
ulus, yüzyıllardır barış içinde bir arada yaşadığı insanlara nasıl olur
da durup dururken en güçsüz olduğu dönemde bir ”soykırım” yapmaya
kalkışabilir? “Tehcir”, acaba hangi nedenlerle gündeme getirilip
uygulanmıştır? Yaşanan olaylar bir “soykırım” idi ise, İstanbul’daki
Ermeniler neden yok edilmemiştir? Neden ortada bir tek Nazivari karar
veya slogan yoktur? Bugüne kadar gerek 1918, gerek tarih boyunca kıyıma
uğratılan onca Türk için kim özür dilemiştir? Bu “vicdani” özürün
ardından toprak ve tazminat talepleri gelmeyeceğini kim söyleyebilir?
|
Türkiye'li
Özürlülerden Özür
-Hüseyin Özbek-
Türkiyeli aydınların, Türkiyeli
akademisyenlerin 1915 Tehcir’ i –zorunlu göç- için
Ermenilerden özür dileme kampanyası yılbaşında başlayacakmış!
Bilindiği gibi Ermenistan dışında dünyanın değişik ülkelerinde
yaşayan Ermeni topluluğu Diyaspora olarak adlandırılmaktadır.
ABD ve AB başta olmak üzere arkasındaki güçlü müttefiklerin
desteğiyle uluslararası arenadaki konumunu sağlamlaştıran
Diyaspora’nın Türkiye’ yi içerden sıkıştıracak etkili yandaşlar
bulmakta da zorlanmadığı anlaşılıyor.
|
Mustafalaştırma,
Sıradanlaştırma, Buharlaştırma
-Hüseyin Özbek-
Bazı adlar, imgeler akıldan
geçirildiğinde, yahut dillendirildiğinde olumlu çağrışımlara yol
açar. Mustafa Kemal, bu değerlendirmeye uygunluk açısından
verilecek örneklerin başında gelir. Atatürk adıyla birlikte
bilincimizde bağımsızlık, onur, direnme, baş eğmeme, saygınlık,
askeri deha, yüksek komutanlık vasıfları, ulusu kurtarma, devlet
kurma başta olmak üzere bir sürü kavramın resmigeçidi başlar. Bunun
nedeni, siyasal, sosyal tercihleri farklılıklar taşısa bile sıradan
insanlarımızın ezici çoğunluğu için Atatürk’ ün hem kişisel hem de
kolektif bir gurur, onur simgesi olmaya devam etmekte oluşudur.
|
Bir
Gerçek "Mustafa Kemal” Filmi Özlemi...
-Bedri Baykam-
Geçen hafta “Mustafa” filminde, Can
Dündar’ın “herkese yaranmaya çalışma” hırsı içinde kendini imha edişiyle
ortaya çıkan “ölüm noktasını” yazmıştım. Dündar, Atatürk’ün o
dönemde hiçbir batılı liderde bile görülmeyen demokratikleşme çabalarını
bilinçli olarak örterek ne yazık ki, kötü niyetini tescil etmiş oldu.
Bugün ise size Dündar’ın filminin gaflarının kanıtlarını saymaya devam
ederek zamanınızı çalmayacağım. Özellikle Turgut Özakman’ın nefis
dizisinden sonra…
|
Uluslararası
Örgütler ve Sivil Toplum Kuruluşları Artık Sorgulanmalı
-Reşat Doğru-
Uluslararası kuruluşların, devletler
arasında işbirliğinden, tutun da barışın korunmasına kadar görevler
yapması tüzüklerinde yazılmıştır. Ancak şu anda Irak yanıyor, 1,5
milyon insan ABD işgalinden dolayı öldü. Afganistan, yıkılıyor.
Kafkaslar, Balkanlar, Ortadoğu da görevlerini tam olarak yaptıklarını
söyleyebilir imiyiz? Uluslararası kuruluşların, Tarihte bir kaç
devletin kontrolün de, istedikleri kararları çıkartan, istedikleri
ülkelere saldırtan, istedikleri yaptırımları yapan, durumdan
kurtulduklarını, tarafsızlık içerisinde olduklarını söyleyebilir miyiz?
|
Başbakan'ın
Hazinesi
-Aydoğan Kekevi-
Doktorun bekleme odasında
dergilere göz atıyorum. En üste
Bunte
dergisi var, biraz eskice, Temmuz 2008 den kalma. Sayfalarını
karıştırırken gözüme
“KANZLER’in HAZİNESİ”
başlıklı yazı ilişti. Başbakan Bayan Merkel’i
Cezayir’de Karşılama Bölüğü’nü selamlarken gösteren bir de resim, onun
altında da Başbakanların hazinesinde bulunan ve sergilenen hediyelerden
bazılarının resimleri. Bunlar Almanya Başbakanlığı’nın hazine odasında
bulunan 4.000 hediyeden 800’ü bayan Merkel’e verilen hediyelerin
bazılarıymışlar... Ötekiler de Merkel’in seleflerinin yani
öncellerininmiş.
|
Türk
Dünyası İlgi Bekliyor, TİKA Asli Görevini Yapmalı
-Reşat Doğru-
Türk Dünyası ile ilişkilerde maddi kaynaklı
projeler yanında ilişkilerin geliştirilmesine katkısı olan işbirliği
çalışmalarına, eğitim çalışmalarına ve sempozyum ve konferans gibi
toplantılara önem verilmeli ve bunların sayıları artırılmalıdır.
Geçtiğimiz ay içersinde İstanbul’da gerçekleştirilen yerel Yönetimler
Sempozyumu gibi toplantıların daha sık yapılması gerekmektedir. Bu tür
etkinliklerin kardeş ülke topluluklar ilişkilerin gerçekleşmesine daha
çok yarar sağlayacağına olan inancımı belirtmek isterim.
|
Alevi
Mitingi Neye Hizmet Eder?
-Mustafa Cemil Kılıç-
İnkar edilmez bir gerçek daha kazındı
belleklere; Aleviler, Alevilik adına ilk kez bir meydanda toplanıp
kimliklerini bu denli net ve hatta yer yer sert bir şekilde haykırdılar.
Belki bu mitingi düzenleyenler, kamuoyuna ilan edilenlerin dışında da
hedefler güdüyorlardı. Belki bu mitingin bir amacı da Alevi kurumları
arasındaki taban kapma yarışında öne geçmekti. Hatta belki Alevilik
tanımlamalarındaki kimi yeni yaklaşımları tabana kabullendirme amacı da
söz konusuydu; Alisiz ve İslamsız Alevilik gibi…
|
“Mustafa”
Filmi’nin Ölüm Noktası….(1)
-Bedri Baykam-
“Filmin ikinci yarısında, 1930’da,
Atatürk’ün üç haftalık bir yurt gezisine çıktığı, halktaki
hoşnutsuzluğu, dalkavuklardan ve rüşvetlerden şikayetlerini biraz
şaşkınlıkla öğrendiği anlatılıyor. Oğlumun kulağına fısıldıyorum “bak
şimdi Serbest Fırkadan söz edecek”. Ne gezer! Dündar, o noktadan
sonra birden 1933’e, 10.yıl nutkuna atlıyor, sonrada ardından Atatürk’ün
yine ne diktatörlüğü kalıyor, ne de muhalefeti toptan yok etmesi…. Yani
Atatürk’ün 1930’da uzun aylara yayılan bir süreçte Fethi Okyar’ı
çağırttığı, kendi partisinin yani CHP’nin karşısında bir muhalefet
partisi oluşturması için görev verdiği; Okyar’ın da bunu
gerçekleştirdiği “yaşanmamış” sayılıyor.
|
İtiraf
-Mustafa Cemil Kılıç-
2 yıl kadar Kur’an kursu eğitimi aldım. Arap
harflerini telaffuz etmeyi haftalar süren bir uğraş sonucunda
başarabildim. Kolay değildi. Türkmen’dim ve Türkçe dışında hiçbir başka
dil işitmemiştim. Gırtlağımız Türkçe’ye göre şekillenmişti ve Türkçe’nin
seslerini çıkarabilir biçimde yetişmiştik. Ne var ki anlamını bile
bilmediğimiz bir dilin harflerini kutsal sanarak söylemeye çabaladık ve
bunu yaparken de hocamızın telkiniyle sevap işlediğimizi düşündük
durduk… Kur’an kursunda sadece Kur’an okumayı değil
İslam dininin kimi kurallarını da öğreniyorduk. 32 farz denilen kurallar
bunların başında geliyordu. Sürekli tekrar ediyorduk aynı bilgileri. Bir
de hiçbir şey anlamadığımız Arapça cümleleri kutsal sözler diyerek
yineleyip duruyorduk… Bir gün bir arkadaşımız Arap harflerini “İslam
harfleri “ şeklinde nitelemiş ve “ Biliyor musunuz beton kemal İslam
harflerini yasaklamış ve gavur yazısını yazmayı emretmiş “ deyivermişti.
Çocukça bir saflıkla beton kemal kim, diye sormuştum. Gülüşmeler
eşliğinde heykelleri kastedilerek Atatürk’e böyle bir yakıştırma
yapıldığını o gün öğrenmiş ve uzun bir konuşmanın ardından Atatürk’e
nefret duyguları ile dolmuştum.
|
Yüzyıllık
Hesaplaşma
-Hüseyin Özbek-
Birinci Dünya Savaşını bizim açımızdan
yenilgiyle sona erdiren 30 Ekim 1918’ de imzalanan Mondros Silah
bırakışması daha sonra dayatılacak Sevr için emperyalist cepheyi
cesaretlendirecek hükümler içeriyordu. Mondros Silah bırakışmasına
ilişkin metinden, emperyalist bağlaşıkların Osmanlı’nın 30 Ekim 1918
tarihi itibariyle elinde kalan toprak parçasında bile egemenliğini
sürdürmesine izin vermeyecekleri anlaşılmaktadır. 1918- 1922 arası
İstanbul hükümetleri yenilgiyi kabullenmişlerdir. Milli direnişi
hayallerinden bile geçirmeyen bir teslimiyet psikolojisi içinde,
emperyalist cephenin öncüsü İngiltere’ den merhamet ve icazet
bekleyen acınası bir durumdadırlar.
|
Evliya
Çelebi'de Yalova
-Arif Ekim-
Evliya Çelebi’nin muhteşem eseri Seyahatname, insanı zaman zaman
şaşırtan, yaşadığı dönemle ilgili tanık olduğu olaylar,
gezdikleri yörelerle ilgili anlatımlarıyla tarih araştırmacıları
için eşi benzeri az bulunur dev bir kaynaktır. Bu kaynağı okur
ve incelerken ihtiyatlı olunması gerektiği hususunda hemen hemen
bütün tarihçiler birleşmektedir. Örneğin,
1611-1682 yılları arasında yaşamış olan Evliya Çelebi'nin,
yazdıkları, başka kaynaklarca doğrulanmamış ise, kuşku ile
karşılanmalıdır düşüncesini ifade eden tarihçilerimizden birisi
de M. Cavid Baysun’dur. MEB tarafından basılan İslam
Ansiklopedisi'nde, ilgili madde içinde, M. Cavid Baysun, bakın
Seyyahımızı nasıl değerlendiriyor: “Anlattıklarına ekseriya
fevkalade şeyler katmak itiyadı” olan, “sergüzeşte meyli kadar
muhayyilesi de kuvvetli olan” bir kişidir Evliya Çelebi.
|
Kemálsiz
Kemalizm
-Yağmur Atsız-
Tasavvur buyrulsun ki bir Bay Baykal
çıkıp ‘Atatürk yalnız bir adam değildi.’ demek
fütursuzluğunda bulunabiliyor. 20. Yüzyıl’ın tur farkıyla En
Yalnız Türkü için bunu söyleyebilmek emînim ki ya eşi
menendi bulunmayan bir cehálet ya da derin bir foyalar meydana
çıkacak korkusuyla kaabildir. Bana inanmıyorsanız Fálih Rıfkı Bey’in
‘Çankaya’sını okuyun! İnsan biraz utanır! Ölümünden
70 sene sonra hálá mektublarını fellik fellik milletinden
saklıyorlar! Bağlayacak olursak Türkiye Cumhûriyeti bir
‘Riyá İmparatorluğu’dur. Gerek kuruluş şeması ve gerekse
terminolojisi bakımından George Orwell’in o ünlü romanı
‘1984’ ile irkiltici benzerlikler göstermekdedir. Bu
kábusdan kurtulmanın tek yolu olan demokratikleşme, saydamlık ve
hukuk devleti düzeni ise ancak, henüz tam teşekkül edememiş bulunan,
bir geniş, bir kitlesel bağdaşma ile mümkindir. Yoksa biz 2023
Yılı’nda da yine AB Komisyonu İlerleme Raporu’ndan cımbızla
‘olumlu nokta’ aramaya devám ederiz. Tabii 2023’e kadar
hálá bir Türkiye Cumhûriyeti kalırsa...
|
Yüksek
Kültür
-Kürşad Kahramanoğlu-
Bu yazı, Türkiye’nin iyiye doğru
geliştiğine inanan ve bu gelişmenin motorunun da, AKP
olduğunu zannedenlere ithaf edilmiştir. (Özellikle de,
Taraf’lı genç arkadaşlarımın okumalarını rica ederim).
Biliyorsunuz, 2010 yılında İstanbul’umuz Avrupa’nın Kültür
Başkenti olacak. Şehrimizi bu önemli şerefe hazırlamak için
de, yapılandırılmış bir Avrupa Kültür Başkenti Ajansı
Yürütme Kurulu Başkanlığı var. Bu ajansın başkanlığında da,
eski Mao’cu Nuri M. Çolakoğlu Bey oturmakta. Ben, bu eski
Mao’cuları bilirim. Sayıları Batı’da azdır. İngiltere’de
birkaç tane tanıdım; içlerinden bazıları da yakın arkadaşım
oldu. Sisteme çok iyi uyum sağlarlar.
|
O,
Benden Daha Beyaz
-Ege Cansen-
Bu yılın
mart ayında bizim evde, hanım tarafından kırk yıllık dostumuz olan
Amerikalı bir aile kaldı. Ailenin babası Chris, felsefe tahsil etmiş ama
geçimini konser piyanisti olarak sağlayan keskin dilli İrlanda kökenli
bir Amerikalıdır. Ailenin tüm fertleri Bush'tan hiç
hoşlanmıyordu. Tartıştığımız konuların başında da pek tabii yaklaşmakta
olan ABD'deki başkanlık seçimleri geliyordu. O günlerde Bayan Clinton'la
yarışmakta olan Obama, henüz Demokrat Parti'nin başkan adayı
değildi. Ama olacak gibi duruyordu. Her yabancı gibi ben de bir
siyahinin ABD'ye başkan olmasının zor olduğunu düşünüyordum. Chris'e
bunu sordum. Teni káğıt beyazı olan Chris "Obama, benden daha
beyazdır" dedi. Bu yanıttan anladım ki Amerikan seçmeninin Obama'yı
algılaması benim zannettiğim gibi "siyah" olmayacaktı.
|
Aşka
Dáir
-Yağmur Atsız-
Endîşem odur ki "modern"(!)
İttihadcılarımız da Türkiye'yi severken boğacaklar. Atatürk'ü böyle
sınırsızca sevdiklerini söyleyen ve muhtemelen gerçekden de seven
kimselerin, Atatürk Fikriyátı'ndan bu derece nasibsiz olduklarını
görmek yürek burkan bir tesbît. 12 Eylül Zorbaları'nın Elebaşısı
Evren bir gün gazetecilere şu "hikmet"i
yumurtlamışdı: "Çocuklarımıza Fransız İhtiláli'ni öğretdik
ama Atatürk Devrimleri'ni öğretemedik." Tasavvur buyrulsun!
O kadar cáhil ki daha Atatürk Devrimleri'nin Fransız İhtiláli'nin
öz-be-öz evládı olduğundan ve o olmasa Atatürk Devrimleri'nin
sözkonusu bile edilemeyeceğinden bî-haber!!! Mankafa áşıklar
sevgililerini mahvederken kendileri de mahvolurlar. Bu benim
umurumda değil ama sevgili umurumda... Benim de sevgilim çünki...
|
“Belgesel”miş,
Hadi Ordan Sen de!
-Aydoğan Kekevi-
Madem ki Atatürk’e karşı her
bu tür girşiminizden sonra kendinizi savunur, bizi de uyuturken sık sık
söylediğiniz gibi “Güneş
balçıkla sıvanmaz”, “Altın
değerinden kaybetmez”;se bunu söyleyen günümüzün
politikacıları, yazarları, entelleri sizler de
toplumumuzun birer güneşi, birer Reşadiye altunlarısınız: Dökün
özelliklerinizi, nerenizde ne var bilelim, kimin basuru var,
kimin neresinde nesi eksik nesi fazla hepsi dökülsün bir bir ortaya;
dökün ortaya özel aile içi envanterinizi, kim kime ne diyor neyi nasıl
yapıyor, rakıyı sulu mu susuz mu içiyor bilelim; dökün servetlerinizin
kaynaklarını kalmasın gizliniz saklınız, nasıl olsa toplumumuzun güneşi,
paslanmaz altınlarısınız...
|
IMF'nin
Reçetesi Hep Ümük Sıkmaktır
-Ege Cansen-
Başbakan
haklıdır! Ülkenin ümüğünü ne IMF'ye ne de başka bir kuruluşa sıktırmamak
gerek. Ümük bu; sıkılırsa insan ölebilir. Mademki IMF ile ilişkiler
"ümük sıkma ya da sıktırtmama" benzetmesine indirgendi biz de
aynı çizgiden devam edelim. Bu IMF denilen ve patronluğunu Amerika'nın
yaptığı kuruluş, aslında bir bankadır. Döviz sıkışıklığına giren
ülkelere faizi mukabilinde ödünç para verir. Bu parayı verirken de
borçlanan ülkenin, aldığı borcu geri ödeyebilmesi için yapması ve
yapmaması gerekenleri dikte eder. İşte ümük sıkma meselesi burada
devreye girmektedir.
|
Temel
Ayırıcı Özellik; Şahsiyet
-Sırrı Çınar-
Sosyal, siyasi, ekonomik ve insanla
ilgili her türlü problemin varlığında ve çözümünde temel faktör
insanın ürettiklerinin tamamı yani inandıkları, davranışları,
düşünceleridir. Bunlar genel kapsayıcı kavram ve tanımlamalardır.
Bu genel kapsayıcının altında yatan ise insanın kazanımlarıdır. Bu
kazanımlar, doğduğu andan itibaren başlayan öğrenmeyle edinilen
birbirine bağlı gelişen algılama, anlama, muhakeme etme, yorumlama,
taklit etmeyle, yaratılış ve genetik özelliklerinin, beslenme,
sosyal ve fiziki çevrenin kattıklarıyla tamamlanır. Boyu, rengi,
ağırlığı, görüntüsü, cinsiyeti gibi dıştan görünen özellikleriyle
algılanan insanı asıl insan yapan ise kazanımlarıyla elde ettiği
ayırıcı özelliği olan “şahsiyetidir”.
|
Ankara
Başkent ise İstanbul Ne?
-Aydoğan Kekevi-
Şimdi bir Bilgi yarışması
düşünün, yarışmanın sorusu da “
Türkiye
Cumhuriyeti’nin Başkenti neresidir?” gibi kolay bir soru
olsa, katılımcımız da buna
“İstanbul”
dese ne olur?; ne olacak “puan”
muan alamaz değil mi ? Teorik olarak “Ankara’nın
Türkiye Cumhuriyeti’nin Başkenti” olduğu resmi kayıtlara
göre doğrudur, peki pratik de durum nasıldır?:
Sanırım sizlerin de benim gibi dikkatinizi çekmiştir; özellikle şu son
2-3 yıldır ülkemizde düzenlenen uluslararası siyasal toplumsal
etkinliklikleri bir düşünün.
|
Taraf,
Önünü Gördü mü?
-Kürşad Kahramanoğlu-
Hazır, ezber bozan durumlara değinirken, bir
de son ekonomik(!) krizle aklıma geliveren bir iki soruyu da sizlerle
paylaşayım: Adına ekonomik, global kriz diyorlar ama bu aslında bir
düzen krizi değil mi? Hani bu kapitalist sistem, kendi kendini
ayarlayabiliyordu? Yapılacak en kötü şey, devletin piyasalara
müdahalesiydi? Milyonlarca işçiyi işinden eden özelleştirme, devletin
elini özel sektörden çekmesi olarak bizlere, zorla
kabul ettirilmemiş miydi? Bu hükümet Meclis’teki büyük çoğunluğu ile
“Sosyal Güvensizlik” tasarısını geçirirken, “geleceğimizi güvenceye”
almıyor muydu? Ülkenin, fakirin, fukaranın durumlarını düşünmüyorlar
mıydı? Şimdi bu sistem krizi karşısında; sistemin gerek iç gerek dış
müdafilerinin çözüm önerilerine ne buyurulur? Gel de, Chávez’in Bush’a
“yoldaş” diye hitab etmesine kıs kıs gülme!
|
Türkiye'den
Ufkun Ötesine Bakmak -Bir Deneme-
-Galip Türkmen-
Türkiye kendisi ile boğuşmaktan vazgeçip toparlandığı
takdirde yeniden küresel bir güç olmanın bütün imkanlarına sahiptir.
Ancak, küresel anlamda bir güç olmak ne kadar isabetli olacaktır? Ben
şahsen bütün dünya ile barış içinde ilgilenmek gerektiğine inanıyorum.
Tanımı gereği hegoman olması gereken “küresel güç” Türkiye için ne kadar
istenilebilecek bir şey buna emin değilim. Her geçen gün dünyanın
merkezi haline gelen bir bölgede “bölgesel güç” olarak ayakta kalmak
büyük başarı olacaktır. Adriyatik’ten Kıtay’a (Çin’e) bu gücün barış
içinde, insan hakları ve adalet temelli olarak derinleştirilmesi
önümüzdeki yüzyılın başlıca konusu olmalıdır.
|
Mu
Uygarlığı Bir Türk Uygarlığı mıydı?
-Muharrem Kılıç-
Son yıllarda dünyanın
her yerinde Mu kıtası konulu çalışmalar yapılamaktadır.
Araştırmacılar, gelişen teknolojiden de yararlanarak geçmişte
yapılan araştırmaları derinleştirmekte ve daha yeni, daha detaylı
bilgilere ulaşmaktadırlar. Bu çerçevede de araştırmacının kimliğine
ve düşünce yapısına göre farklı bilgiler ortaya çıkmakta, deyim
yerindeyse bir bilgi karmaşası, hatta zaman zaman “bilgi kirliliği”
diyebileceğimiz durumlar oluşmaktadır. Mu kıtası hakkında ilk
objektif sayılabilecek çalışmayı İngiliz araştırmacı James
Churchward yapmıştır.
|
Devletini/Milletini
Arayan Millet/Devlet
-Yağmur Atsız-
Herkesin öfkesi burnunda ve herkes
herkesi sayıyla kendine gelmeye dávet ediyor. Pek ümîdim yok ama
belki tozun dumanın bir mikdar yatışmasına katkısı dokunur
düşüncesiyle bir iki noktaya dikkat çekmek istiyorum. Toz duman
yatışırsa en azındasn yumruğu nereye salladığımızı biliriz. Çünki
insanın kendi çenesine kroşe patlatması muhtemelen márifetdir ama
makbûl márifet sayılmaz. Önce yaşı müsáid olanlara bir sual: Son 40
yıl boyunca sizin kaç subay komşunuz oldu?
|
Asto-Ekonomi
-Ege Cansen-
Finansal
krizi aşmak için alınan veya alınacağı söylenen önlemlerin hepsi
sanaldır. Mesela AB ülkelerinin hepsinin bütçesi açıktır. (Ayrıca bütçe
açığı mutlaka kötü bir şey değildir.) Yani halk değimi ile bu
devletlerin kesesi boştur. Hiç boş kesenin ağzı açılınca, içinden 2.5
trilyon dolar çıkar mı? Bundan daha "okus pokus" yani sanal bir
şey olur mu? Bütün finansal kararların reel ekonomi üzerinde iki reel
etkisi vardır. Birincisi, milli gelirin artması veya azalması, ikincisi
ise milli gelirin bölüşümüdür. Alınan önlemleri bu kıstaslardan
değerlendirmek gerekir. Toksik kağıt veya kesenin ağzı açıldı láflarına
takılıp kalmayın.
|
İstanbul
Kızı Feride ya da Çalıkuşu
-Gökhan Ulumlu-
Aradan çok seneler geçti.
Yabancı bir şehirde yabancı bir odada kendi fikirlerimle yalnız
kalmak için başladığım bu gecede elim hala eski günlerdeki gibi
küçük bir çocuk tavrıyla saçlarımı çekiştirmeye devam ediyor.
Reşat Nuri Bey’in toprağa düşeli tam elli sene olmuş. İnsan neye
tahammül etmiyor ki! Zevcesi onu görmeme ölürken bile müsaade
etmedi. Otuz dört sene boyunca beni hiç hatırlamayan Reşat
Bey’in ölümü için bugün hissettiklerim sükun ve tevekkül.
| |
|
 | | | Gorhuram
Türk Dirlik
Gorhuram Mirze Elekber Sabir 
Payi piyade düşürem çöllere Hari müğilan görürem gorhmuram
Seyr edirem berrü biyabanları Güli biyaban görürem gorhmuram Gah oluram behrde zövregnişin Dalgalı tufan görürem gorhmuram Gah çıhıram sahile her yanda min Vahşiyi ğerran görürem gorhmuram Gah sefeg tek düşürem dağlara Yanğılı vulkan görürem gorhmuram Üz goyuram gah neyistanlara Bir sürü aslan görürem gorhmuram Megberelikde edirem gah mekan Gebrde hortan görürem gorhmuram Menzil olur gah mene viraneler Cin görürem can görürem gorhmuram Bu kürrei arzda men mühtesar Mühtelif elvan görürem gorhmuram Harici mülkünde hetta gezib Çoh tuhaf insan görürem gorhmuram Leyk bu gorhmazlıg ile doğrusu Ay dadaş vallahi billahi tallahi Harda müselman görürsem gorhuram Bisebeb gorhmuram vechi var Neyleyim ahırbu yoh olmuşların Fikrini gan gan görürem gorhuram Gorhuram gorhuram gorhuram . Türk Dirlik
|
|
 |  |  
Türk Şiiri
|


| 
| Umumi Siyaset |
 |
Bor
Pazarında Yeni Ufuklar
-Galip Türkmen-
Bor piyasasında alarm zilleri çalmaktadır ve bu
makale, alarm zillerinin çaldığının duyurulması için hazırlanmıştır.
Çalan ziller, elbette US Borax için kaçınılmaz bir sonu işaret ederken,
ülkemiz ve Eti Maden için büyük fırsatları ifade etmektedir. Eti
Maden’in her ne kadar rakipleri bulunmaya devam edecekse de –ki, bu
gereklidir de- en büyük rakibi piyasadan çekilmektedir. Bunun sonucunda
piyasada oluşacak boşluğun doldurulması ve bor pazarında daha büyük bir
payın alınması için hızlı davranmak gerekmektedir.
|
 |
Ulus-Devlet
ve -Devir-Teslim Konuşması-
-İlker Başbuğ-
Küreselleşme çağında, bireyin ve
özgürlüklerin daha çok öne çıkışı doğaldır. Ancak “Devlet”, “Birey” ve
“Özgürlük” kavramları var olabilmek için birbirlerine ihtiyaç duyarlar.
Birinin diğerinin aleyhine genişlemesi her üçünü birden tehlikeye sokar.
Dolayısıyla, bu hassas dengenin korunması demokrasiler için özel bir
önem taşır. Bu dengeyi sağlamak ve korumak ise siyaset adamlarına düşen
önemli bir görevdir. Bu noktada kitle iletişim araçlarına, medyaya da
sorumluluk düşmektedir. Bugünün ulusal ve uluslararası politik
ortamında, medyanın sağladığı olanaklarla insanların zihinleri gerçek
anlamda bir mücadele alanıdır.
|
 |
Ergenekon
4 -Kim Yalancı?-
-Ömer Dönderici-
Yaratılalı beri canlıların ve irili ufaklı canlı
topluluklarının –her birinin- çıkarları çatışmıştır. Bu çatışmaların pek
azında, taraflar apaçık savaşır. Aldatma, değişik ton ve dozlarda, bu
çatışmaların ayrılmaz bir parçasıdır: Gizlenme, kamuflaj, kılık
değiştirme, taklit, göz boyama, görüntü saptırma, yalan bu silahlardan
bazısıdır. Söz gelimi, bir düşmanın, “ben düşmanım!” diye haykırmak
yerine, dostmuş gibi ortaya çıkması; dost görünümlü örgütler kurması
veya dost –ama aptal- örgütlerle işbirliğine gitmesi olasılığı her zaman
daha fazladır.
| |
 |
Türkiye’de
Dincilik ve Laikçilik - Veya Maraşlı İmam Neyle İştigal Ederdi?
-İskender Öksüz-
“Dincilik” kelimesini, dindarlıktan ayrı, hattâ
zaman zaman dine zıt bir istismar ve skolastisizm anlamında
kullanıyorum. “Laikçilik” de benzer şekilde, laiklikten ayrı ve
zaman zaman laikliği ihlal eden bir başka skolastisizm...
Dindarlığı ve dini, dincilikten; bilim metodunu ve laikliği
laikçilikten tenzih ederim. Tıpkı Atatürk’ü Atatürkçülük’ten tenzih
ettiğim gibi. Önce dincilikle laikçilik arasındaki kavganın sürüp
gittiği oyun alanına bir bakalım. Su üstündeki mücadelede karşılıklı
cehalet hemen ön plana çıkıyor. Bunun en güzel örneği, bir millî
kahramanımızla, Maraşlı sütçü İmam’la ilgili.
|  | Din Hakkında -Yusuf Akçura
Dinler, din olmak bakımından, gittikçe siyasi ehemmiyetlerini, kuvvetlerini kaybediyorlar. İçtimai olmaktan ziyade şahsileşiyorlar. Cemiyetlerde vicdan serbestliği, din birliğinin yerini alıyor. Dinler, cemiyetlerin ek işleri olmaktan vazgeçerek, kalplerin hadi ve mürşitliğini deruhte ediyor, ancak halik ile mahluk arasındaki vicdani rabıta haline geçiyor. Dolayısıyla dinler ancak milletlerle birleşerek, milletlere yardımcı ve hatta hizmet edici olarak, siyasi ve içtimai ehemmiyetlerini muhafaza edebiliyorlar. (1903, Kahire, Üç Tarz-ı Siyaset)
| 
|
İnsan, kendi başına varolan veya yaratılıştan önce Tanrıda hazır bulunan bir "ideler dünyası"nın sonradan şekillendiricisi değil, dünyada ve kendisinde oluşum içinde bulunan ideler düzeninin birlikte şekillendiricisi, birlikte yapıcısı, birlikte gerçekleştiricisidir. İnsan, "ilk-varolan"ın kendini onda ve onun aracılığıyla kavradığı yer olmakla kalmaz, aynı zamanda, onun özgür karar vermesinde Tanrının kendini gerçekleştirmesi olabilirlik kazanır, insanın dünyadaki yeri, ne yalnızca "kul" ya da uysal bir hizmetkâr ne de kendi içinde tam ve eksiksiz bir Tanrının "çocuğu" olmaktır. Karar verme varlığı olarak insan, Tanrının birlikte savaşçısı," birlikte eylemcisi olmanın yüce onurunu taşır.
|
| 
| Siyaset |
 |
21.
Yüzyılı Anlamak
-Yağmur Atsız-
Fakat burada şunu da unutmamak gerekir
ki demokrasiler, dikta rejimleri tarafından baskına uğradıkları ilk
anlarda hantal ve şaşkın gibi görünseler bile uyanınca fená
uyanırlar. İkinci Dünyá Savaşı bunun en báriz örneklerinden biridir.
Çok kuvvetle muhtemeldir ki bu ‘başarı’ Rusya’nın
yanına kár kalmayacakdır. Sovyetler Birliği gibi bir silahlanma
yarışına girmesi için Rusya bütçesinin yüzde 40’ını askerî
harcamalara ayırmak zorundadır ki SSCB záten bu yüzden batmışdır.
Gürcistan Harekátı’nın ikinci günü Moskova Borsası’nın zararı on bir
milyar dolardır!!! İkincisi bu olay Kremlin’in gerçek çehresini
göstermesi bakımından da bir ‘şok terapi’ etkisi
uyandırmışdır. Bunu Bayan Merkel ve Bay Sarkozy’nin bile kavramış
olduğu izlenimi yaygındır.
|  | Kurgusal Kutsal Kurumlar -Hasan Bülent Paksoy-
Özellikle yayılma alanında oturanların gücünün ölçülmesi önemlidir. Bu güç, yalnız sayı ile belirlenemez. Mayasal köken, inançlar, eğitim düzeni bu gücün en önemli göstergeleridir. [iv] Balasagunlu Yusuf'un 1069 yılında yazdığı gibi, Beyler ellerini kılıçlarına dayamadan önce, atılabilecek çok adım vardır. Yeter ki, Düşüncelerin Kökenleri gözden kaçmasın. İstesek de, istemesek de, Düşünce İşverenlerinin doğru ya da yanlış olarak ileri sürdükleri, insanlığın yönünü değiştirir. Düşünce İşverenleri de düşüncelerini etkileyen Maya'lardan kaçamazlar. Bu Maya'lar da gerçek ya da kurgusal olabilir.
| 
| Sevgili Mustafa Kemal
Köhne düzeni yıkıp Türk Devleti'ni yenileyen seni çok iyi anlıyoruz. Yaptığın her Türk'çe yenilenmenin yinelenmesini isteyen senin ruhun şad olsun. Biz burdayız! Bilge Kağan'dan Mustafa Kemal'e yapılanın bilincindeyiz. Nice Türk'çe yenilenmeler için her an hazırız!
|
| 
| Edebiyat |
 |
"Önce
Kendini Düzelt!"
-Gökhan Ulumlu-
Oğuz Atay ahlak kurallarını, halka ulaşmayan
felsefi düşünceler yerine günlük olaylardan örneklerle vermeyi
denedi. Gerçek karakterlerden kendi kurgusal karakterlerini
yaratarak sorun nedir, ne yapılıyor, nasıl olmalı sorularına
yanıt aradı. Ancak kendi kısa yaşamı boyunca bu yazılarının
okunmaması onu üzüyor, basite indirgediği olayların
anlaşılmamasını anlayamıyordu. Okurlara hikayelerinde niye
okunmadığını bile sordu: “Okurum nerdesin?..”
|
 |
Türk
Romanında Eleştirinin Temel Yapıtları
-Haluk Güriz-
Son yıllarda
ülkemizde roman ve öykü alanında bir patlama yaşanmaktadır. İlk
yapıtlarını yayınlayan çok sayıda yazarın edebiyat yaşamına
girdiğini görüyoruz. Sıkça tartışılan konulardan birisi bunca
yapıt içinde değerlilerin var olup olmadığı ve buna bağlı olarak
Türk edebiyatında eleştirinin olup olmadığıdır. Yapıtı
eleştirmenlerce beğenilmeyen yazarlar kolaycı bir yaklaşımla
“Türkiye’de zaten doğru dürüst eleştiri yok”, “benim ölçütüm
kitabımın satışıdır” diyerek işin içinden çıkmaktadır.
|
 |
Bir
‘İngiliz Kemal’ Vardı...
-Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-
Ünlü Türk casusu “İngiliz Kemal”
adıyla tanınan Ahmet Esat Tomruk öleli 42 yıl oluyor. Türk
Milleti’nin yetenekli evlatlarından biri olan Tomruk,
I. Dünya Savaşı’nda, İstiklal Savaşı’nda ve 2. Dünya
Savaşı’nda, yaptığı istihbarat çalışmalarıyla ordularımıza destek
vermiş; ana dili gibi bildiği İngilizce’den dolayı da hep ‘İngiliz
Kemal’ olarak anılagelmiş özverili bir memleket evladı.
|
|

 |
|